Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
422
 

Meral'in kelebekleri...

Meral'in kelebekleri...
 

Görsel internetten alınmıştır.


Çam ağaçları ile donatılmış, bilmeyenlerin, uzaktan park sanacağı küçük bir köy mezarlığının kemer kapısından içeriye adımımı attığımda kalbimin sıkıştığını hissettim. O nedenle bir an durup, nefes almaya çalıştım. Bir müddet sonra toparladım kendimi. Yavaş yavaş yürümeye başladım. Çevrede uçuşan renk renk onlarca kelebeği görünce dudaklarımda buruk bir gülümseme belirdi.

Çevreye biraz bakındıktan sonra aradığımı bulmam fazla zamanımı almadı. İşte, tam da karşımda duruyordu. Taze topraklarla örtülmüştü üzeri. Başucundaki mermerde Meral Aral ruhuna Fatiha yazıyordu.

Titreyen dizlerimle çöktüm mezarın yanına ve bir Fatiha okudum. Ellerimi taze toprağına sürerken, ruhumdaki fırtınanın, gözlerimde yoğunlaştırdığı yağmur bulutları sağanak halini aldı.

Bir ara sesini duyar gibi oldum. "Sus! Ağlama artık!" diyordu. "Ama canım yanıyor" dediğimde, omzumda elinin sıcaklığını hissettim ve elimi onun elinin üzerine koydum. Göz kapaklarım kapanmıştı ve arada hıçkırıyordum.

Altı ay önceydi. Doğduğum kentte belimde meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle acı içinde yatıyordum. O gelmişti, Meral. Beni ağlarken görünce; "Sus! Ağlama" dedi. "Canım yanıyor" dediğimde; "fiziksel ağrılar elbet bir gün geçecek sabret, bilsen ruhta açılan yaraların verdiği acıları" dedi...

Onunla tanışıklığımız yıllar öncesine dayansa da, ayrı şehirlerde yaşadığımızdan, arada telefonlaşsak da yüz yüze görüşemiyorduk. Bu kez ikimiz de doğduğumuz kentte bir araya gelmiştik. Onbeş gün bir arada olduk. Bir gün bana "Benim öykümü yazar mısın?" dedi. "Bu konuda iddialı değilim ama sen anlat bakalım" dedim. Derin bir nefes aldı, gözleri bulutlandı, belli ki derin yaraları vardı hiçbir ilacın kâr etmediği. Anlatmaya başladı...

Maddi sorunları olmayan bir ailenin ortanca kızı olarak dünyaya gözlerini açtığında, aslında düzeltilebilir, ancak ihmal nedeniyle kalıcı hale gelen bedensel bozukluğuyla tanışmıştı. Belki de bu hal nedeniyle evin çirkin ördek yavrusu muamelesine maruz kalıyordu.

Oniki yaşına geldiğinde hasta olan babası yanına çağırdı. Meral'in elini sevgiyle tuttu ve "Meleğim, beni iyi dinle. Bu dünyada ne annene, ne kardeşine, ne de başka birine güven. Oku yavrum oku ve kendini kurtar" dedi. O an ne demek istediğini anlamasa da ileriki yaşlarda anlayacaktı Meral. Bu konuşmanın üzerinden kısa bir zaman geçmişti ki babası vefat etti. Çok üzüldü Meral, evde kendisine tek yakın bulduğu, onu gerçekten seven babası yoktu artık. Ağladı, ağladı, ağladı... Büyümüştü sanki birden. Babasına verdiği sözü hatırladı ve derslerine odaklandı.

Yıllar geçti, artık bir genç kızdı. Uzaktan akrabası olan bir delikanlıya gönlünü kaptırdı. Delikanlı da onu sevdiğini söylüyor ve gelecek planları kuruyorlardı. Bu durumu ise kız kardeşiyle paylaşabiliyordu ancak, mutluydu...

O sıralarda girdiği sınavlarda başarı göstermiş ve başka bir ildeki Eğitim Enstitüsünü kazanmıştı. Heyecanla başladı okuluna. Annesi ve kardeşlerinin aşağılamalarından uzakta mutlu, sevdiğinin hasreti nedeniyle de biraz buruk geçiyordu günleri çoğu zaman ama babasına verdiği sözü tutmalı, okumalıydı.

Okulun son yılında sevdiğinde bir soğukluk hissetti. Artık sık sık mektup yazmaz olmuştu. Sordu ama net bir yanıt alamadı.

Nihayet okulundan mezun olmuştu. Sevdiğinin özlemiyle köyüne döndüğünde dedikodular kulağına gelmeye başladı. Sevdiği adam ve kız kardeşi onu hiçe sayarak yeni bir aşka yelken açmışlardı. Boğazına bir şeylerin düğümlendiğini hissetti, ağlayamadı, ağlamadı. Kulaklarında çok sevdiği babasının sözleri yankılanıyordu.

Mağdur olan kendisi olduğu halde o susuyor, o sustukça da annesi ve kız kardeşi onu suçlayarak ve aşağılayarak üzerine geliyorlardı. Annesinin " Topal o...pu, sen kendini ne sanıyorsun? Kardeşin dururken seni mi alacaktı Ahmet?" demesi yıllar geçtiği halde kulaklarından silinmemişti.

Yapılan düğün sonrasında Meral de atandığı ilde okuluna ve öğrencilerine sarılarak atlatmaya çabalamıştı bu travmayı. Uzun yıllar kimseye güvenmemiş ve evlenmemişti. Son görev yerinde bir İngiliz’le tanışmış ve evlenmişti. Gönül yarasını onun sevgisiyle sarmaya başlamıştı. Tam huzuru yakaladığını düşündüğü bir anda, o kötü hastalıkla tanışmıştı. Kanser illeti sarmıştı her yanını. Tedavi amaçlı doğduğu kente gelmişti.

Birbirimize destek olarak geçirdiğimiz sayılı günler çabuk tükendi ve her ikimiz de yaşadığımız kentlere döndük.

Bir gün Meral'in benim yaşadığım kentteki hastaneye tedavi amacıyla geldiğini duyunca hemen hastaneye ziyaretine gittim. Beni gördüğünde "Sen gelince, sanki binlerce kelebek kanat çırptı yüreğimde" dedi. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Lafladık bir müddet. . Sohbet sırasında "Allah'ım bana bir şans daha ver, daha yapacaklarım var" diyordu. Çok yardımseverdi. Bildiğim kadarıyla, birkaç öğrenciye burs veriyordu.

Bir ara "Öykümü yazdın mı?" diye sordu. "Fırsat bulamadım canım" dedim. "İki gün sonra İstanbul'a gitmek zorundayım, döndüğümde başlayacağım senin öyküye, söz!" dedim. Bana; "yazınca getir ben bir okuyayım, eksik yerleri varsa birlikte tamamlarız" dedi. Peki, söz dedim gülümseyerek ve ayrıldım.

İstanbul'a gittikten sonra telefonla aradım, sesi çok yorgun geliyordu. Moral vermeye çalıştım. Dört gün sonra aldığım telefonla yıkıldım, Meral hayata veda etmişti. O hayat dolu, gözlerinden sevgi ışıkları saçılan kadın artık yoktu. Tüm acıları dinmiş, sevenlerinin yüreğine yokluğunun acısını yükleyerek bir kelebek gibi uçarak gitmişti bu dünyadan…

Gözlerimi açıp toprağına uzandım yeniden. Yavaşça dokundum, okşadım. Gözlerimde kalan son damla yaşı elimin tersiyle silerek doğruldum mezarın başında. "Ağlamıyorum Meral, sen huzur içinde uyu. Öykünü sen hayattayken yazamadığım ve sana okutamadığım için beni affet. Seni çok seviyorum" diyerek yavaş yavaş mezarlığın kapısına doğru ilerlemeye başladım.

Mezarlığın kapısından çıkarken renk renk kelebekler uçuşuyordu çevremde, gülümsedim, bunlar Meral'in kelebekleri diye...

21 Şubat 2014

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gene çok güzel bir öykü...Gerçek olduğunu okudum yorumlardan.İnsanlar,kendilerine benzemeyeni neden hep dışlarlar?Hele bir anne,nasıl yapabilir bunu? Soruyorum ama ben de gördüm böyle anneleri,aklım almıyor sadece.Acıyla okudum satırları.İhanet en yakınından gelince,ölümden beter oluyor ne yazık ki.Yüreğinize sağlık sevgili Ayşegül hanımcığım.Sevgiler yolladım yüreğimden,selamlarımla beraber...

fisun gökduman kökcü 
 06.06.2018 10:26
Cevap :
Ben de hiç anlayamıyorum insanları. Karşıdakini bir eksikliği nedeniyle üstelik kendi iradesi dışında oluşmuş bir eksikliği nedeniyle ikinci sınıf muameleye tabi tutanları ve bu bir anne ya da kardeş olunca insanın içi daha da acıyor. Herkesi olduğu gibi kabul etsek, edebilsek dünya gerçekten tam anlamıyla yaşanılacak bir yer olabilirdi. Ne yazık ki bunu başaramadık. O nedenle bitmiyor savaşlar, kan, göz yaşı...Arkadaşım da ötekileştirmeyi, aşağılamayı, ihaneti en üst perdeden hissedenlerdendi. Mekanı cennet olsun... Teşekkür ediyorum... Selamlar, mutlu kalın...  07.06.2018 16:01
 

Acıklı bir öykü gerçekten...

Kerim Korkut 
 20.07.2014 15:48
Cevap :
Ne yazık ki öyle...Selamlar, mutlu kalın...  22.07.2014 1:34
 

Yaşanmış bir dostluktan yola çıkarak yazılmış, duygu yüklü ve dokunaklı bir öykü. İnsanların bedensel engellerini gülmek için bir bahane ve aşağılayıcı bulmak, bana göre taş devrinden kalma çirkin bir davranış. Ailenin kendi çocuğuna bunu yapabilmesi bilgisizliğin ve vicdansızlığın acı ve çirkin yüzünü gösteriyor. Bazı şeyler öğrenilmiyor, ruhta bu potansiyelin de olması gerek: örneğin vicdan. Epeydir yazmıyorsunuz, sağlık sorunları yoktur inşallah. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 06.07.2014 9:16
Cevap :
Kaybettiğim bir dost anısınaydı öyküm. Haklısınız bazı şeyler öğrenilmiyor. Vicdan varsa vardır, yoksa yoktur. Epeydir yazamıyorum ve okuyamıyorum. Babamın sağlık sorunları nedeniyle zamanım ve konsantrasyonum azaldı sanırım. Yine de zaman zaman bakmaya çalışıyorum. Teşekkürler. Selamlar, mutlu kalın...  06.07.2014 16:30
 

Onu böylesine seven gerçek dostu olduğu için ruhu huzur içindedir. Acı kaleminizle birleşince birde...tarifsizdi etkilendim

HANİFE ÖZAYDIN 
 15.03.2014 12:29
Cevap :
Teşekkür ediyorum Hanife Hanım. İnsanın sevdiklerini kaybetmesi acı oluyor...Selamlar, mutlu kalın...  15.03.2014 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 3988
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1407
Kayıt tarihi
: 20.11.10
 
 

Bir Kamu Kurumundan emekliyim. Bloğumda; yaşadıklarımı, çevremde gözlemlediğim olaylar ile kendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster