Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '10

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
440
 

Menderes'i anarken ...

Menderes'i anarken ...
 

Adnan Menderes


27 Mayıs dramatik bir milat. Menderes ve arkadaşları rahmetle anılıyor. Türkiye, güçler ayrımının seçilmiş-atanmış ilişkisinin ve Ulusal egemenliğin ortak tanımı için hala emekliyor.

Vatandaşlık bilinci temelinde yükselen, vergilerini denetleyebilen ve kaynak kullanımı üzerinde seçimler dışında söz söylenebilen bir demokrasi kültürü yeterince kıvama ermedi.

Bunlara karşın, Türkiye, Dünya’nın en genç ve dinamik nüfuslarından birine sahip ve bölgesinin aksak-tamam belki de tek demokrasisi. Yeni yüzyılın yerküresinde, barış ve özgürlüklere ilişkin hedeflere katkıda bulunacaksa, bu, Cumhuriyet içinde demokrasi modeli ile daha etkin olabilir.

Bunun için ekonomisini düzeltmesi gerek.. “Ağır yaralı” bir ülke, Dünya’nın ortak ideallerini taşıyamaz; kendisi yük haline gelir. Gerçekten, ekonominin önceliği seçmen açısından da kavranıyor; tercihler esas olarak geçim ve aş sorunsalı ekseninde beliriyor. O nedenle geleceğin siyaseti, sektörler, gelir dağılımı, emeklilik programları ve istihdam yapılanması hakkındaki vaatleri ile oy tablosunda sıralanacak.

Bu olgu, klasik ‘sağ’ / ‘sol’ ayrımını geçersiz kılan bir durum değildir. Piyasa ekonomisi elbette baskın halde ve “sosyal pazar ekonomisi” veya ‘liberal piyasa’ ekonomisi, siyasetin de ana aksları… Menderes’in Demokrat Parti’si, bir büyük ana (damar/ aks) olarak, ekonomik liberalleşmenin öncüsüydü. O arada, devlet ile yurttaşın yakınlaşması açısından halktandı.


İktidara geldiklerinde buldukları şuydu: okuma-yazma seferberliği, kadınlara seçme hakkı, kamu altyapı yatırımları ve bankalaşma ile yoktan var’edilen bir ülke… Üzerine şunları koydular: İnşaat, kimya, lastik, otomotiv gibi sektörlerde sanayileşmenin önünü açmak... Uluslararasında bağıtlanan iş dinamikleri…

DP kendi bakış açısıyla; Anadolu devriminin toplumculuğu üstüne bir de bireysel devrimciliği (yenilikçiyi) getirdi… Öte yanda, ‘bulduğunu’ en naif yerlerinden, ‘arkaik örgütlere ve toprak adaletsizliğine ödün’ üzerinden zayıflattığı kaydedildi.

Öte yandan, ekonomideki ‘serbestleşmenin’ siyasal ‘özgürleşme’ ile koşut gelişmemesi yalnız DP’nin değil onun izleğinden giden AP, ANAP ve kısmen AKP’nin de sorunu. Bu öyle bir düğüm noktası ki, Türkiye demokrasisini, “mehter yürüyüşü”ne indirgiyor; siyaset ara rejimlerde, toplum ise rejime ara vermişlik gibi bir görüntü üzerinden gadre uğruyor…

Yargının işleyişi, üniversiteler dahil kadrolaşma arayışları, basın yayın özgürlüğüne genel bakış, Toplantı ve Gösteri hakkının kullanımı ve kitle örgütlenmesine mesafeli duruş.. Bu alanlarda “geriye doğru daha ileri(ci)” olunduğunu varsayanlar da var. Yani DP’nin, AP’den çok daha çağdaş olduğu söyleniyorsa; ardılı olduğunu iddia edenlerin yeterince ilerleyemedikleri düz mantık verisidir.

Siyasal merkezin sol kanadı ise programa dayalı yenilenmesini toplumun içinden de üretmek gereği bir yana, içe kapandığı süreçlerde birikimini hayata aktaramadı, teoride kaldı… Köy Enstitüleri, halkevleri ile aydınlanma, kalkınmayı köylüden başlatma ve ‘kimsesizlerin kimsesi’ olabilme ‘pusulası’ vardı solun ama; yenilenemeyen sendikacılık ve halkla bütünleşememiş sekter bir aydıncılığın ters katkısıyla, sosyal refah devletini inşa edecek gelişme ve yatırımcılık damarından yoksun kaldı merkez sol…

Kuşkusuz, 27 Mayıs, sonrasındaki kimi düzenlemeler bakımından, sosyal, demokratik, hukuk devleti açısından önemli kurumlar da getirmiştir. Ne ki; 12 Mart ve 12 Eylül’e kadar tartışma değil vuruşma ortamı körüklendiğinden, sonrasında bir de bu durumun üzerine, mikro milliyetçilik ve alevi-suni ayrıştırma arayışları binince; toplum, körlemesine bir siyasa sarmalına girdi.

Sağırlar diyalogu; örneğin, bu büyük göçlerin ülkesinde, Almanya kapısına milyonca işçinin neden dayandığı sorgulanmadan, Avrupa Birliği kapısında daha çok moral değerlerle savrulan kah karşıt kah yandaş politika yönelimleri getirdi.

Tüm bunlara karşılık, özgürlükler, refah, demokrasi anlamında tartışma düzeyimiz giderek yükseliyor…

Renkliliği sesliliğe dönüştürme arayışımız var. Yaşamın her alanına daha çok kadın eli değiyor. Bir desteğe iki hasat veriyor, yenilikçi üretimimiz... Türk pasaportu taşıyan işadamının olmadığı ülke yok gibi. Yarın, sosyal demokrat bir iktidarda daha az bürokrasi sözü verilebiliyor. Türk sağının da Nazım’ın dizeleri okuyan liderleri var. Temsilde adaleti arıyoruz; barajıyla, Parti yasasıyla daha çok demokrasi istiyoruz...

Eğer sözcüğü anlamınca kullanılırsa işte burada yeridir: Adnan Menderes ve arkadaşlarına yapılan zulüm olmasaydı eğer, Türkiye siyasetinin çok daha kaliteli olacağı neredeyse tartışmasızdır. Ve eğer, gençlerimize düşüncelerini özgürce söyleyebildikleri platformlar oluşturulsaydı, belki çok daha iyi siyasetçiler kadar, hayata siyaset diye başlayıp ekonomik kuruluşlarda kariyer parlaması yapan daha çok sayıda gencimiz olabilirdi.

Öylelikle Türkiye kendi meşrebince aile şirketlerinden borsaya kote şirketlere daha kolay geçebilir, yapılacaksa da, özelleştirme sermayenin tabana yayılma manivelası olarak değerlendirilebilirdi. Siyasette rekabet, ekonomide rekabet, dahası sosyal yaşamda rekabet; köşe başlarını tutan kliklerin merdiveni iterek, kapıları kapatarak, nice değerlerin harcanması üzerinden böylesi tekeller yaratılmasına olanak tanımazdı.

Hayatta her şey geçer. Baki kalan hoş bir sedadır. İnsan her şeyi bağışlar. Çünkü en büyük bağışlayıcı Olanın eseridir… Demokraside gelişme, ekonomide iyileşme ve toplumsal yaşamda yenileşme yolunda, aynı ağacın dalları, bir Vatan’ın evlatları, insan kardeşleriyiz. Ulusal dertlerimizin çözümü Milletin sinesinde, vatandaşın iradesinde, halkın bilincindedir.

Bunu hiç unutmadan, Menderes ve arkadaşlarını saygıyla anarak, yarınlara bakmalıyız…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bloğunuz da katıldığım ve katılmadığım birçok nokta var fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim cümle; "... Menderes ve arkadaşlarını saygıyla anarak, yarınlara bakmalıyız" cümleniz. Saygıyla anmak, içi boş bir temenni cümlesi. Şili gibi Latin Amerika ülkesi bile darbecileriyle yüzleşti. Sevgili Ülkem, zamanında "demokrasi" adına katliam yapanları yargılayıpta hüküm giydiremediği için 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan vs... yaşamaya devam etti... Her suçun bir cezası vardır. Ve suçlu mutlaka hukuki cezasını çekmelidir... Çekmediği müddetçe toplum olarak daha çok kişilerin ardından "demokrasi" adı altında saygıyla anmaya devam ederiz diye düşünüyorum... Sağlıcakla Kalın...

Yorum Dükkanı 
 30.05.2010 14:00
 

Bireye ve topluma sağlanan her türlü demokratik haklar için, sahiplerine teşekkür borçluyuz. İyi niyetli, toplumsal bir amaca yönelik olumlu düşüncelerinizi her zaman takdirle izliyorum. Size katılmadığım tek nokta her zaman da belirttiğim gibi, güzel şeylerin daha çok "sol" anlayışla yapılabileceği, özellikle de "solcular" sağcılardan daha güzel şeyler yapsınlar arzusudur. Her şeyden önce "insan olmak" ve içinde yaşadığımız toplumu her fırsatta ileri götürebilmek için hep birlikte gayret etmek gerektiği konusundaki ortak düşüncemiz çerçevesinde, iyi ve güzel iş yapan herkesi -ideolojisine bakmadan- minnetle anıyorum. Amacımız iyi ve güzel şeylerse, bir şekilde de buna ulaşmamız sağlanıyorsa, buna sebep olanların sağcı veya solcu oluşları gerçekten teferruattan ibaret. Kendi felsefenizi ideal bir insanlık anlayışı üzerine oturtup adını "solculuk" koymuş olmanıza rağmen tarafsız bir takdir duygusuna sahip olmanızdan dolayı sizi kutluyorum. Selam ve saygılarımla... İnsanlık kazansın...

Ahmet YILMAZ 
 28.05.2010 23:53
Cevap :
Katkınıza teşekkür ederim. Saygılarımla.  03.06.2010 15:26
 

bana göre en özgürlükçü,en demokratik anayasa olan 62 anayasası, 27 Mayıs darbesinden sonra yapılmıştır. Ne var ki hiç te demokratik olmayan bir darbe ve idamlar bu kazanımı gölgede bırakmıştır. Keşke bütün bunlara gerek kalmadan böylesi demokratik ve özgürlüklerin genişletilebildiği bir anayasa hazırlanmış olsaydı. o zaman ülkemiz bugüne nazaran çook daha ileri bir konumda olabilirdi.demokrasi darbelerle değil halkın bilinçlenmesiyle gelir ve yerleşebilir..selamlar..

Meltem Şahin 
 28.05.2010 13:26
Cevap :
Katkınıza teşekkür ederim. Güzel bir özetleme yapmışsınız; büyük ölçüde katılıyorum. Selamlar.  28.05.2010 18:24
 

"Ekonomik serbestliğin, demokratik özgürleşmeyle paralel gitmemesi demokrasiyi mehter hızına indirgemiştir" derken, belki doğru bir tesbitte bulunuyorsunuz. Bunu tam bilemiyorum. Buna rağmen bu ağırlaşmanın, devlet ideolojisinden ve kendini tüm erklerin üzerinde gören hakim zihniyetten bağımsız olmadığını da görmemiz gerekiyor. Ben şahsen, 27 mayısı hazırlayan yapay şartların aynısının, bu gün de gerçekleştirilmeye çalışıldığını görüyorum. Kısacası, iyi niyetli bir iktidarın her çeşit özgürlüğü gerçekleştirebilmesi için onun önüne, militarist, hukuki, eylemsel ve (güya) bilimsel engeller çıkarılmamalıdır. Yani, STKlar ve kurumlar kartlarını, iktidar karşıtlarına destek için oynamamalıdır. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 27.05.2010 17:11
Cevap :
Katkınıza teşekkür ederim. Hayata hangi pencereden bakarsak bakalım, Türkiye nin ufuk çizgilerini yükseltmek zorunda oldugumuzu düşünürüm. Selamlarımla.  28.05.2010 10:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 374
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 476
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster