Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
757
 

Menekşe gözler- II

Menekşe gözler- II
 

Genç adamın arkasından baktı Gizem. Neden gitti bir anda diye düşündü. Ufacık ellerini cebine koyarak yürümeye başladı. Halasının evinden kaçıp sokaklarda yaşamaya başladığı aylar boyunca öğrendiği en önemli şey karanlığın tehlikeli olduğuydu. Karanlık o sarhoş adam demekti, karanlık o parıltılı elbiseyle dolaşan erkek yüzlü kadın demekti. Karanlık etrafını sarıp küfür eden o tuhaf kokulu tuhaf bakışlı beş çocuk demekti. Eniştesi de hep karanlıkta canını yakmaz mıydı onun. Karanlık tehlikeli bir şeydi. Biran önce kendisine uyuyacak bir yer bulmalıydı.

Yolda ilerlerken bir anda omuzunda bir el hissetti Gizem. Arkasına dönüp baktığında o genç adam arkasındaydı. Elindeki sandivici ve meyve suyunu uzattı. Alıp almamakta tereddüt etti ama çok açtı. Ne yapabilirdi ki almaktan başka çaresi yoktu. Tekrardan belli belirsiz bir fısıltıyla “ teşekkür ederim” diyebildi. Sandivice gömülmüş, sanki kaçıracaklarmış gibi yemeğe başlamıştı. Sanki nefes bile alsa o güzel yüzlü adam tekrardan elinden alacaktı yemeğini… bir sandiviçten ısırıyor, bir meyve suyunu içiyordu.

Karnı doymağa başlayınca kafasını kaldırdı. Güzel yüzlü adam hala onu izliyordu.

- Çok acıkmışsın küçük, ne işin var sabahın bu saatinde sokaklarda.

Gizem susmuştu. Bu adama kendisi ile ilgli hiç bir şey anlatmak istemiyor ama çocuk kalbi ona sıcaklık gösteren bu adamla herşeyi paylaş diyordu.

- Anlaşıldı ufaklık! Sen benimle konuşmayacaksın. En iyisi ben gideyim.

- Yoo! Ben … Teşekkür ederim. Allah işinizi rast getirsin. Bu sözleri sokaklar öğretmişti onu. Ne kadar isterdi halbuki babası işe giderken, arkasından bu cümleyi söylemeyi…

- Ben teşekkür ederim. Ama istersen biraz daha kalabilirim. Tabi eğer konuşmak istersen benimle… İsmin ne Ufaklık? Yoksa hep ufaklık diye mi hitap edeyim sana…

- Gizem… Senin?

- Furkan…Memnun oldum Gizem. Şimdi anlat bana ne işin var sokaklarda…

- Benim evim sokaklar… Babam ölmüş, annemde bana bakmak için çalışıyordu. Eve yetişmeye çalışırken tren yolunu kullanmaya kalkmış…. Gözleri dolmuştu.. Boncuk boncuk yaşlar akıyordu… Eski montunun kollarına sildi göz yaşlarını burnunu çekti. Devam etti.

- Halamla eniştem aldı beni yanına… Halamın beş tane çocuğu var biri kundakta, biri iki yaşında, biri ilkokul birde, diğeri benimle yaşıt en büyüğü de temizliklere falan gider… Eniştem tamirhane de çalışır… Her gece rakı kokarak gelir… Halamı çok döver… sonra…. Bir türlü içindeki zehiri kusamıyordu. Anlatamazdı. Canı eniştesinin yaktığından daha çok yanardı….

- Yapma derdim. Canımı yakma… Ama her gece gelir ve canımı yakardı… midesi bulanmaya başlamıştı öğürmeye başlamıştı Gizem… Güzel yüzlü adamın yüzünde ise farklı bir bakış vardı…

- Anla işte Furkan Ağabey işte… yalvarırdım canımı yakma diye…. Kaçtım… Sokaklarda farklı değil ama… Elime üç kuruş sıkıştırırlarsa, mendil alır satarım. Karnımı doğururum. Uyumak için bir apartman bodrumu ararım. Kötü kokarlar… Bazıları acır, bazıları sokak köpeğimişim gibi tekmelemeye kalkar…

- Bana güven ufaklık tamam mı? Gizem kafasını salladı…

- Hadi seni bana götüreyim duşunu al ve uyu… Biraz dinlen… Sonra bir şeyler buluruz senin için…


Menekşe gözleri ışıldadı Gizem’in ama içine korku düştü ya eniştesi ve o adamlar gibi canımı yakarsa diye, ama bana güven demişti…

Güzel yüzlü adamın elini tuttu onunla yürümeye başladı… Tanımadığı bir duygu idi bu Gizem için…

Eve geldiler… Furkan banyo yapmasını söyledi. Doğru onun gibi pis bir çocuğu kim bu güzel koltuklarda oturturdu ki… Gizem yıkanırken, Furkan da ona kola, patetes cipsi ve DVD’de bir çizgi film hazırladı. Sudan çıkmış balık derler ya aynen o şekilde çıktı banyodan… Üzerine nerden baksanız beş beden büyük gelen bir t-shirt giymişti ama bu evde onun bedeninde bir kıyafet olması imkansızdı herhalde…

Karşılıklı gülüşmeye başladılar… Gizem teşekkür edip, Furkan ağabeyinin yanağına bir öpücük kondurdu…

Kanepeye uzanıp abur cuburlarını yiyip, çizgi filmi izlerken uyuyakaldı. Furkan’da onu izlemeye başladı…. Bebek gibi mışıl mışıl uyuyordu. Herhalde çok uzun zamandan beri ilk defa bu kadar huzurlu uyuyordu Gizemcik….

Furkan kendi kuzenini düşündü… Aynı hikayenin benzerini yaşamıştı. Hatta bizzat baş kahramanı tanıyordu. Kıza her gece zorla tecavüz ederdi. Furkan küçüktü gidip kurtaramazdı onu… Gizem ne kadar da kuzenine benziyordu… Odasında yatarken, kuzeni ‘ne olur canımı yakma’ diye yalvarırdı. İçeriden kahkaha ve bir tokat sesi yükselirdi … Sonrasında da bir ölüm sessizliği çökerdi geceye. Gecenin karanlığında kuzeni içini çekip ağlar ve uykusunda ‘ne olur canımı yakma’ diye sayıklardı…

Gizem, güzel yüzlü adama bakıyordu menekşe gözlerini gölgeleyen uzun siyah kirpiklerinin arkasından ‘canımı yakma’ diyordu sanki….

“Canımı yakma”…

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=55753 blogumun devamı olarak yazılmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1690
Kayıt tarihi
: 06.06.07
 
 

Son baharın güzel bir gününde gözlerimi açmışım dünyaya...Yıllar geçmiş okumaya başlamışım, derken ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster