Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
17
 

Memleketimden insan manzaraları 3

BU  NASIL  BİR  BÜROKRAT?

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü…

CAN YÜCEL

Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan yüksek bir bürokrat olsanız… Anadolu’nun çorak bir bölgesinde yoksul bir köyün hemen yakınında yatılı bir okul; bir “enstitü” yapmak için imkânsızlıklardan imkân yaratıp var gücünüzle çalıştığınız bir sırada, yanınıza yaşlı bir köylü gelip:

“- Bey, bey!.. Bebeler de öğretmenler de iyi çalışıyor; ama biz bu “enstitü”nün köyümüze ne faydası olacağını düşünüyoruz. Bizim tüccarımız yok ki, burada bir şeyler satarak yararlansın. Kahvemizde bunların hiçbiri oturmuyor. Bizim bildiğimiz, hükümet bizden hep almaya gelir; bu da böyle olmasın; diyoruz.” dese…

Şu münasebetsiz köylünün söylediklerine bakın hele! Zaten burnunuzdan soluyorsunuz… Yüz yıllardır, bin yıllardır devletin hiçbir şey yapmadığı bir köye büyük bir “müessese” getiriyorsunuz… Takdir edilip alkışlanmanız gerekirken, ne biçim bir konuşmadır bu böyle?

Haklı olarak kızarsınız tabiî. Söyleyip söyleyeceğine pişman eder, kovarsınız bu kaba adamı yanınızdan; değil mi?

Ancak, bu eleştiriye muhatap olan siz değilseniz…

T. C. Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ise…

Bu öykünün devamını, olayı yaşayan Hürrem Arman’dan dinleyelim:

“Tonguç kahkahayı bastı:

-İşte bu enstitüler size vermeye geliyorlar. Yarın elektrik kuracaklar; size de verecekler; damızlık hayvan verecekler…” (1)

Hayret değil mi? Sizin kızıp köpüreceğiniz bir durumda, Tonguç kahkaha atıyor.

Bizim, karşımızdakini azarlayıp kovacağımız bir yerde Tonguç, sakin sakin anlatıyor; bilgi veriyor.

Ne biçim bir yüksek bürokrat bu?

İçimizden biri ama bizden biri değil sanki!

*** *** ***

“Hükümet bizden hep almaya gelir; bu da böyle olmasın.” denmesine kızmayan bir bürokrat… Ülkemizde böylesine pek rastlanmaz ama…

Bu tutumunu normal karşılayıp, “Tonguç, köylünün âmiri değil ki! Sivil bir yurttaşa kızmaya, onu azarlamaya ne hakkı var bir bürokratın? Demek ki, Tonguç bu bilinçte bir insan… Ama diyelim ki, benzer bir hatayı bir öğretmen ya da bir öğrenci yapacak olsa, haklı olarak kızar o zaman. Daha doğrusu kızması gerekir.” diyenler olacaktır.

Sözgelişi, ziyaret ettiği bir okulda, bir ‘Köy Enstitüsü’nde, bir öğrenciye bilmesi gereken bir soru sorsa, öğrenci hiçbir cevap veremese, o öğrenciye de, onu iyi yetiştiremeyen öğretmene de kızmalı; değil mi?

Tabiî canım, böyle bir durumda kızmazsa, o öğrenciyi ve öğretmeni en ağır biçimde azarlamazsa, Genel Müdür olduğu nereden belli olacak?

Böyle davranmazsa, nasıl otorite sağlayacak? Böyle bir durumda bile kızıp köpürmeyen, ağzına geleni söylemeyen bir yüksek bürokrattan kim, niçin korksun; çekinsin? Öylesine sakin bir adama kim, niçin saygı göstersin?

İçimizden biri ama sanki bizden biri değilmiş gibi davranışları olan bu “Yüksek Bürokrat”ı bir deMahmut Makal’ın kaleminden tanıyalım:

“Öğle paydosundan sonra atölye yapısının duvarı dibinde ders yapıyorduk. Hava günlük güneşlik… Dersimiz de Yurttaşlık Bilgisi… Öğretmenimiz Mümtaz Sayın dersi anlatmaktayken, konuklar küme halinde geldiler. Aralarında Bakan yoktu; ama boynunda fotoğraf makinesi asılı Genel Müdür Tonguç en öndeydi. Dersin konusunu falan öğretmen kendilerine söyledikten sonra, Genel Müdür:

“Çocuklarla biraz görüşeyim” diyerek öğretmenliği ele aldı. Almasıyla da bana “kalk” demesi bir oldu:

Devletin vatandaşlara, vatandaşların devlete karşı görevleriydi, dersin konusu…

Genel Müdür bana dönerek:

“Devletin vatandaşlara karşı görevleri nelerdir?” dedi.”

Burada duralım biraz. Bu ne biçim sorudur, tanrı aşkına! Tamam, yurttaşların devlete karşı görevleri olur da, koskoca devletin “kul”u olan vatandaşlara karşı ne görevi olabilirmiş ki!

Bakalım; öğrenci Mahmut Makal, ne cevap vermiş:

“Ayağa kalktım, ama yanıtlayamadım sorusunu. Susup kaldım karşısında. İyi kötü bir şeyler vardı kulağımda, konuyla ilgili. İlkokulda da okumuştuk bu konuyu. Olağan bir ortamda çok şey söyleyebilirdim. Ama karşımda koskoca bir Genel Müdür ve yanında bir düzine büyük konuk… Bunlara söz söylemenin, bunlarla konuşmanın biçim ve yollarını bilmiyordum. Ben kimdim, onlar kimdi…”

Yaşlı köylünün söylediklerine kızmayan Genel Müdür, işte burada kızacak. Müthiş kızacak hem de! Ve haklıdır kızmakta!

Tamam, yaşlı köylüye karşı bağırıp çağıramadı ama şimdiki muhatabı bir çocuk… On iki, on üç yaşında bir çocuk… Gerek bu çocuğa, gerekse onu iyi yetiştiremeyen öğretmene verip veriştirse, kim ne diyebilir?

Biz olsak yanındaki, “Haklı adam, haklı… Ne söylese haklı!..” demez miyim

Tahminden vazgeçelim de biz, Makal’ı dinleyelim yine:

“’Otur’dedi.

Öğretmene dönerek, bizim ve konukların duyacağı biçimde şunları söyledi

“Çocuğun konuşmamasını bir hata saymıyorum. Bunlar yüzyıllardan beri sustukları için elbette birdenbire konuşamazlar. Bunlara ilk öğreteceğimiz şey, konuşturmak ve konuşmalarını, düşüncelerini söyleyebilmelerini sağlamak olmalıdır!” (2)

Nasıl bir adam, ‘Tonguç’ denen bu Genel Müdür? Yüzde yüz kızılması gereken yerlerde bile kızmıyor, öfkelenmiyor hiç.

Düşünün ki, bugün bile bir Vali, bir öğretmeni sınıfında, öğrencilerinin huzurunda eleştirip yerden yere vururken, 1940’ların başlarında, tek parti yönetiminin bir Genel Müdürü ne öğretmeni üzecek bir söz söylüyor, ne öğrenciyi…

Problemin gerçek nedenini şıp diye bulup gösterdiği gibi, çözüm yolunu da söylüyor. Ne biçim bir adam bu böyle? Ne biçim bir yüksek bürokrat?

Devlet memuru, hele hele bir Bakanlığın Genel Müdürü dediğin adam, şöyle bir kasıla kasıla yukarılardan bakar insanlara! Boru değil, başında “Millî” sözcüğü olan önemli bir Bakanlığın Genel Müdürü!.. O gururlanmayacak da ben mi gururlanacağım?

Olamaz, bizlerden biri olamaz bu adam! Soru sorduğu öğrenci, tek bir söz söylemeyip dut yemiş bülbül gibi susunca:

“- Konuşsana be oğlum! Dilini mi yuttun? Sağır ve dilsiz misin sen yoksa?” diye azarlaması gerekmez miydi? Sonra bu tuhaf adam, ne diye vatandaşın devlete karşı görevlerini değil de, devletin vatandaşlara karşı görevlerini soruyor ki?

Sanki bu yüce, bu âlî devletin adamı değil de basit bir yurttaş!.. Devletin, hükümetin değil de halkın, köylünün temsilcisi… Öylesine inanmış ki davasına ve öylesine benimsemiş ki görevini, en olumsuz durumlarda bile yanlış bir davranışta bulunmadığı gibi, yanlış bir söz de söylemiyor.                                                      

O’nu tanıma şansını yakalamış hiç kimseden hakkında tek olumsuz söz duymadım; okumadım.

“On bir yıl Genel Müdür koltuğunda oturmuş, (Hayır, oturmamış; hep çalışmış. Durmadan, yorulmadan gece gündüz çalışmış) 21 Köy Enstitüsü (21’incisi o görevden ayrıldıktan sonra açılmıştır) ve bir de Yüksek Köy Enstitüsü kurmuş bir insanın hiçbir yanlışı olmaz mı?”diye sorarsınız; öyle mi?

Vallahi, ben bir tane bile bulamadım; göremedim. Bulan, bilen varsa söylesin de öğrenelim.

Hodri meydan’..             

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

------------------------------------------------------------------------------------------------

(1) Uyandılar – Uyandırıldılar; Aydınlığın Yolunu Açtılar (Nadir Gezer, Alp Yayınevi, Bursa 2014, Sa. 36)

(2) Anımsı Acımsı (Mahmut Makal, Literatür Yayınları, İstanbul 2015, Sa.23 – 24)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 277
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 260
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster