Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1580
 

Menemen’de katledilen genç asteğmen Kubilay gerçekte bir oyuna kurban mı edildi? (5)

Menemen’de katledilen genç asteğmen Kubilay gerçekte bir oyuna kurban mı edildi?  (5)
 

Özgürlük mü istiyorsunuz? Bir daha düşünseniz diyorum!


Menemen'de kurulan Sıkıyönetim Mahkemesi'nde, 200 kişi yargılandı. Kayıtlara göre kadınların da arasında olduğu yargılananların büyük bir bölümü ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. Mahkeme'nin verdiği cezalar şöyleydi: 37 kişi idam (5'inin cezası yaşlarından dolayı 15, 24 seneye indirildi). 13 kişi 3 sene adi hapis, 10 kişi 1 sene adi hapis 7 kişi 15 yıl ağır hapis, 1 kişi şeyhlikten 3 sene hapis, 10 kişi şeyhlikten 4 sene hapis. İşin ilginç yanlarından biri de bu ağır cezaları veren Mahkeme Başkanı Korgeneral Mustafa Muğlalı Paşa'nın 1943 yılında 32 kişiyi kanunsuz olarak kurşuna dizdirmek suçundan, 2 Mart 1950'de Divanı Harb'ce 20 yıl hapse mahkûm edilmesiydi. Muğlalı daha sonra hapishanede ölmüştü.

Hadise irtica mı komplo mu?

Resmi ideolojinin lise kitaplarında dikte ettiği Menemen Hadisesi, ufak tefek değişikliklerle anlattığımızdan farklı olmamakla birlikte, hadisenin faturasının Müslümanlar'a çıkarılmış olması kabul edilebilir bir durum değil.

Üzerinden 64 yıl geçmesine rağmen, konunun her fırsatta gündeme getirilip başta Menemenliler olmak üzere Müslümanların başını ağrıtması, oynanan senaryonun amacına ulaştığını gösteriyor. Resmi ideolojinin ve bazı sol mihrakların Menemen Hadisesi'ni bayraklaştırmada gösterdiği hırs dikkate alındığında toplum üzerinde bıraktığı etkinin ne kadar tesirli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Ancak, hadiseyi gerçekleştirenlerin kimlikleri açıklandığında ve yaşayanlarının anlattıkları değerlendirildiğinde hadisenin gerçekten irticai bir vakıa olmadığı görülüyor.

Cevat Rıfat Atilhan Menemen Hadisesinin İçyüzü adlı eserinde Menemen hadisesinin şu gizli maksadlarlarla organize edildiğini savunuyor:

"1- Ege Bölgesindeki 'Serbest Fırka' mensuplarını sindirmek ve iktidardakilere serbest yaşama imkanları sağlamak...

2-Yetişecek olan genç nesillere dini ve din adamlarını 'kara kuvvet' olarak tanıtmak ve dini muameleleri pasifleştirerek ilga etmek."

Serserilerin 'şeriat isteriz' naraları

Resmi tarihe göre, Nakşibendi tarikatı yandaşları oldukları belirtilen dört Mehmed ve iki Hasan'ın birçok kaynakta esrarkeş oldukları biliniyor. İslam inancına göre esrar içilmesi sakıncalı ve haram olduğuna göre, olayı çıkaranların Nakşibendi inancını yaşayan insanlar olduklarını savunmak mantıklı görünmüyor.

İktidarın en güçlü olduğu bir dönemde, altı, yedi kişinin meydana çıkarak 'Şeriat isteriz' naraları atması ve kendilerine taraftar bulmaya çalışması olayı çıkaranların yönlendirilmiş olabileceğini veya safdil olduklarını ortaya koyuyor. Olayı çıkaranların örgüt üyesinden çok sokak adamı olması daha gerçekçi görünüyor.

Kaldı ki, olay sonrasında yakalanan yaralı sanığın din ile alakasının olmadığını, Yunus Nadi'nin, Cumhuriyet yolunda adlı kitabında vurguladığı üzere

-"Vallahi efendim, ben namaz bile kılmıyorum, oruç tutmadığıma dair şahitlerim vardır" şeklinde dile getirmesi, olayı gerçekleştirenlerin İslam’dan uzak olduklarını göstermeye yetiyor.

Olaya müdahalede hatalar var

Olayın bastırılmasında, sevk ve idaresinde görülen hatalar hadisenin muğlâk kalan yönlerini oluşturuyor. Olay şahitlerinin de tekrarladığı kadarıyla olay yerine gelen bir jandarma subayının, 'kendisini ilgilendirmediği' veya 'gücünün yetmeyeceği' gerekçesiyle müdahale etmemesi, birilerinin olayın gelişmesini istediği düşüncesine sebep oluyor.

Daha sonra, olay yerine gelen Asteğmen Kubilay ve yanındakilerde gerçek mermi olmaması olayın muğlâklığını kuvvetlendiriyor.

Devletin memuru olması sebebiyle hemen bina önünde gerçekleşen olaya kaymakamın duyarsız kalması, bütün memurların pencereden seyretmesi ve müdahale etmemesi, yine birilerinin olaydan haberdar oldukları şüphesini artırıyor.

Yalçın Küçük'ün Türkiye Üzerine Tezler adlı kitabındaki ifadeler de bu endişeleri dile getiriyor: 'Kubilay, yeni askere alınan erlerle, kendisinde silah, erlerde mermi yok. Gerçekten, tuhaf bir durum. Kubilay neden yobazların karşısına tek başına çıkıyor. Bu açıklanması zor bir durum'.

Burada akla, "Kubilay'ın olayı önceden bilen birileri tarafından kurban mı edildi?" şüphesi geliyor.

Esrarkeş altı kişinin, bir av tüfeği ve bir bağ bıçağı ile rejime kafa tutup onlarca insanın ölümüne, milyonlarca insanın ise zan altında kalmasına sebep olduğu Menemen Hadisesi, yakın tarih sis perdesi arkasında kaldığı müddetçe aydınlanacağa benzemiyor.

Ama Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) denemesi olmasaydı ve halk kendisini kurtaranlara karşı SCF'yi tercih etme "vefasızlığını" göstermeseydi, Menemen Hadisesi büyük ihtimalle gerçekleşmeyecekti.

Aslında olay, liberal bir yapıya sahip olan Fethi Okyar'ın 1925 yılındaki başbakanlığı dönemindeki hadiselerle büyük benzerlik gösteriyor. İsmet Paşa'nın yerine Fethi Okyar'ın başbakanlığa atanması ve muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın faaliyetleriyle toplumda esmeye başlayan demokrasi rüzgarı Şeyh Sait İsyanı ile karşılaşır.

Yumuşak bir yapıya sahip olan Okyar çekilir ve İsmet Paşa gelir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılır. İstiklal Mahkemeleri kurulur ve iş biter.

Yıl 1930'a gelir. Fethi Okyar'ın SCF'si yerel seçimleri kazanır. Toplumda yeniden demokrasi rüzgarları esmeye başlar. Halk akın akın yeni partiye koşmaktadır. Fethi Okyar partiyi kapatır inzivaya çekilir. Ama rüzgar dinmez. Menemen hadisesi patlak verir.

Başbakan Ismet Paşa tecrübesini konuşturur. Mahkemeler kurulur iş biter.

Aslında iş bitmez. İstiklal Mahkemeleri'nin hiç gündeme getirilmemesine mukabil Menemen temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp inanan kesimin önüne konur. Suni bir muhalefet cereyanının bile sokaklara döktüğü halk, hadise ile tekrar kabuğuna çekilir, demokratikleşme de tam 20 yıl geriye gider.

Can Dündar'ın da vurguladığı gibi hadisenin bam teli ise bu noktada gizlidir. 1990'lı yıllarda bile özgürlüğü artırmaya yönelik her demokratikleşme çabasının faili meçhul cinayetlere ve provokasyonlara denk gelmesi bazı mihrakların alışkanlıklarını terk etmediklerinin açık göstergesi olsa gerek.

….

Devam edecek...

Demokratikleşme isteme benden, buz gibi soğurum senden....

Resim;cemhaber.com'dan alıntıdır.

(1) (http://www.aksiyon.com.tr/ ) Recai Kömür (Sayı: 4 / Tarih: 31-12-1994)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mehmet bey, benzerleri daha sonraları o kadar çok tekrarlandı ki, Menemen hadisesinin nasıl bir "derin devlet" operasyonu olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz...Elinize sağlık..Selamlarımla

ali açıköz 
 18.08.2010 23:09
Cevap :
Değerli Ali Bey, bu konu ile ilgili arşivi yeniden gözden geçirdiğimizde, sizin de işaret ettiğiniz gibi elde bu işler ile ilgili sanki hazır bir senaryo var; önce ortam oluşturulmakta, akabinde de oluşturulan ortam bahane edilerek köklü bir temizlik yapılmaktadır. Size çok ilginç bir tespit daha; İngilizler, sömürgeleri olan Anzaklardan Osmanlı topraklarını işgal adına yeterli sayıda gönüllü asker toplayamayınca bilin bakalım ne yapmışlar? Gözünüzden kaçmışsa lütfen "yasak kitap "Bozkurt"la ilgili beş sayılı yazıyı okuyabilirsiniz. Bu kadar benzerlik gerçekte olabilir mi? İnsanın aklına kırk komplo teorisi gelmiyor değil. Yorumunuz için teşekkür ediyor, sağlık esenlikler diliyorum.  19.08.2010 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1045
Toplam yorum
: 2661
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1721
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster