Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
145
 

Merakla Bekliyorum

Merakla Bekliyorum
 

 

Köy Enstitüleri

Onlar köy çocuklarıydı
Köy çocuklarıydı
Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda
Kavrulmuş ekinler gibiydiler
Geldiler yalın ayakları
Ve
Yırtık mintanlarıyla geldiler
Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye
Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış…

--------------

Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma
Kalkınmış bir Türkiye gelir
Köy Enstitüleri denince.

             Özbek İncebayraktar

 

1961-1964 yıllarında eski bir Köy Enstitüsü olan Dicle Öğretmen Okulu’nda görev yaptım. Orada tanıma mutluluğuna erdiğim pek çok değerli öğrencimle hâlâ haberleşirim.

Sağ olsunlar, var olsunlar; arayıp sorarlar hep. Bayram olsun seyran olsun; ilgilerini esirgemezler hiç. İstanbul’a, hatta Silivri’deki bahçemize kadar zahmet edip ziyaretime de gelirler. Sözgelişi:

Kimya Öğretmeni Mustafa Karaoğlu, İlköğretim Müfettişi Hüseyin İlbey, Hâkim Malik Erdoğan, Matematik Öğretmeni Seyit Battal Aslan, Felsefe Öğretmeni Hasan Acar, Öğretmen Ahmet Gardaş ve Mesut Biçen...

Bu çok değerli dostlarım, maalesef, şu 5-10 yıl içinde birer birer göçüp gittiler; öteki dünyaya. Gerçekten ayrı bir değerdi her biri. Sımsıcaktır anıları yüreğimde.

Avukat Hüseyin Tayfun da geldi ziyaretime, Avukat Elvan Buluttekin de… Almanca Öğretmeni Ahmet Yakut, Edebiyat Öğretmeni Semra Akın, Tarih Öğretmeni Abdüllatif Kaya da geldi; Fen Bilgisi Öğretmeni Müslüm Çoban, Ressam  Öğretmen Cemil Ayaz, Eğitimci Ressam Mehmet Kapçak, Diş Tabibi Orhan Taşdelen, Öğretmen Ömer Öztürk, Seyfi Özkan ve Nihat Özçelik de…

Diyarbakır’da yaşayan Edebiyat Öğretmeni Maaz Akay gelemedi ama oğlunu gönderdi. Neden mi yazma gereğini duydum bu konuyu? 

Anadolu insanının, özellikle de Güneydoğu Anadolu insanının değerini, vefa duygusunu anlatmak için...

57 yıl önce gitmişim; Diyarbakır’a. Görevim gereği üç yıl hizmet etmişim. Elbette edeceğim. Bunun için maaş veriyordu devlet bana. Onlarca yıl geçmiş aradan. Unutun gitsin; be gençler, unutun gitsin! 20-22 yaşlarında tecrübesiz bir öğretmenden ne yarar gördünüz de sık sık arayıp durursunuz?

 Üstelik sizlerin yüzde sekseninizin anadili Kürtçe idi, benimki Türkçe... O tür bir yakınlığınızda ya da duygusal bir ortaklığınız da yoktu ki.

Daha sonraki yıllarda Keşan’da da görev yaptım, İstanbul’daki liselerde de… Niçin oradaki öğrencilerimden arayıp soranların sayısı bir elin parmaklarını geçmezken, Dicleli ve Hasanoğlanlı öğrencilerimden arayanların sayısı, ayak parmaklarımı bile saysam yetmez.

Nedir, Dicle Öğretmen Okulu’nda okuyan Diyarbakırlı, Urfalı, Mardinli köylü çocuklarını, İstanbul’daki Vefa Poyraz Lisesi, Şişli Lisesi ve Bakırköy Merkez Lisesi öğrencilerinden farklı kılan?  (Hasanoğlan’da okuyan Ankaralı Kırıkkaleli,  Sivaslı, Afyonkarahisarlı ve Eskişehirli öğrencilerimin de hakkını yemek istemem.)

Özellikle son yıllarda kendisinden çok güzel iletiler aldığım Dicleli öğrencilerimden biri de Necmettin Çivilibal… Sevgili Çivilibal, uzun süre Almanya’da görev yapmış bir meslektaşım. Bakınız, neler yazmış, yaklaşık bir ay önce:

“Üzülüyorum hocam. Bazen, ‘keşke Almanya’ya gitmeseydim’ diyorum. Cesur olmak yetmiyor ki bu ülkede. Bu uğurda üzülenler, ezilenler, ölenler…Ayrımcılık, ayrımcılık… Her yerde ayrımcılık…

“20 yıla yakın Henrich Böll’de matematik hocalığı yaptım. Kurul toplantılarında hakaret etmeden acımasızca eleştirdik birbirimizi. İnanır mısınız, müdürümüz, “Bugün hangi sorularla karşılaşacağım yine?”diye titredi âdeta. Ama bir kez bile kavga olmadı. Oysa 140 öğretmen ayrı ayrı sendika üyesiydik. Hedef bilimsel yarıştı.”

Yukarıdaki satırları okuyunca üzüldüm. Almanya adına üzüldüm. Bu kadarını tahmin etmezdim. Ne pısırık, ne yeteneksiz öğretmenlermiş onlar!

140 öğretmen… Üstelik her biri sendikalı… Ama kavga etmeyi bilmiyorlar. İyi yetişmemişler demek ki! Ya cesaretleri yok; ya vatan ve millet aşkları!.. Vatanlarını, bizim ülkemizi sevdiğimiz kadar sevseler, 20 yıl boyunca neden hiç kavga etmesinler!

Böyle öğretmenlerin elinde yetişen bir nesil, o ülke için büyük bir talihsizlik demektir ki, Almanya gibi bir devlete hiç yakıştıramadım ben! 

Bir başka iletisinde de şunları yazmış, sevgili Çivilibal:

“Ne günlere kaldık… Ülkemizin içine düştüğü durum, içler acısı… Bir araya gelseydik, neler neler anlatırdım size:

Ben Hasan-Âli Yücel veya İsmail Hakkı Tonguç değilim ama milli eğitim konusunda hiç de yabana atılmayacak görüşlerim var. Sözgelişi milli eğitimi bana teslim etseler, iddia ediyorum, Avrupa Birliği normlarına uygun çağdaş bir “İkinci Köyü Enstütüsü”olayını gerçekleştirirdim.

“Kime, nereye başvuracağımı bilmiyorum. En derin saygılarımla…”

            Sevgili Çivilibal;

Tonguç ve Yücel de yetkili makamlara gelmeden önce, idealleri olan ama kimsenin yeterince bilmediği, tanımadığı insanlardı. Ancak ideallerini sürekli söyleyip yazarak duyuruyorlardı.

Sözgelişi, Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, Tonguç’un ilköğretim konusunda özgün fikirleri olduğunu bilmese, bu konuda bir iddiası ve ideali olduğunu duymasa, O’nu niçin İlköğretim Genel Müdürü olarak atasın ki?

Ya da Hasan Âli Yücel, “Evet efendim, başüstüne efendim” deyip hiçbir yeni öneri ve düşünce ileri sürmese, idealini ve iddiasını ısrarla savunmasa, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, O’nu niçin Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturtsun?

Sevgili kardeşim Necmettin Çivilibal’ın, milli eğitimimizle ilgili bir projesi olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Ve yine öğrendik ki, bu öyle uçuk kaçık bir proje değil. Daha önce denenmiş ve çok başarılı olmuş Köy Enstitülerinin bir devamı…

Bire bir kopyası değil, günümüze uyarlanması...

Nedir, ne değildir? Bunu elbet açıklayıp anlatacak; projenin mimari. Söz verdi. En kısa sürede gönderecek projesini. 

“Bayramdan sonra”demişti.

Geride kaldığına göre bayram, eli kulağında demektir; projeyle kucaklaşmam.

Merakla bekliyorum. 

Gelince, elbet paylaşacağım sizlerle.

                                                                                  Hüseyin Erkan 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 272
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster