Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '10

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
1269
 

Merdiven altlarındaki kayıtdışını önlemede İspanyol modeli işe yarar mı?

Merdiven altlarındaki kayıtdışını önlemede İspanyol modeli işe yarar mı?
 

Dünya Bankası ile ortak hareket etme kararı alan Maliye Bakanlığımız, kayıt dışı ekonominin gerçek hesabının yapılabilmesi için Türkiye`ye özgü bir formül üzerinde çalışıyormuş.

Formül, mücadelenin başarısını arttırır mı? Yoksa biz yine kendimize özgü yollar bularak, kayıt dışına kaçabilir miyiz(!)?

Dünya Bankası ve Global ekonomik çevrelerin tahminine göre Türkiye`de %50 gibi bir kayıt dışı ekonomi bulunuyormuş!..

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele konusunda yeni teknikler üzerinde çalışmaya gerek var mı? Veya şöyle soralım; kayıt dışı ekonomiyi, normal ekonomiye katmanın yeni yollarını nasıl bulacağız? Bütün dünya bu yolla mücadelede hep yeni bir yol mu aramış? Yoksa kayıt dışı ekonominin, normal ekonomiye katkısının yolu, kanunları ve yönetmelikleri sıkı sıkıya uygulayıp, vergi kaçıranlara “ileri demokrasilerde” uygulanan cezaların tatbik edilmesi midir?

Basına şöyle bir haber yansıdı. “Maliye Bakanlığı, kayıt dışı ekonominin gerçek tespitini yapabilmek için Dünya Bankası ile ortak çalışma başlattı. Çalışma kapsamında kayıt dışı ekonominin gerçek büyüklüğü, ağırlıklı olarak kayıt dışılığın yaşandığı sektörler ve alanların tespiti için Türkiye özelinde yeni bir formül geliştirilecek. Dünya Bankası ile Türkiye uzmanlarının birlikte çalışarak üreteceği formül, kayıt dışı ekonominin gerçek fotoğrafını ortaya çıkaracak.”

İyide bu zamana kadar niye beklendi? Biz ülke olarak bu çalışmayı kendi başımıza yapamıyor muyuz? Bir ülke kendi kayıt dışı ekonomisinin resmini çekemiyorsa, bu ülkede demokrasiden ve insan haklarından bahsetmek mümkün mü?

Bildiğiniz gibi en önemli insan hakkı, insanın alın teri ile kazandığından alınan vergidir. Bir tarafta alın teriyle kazandığının vergisini veren, öbür yanda bırakın vergi vermeyi, üretim yapmadığı halde, üretim yaptığı gerekçesiyle verilen vergilerden “Teşvik” alıp, altlarında yatları, katları ve lüks arabaları ile hava atanların bolca bulunduğu bir ülkede insan hakkından söz etmek mümkün mü?

Sıcak parayı kullanarak, üretmeden, istihdam yaratmadan, ekonomik mucize yaratanlar, belli bir kesime aktardıkları milli gelir artışındaki refah payından, elbette emekliye pay vermezler. Emekliler onların oy deposu! Ellerine ne verilirse onunla avunan “zavallılar!”

Evet, biz dönelim asıl konumuza. Çeşitli zamanlarda yapılan tahminler dikkate alınarak Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 50’sinin kayıt dışı olduğu çeşitli kurum ve kuruluş tarafından hep masal gibi anlatılır. Bu masalı en başta iktidardaki partiler dinler. Ancak çözümü konusunda kimse çaba göstermez.

Dünya Bankası’nın yeni açıkladığı raporlara göre; milli gelirimizin yaklaşık yüzde 33`ü kayıt dışıymış. İstihdamda bu oran yüzde 42’lere kadar çıkıyormuş. Kayıt dışı istihdam en çok genç, yaşlı ve kadınlarda görülüyormuş. Bildiğiniz gibi SGK, kayıt dışılık nedeniyle sadece istihdamdaki kaybı 27 milyar TL olarak açıklamıştı. Küçük işletmelerde de kayıt dışılığın çok yaygın olduğu bilinen bir gerçek.

Dünya Bankası raporuna göre; ülkemiz nüfusunun sadece yüzde 4`ünün Gelir Vergisi ödediği tespit edilmiş. Yeni formüle göre; her yıl hesaplanacak kayıt dışılık oranının düzenli olarak kamuoyuna açıklanması ile kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınabileceği öngörülüyormuş. Yani kamuoyuna açıklanan kayıt dışı rakamlarını duyan mükellef, “Dur ya ben hemen kayıt içine(!) gireyim de devlete, millete katkım olsun” diyecekmiş gibi…

Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almanın dünyada etkin örnekleri mevcut. Bunlardan en başarılısı İspanya’nın yaptığı mücadele! Kayıtlara göre; kayıt dışılıkla mücadele konusunda, yaptığı reformlarla kayıt dışılığı azaltıp vergi gelirlerini ikiye katlayan İspanya örnek ülke olarak karşımızda duruyor.

İspanya bu başarıyı nasıl elde etmişti? Herhalde kayıt dışı rakamlarını açıklayarak değil! Bilgilere göre; kayıtlı olmanın maliyetini azaltma ve etkin denetim sistemi kurma sayesinde elde etmiş. Türkiye’nin de benzer yolla kayıt dışı mücadelesini sürdürmesi, kayıt dışı ekonominin en azından bir kısmının kayıt altına alınmasını sağlar diye düşünüyorum.

Tabi bir de kayıt dışı kayıt altına alınırken, yapılacak vergi denetimleri var. Eğer Maliye bakanlığı geçmiş krizi bahane ederek (gerçi bizde hala devam ediyor!) vergi denetimlerinde ağırlığı; krizden az etkilenen ve son yıllarda büyük canlanma görülen 7 sektöre verme gibi bir eğilim içine girerse, kayıt dışılık ile nasıl mücadele edilecek?

Bu arada Maliye Bakanlığının 2010 yılı Denetim Programı için yaptığı analizde; ekonomik krizden etkilenmeyen veya az etkilenen sektörler ile son yıllarda canlanma ve iş yoğunluğu görülen sektörler tespit edilmiş. Bu çerçevede, vergi incelemelerinde ağırlığın, finans, inşaat ve sağlık sektörleri ile gıda ürünleri imalatı ve satışı, kimyasal madde imalatı ve satışı, turizm ve danışmanlık sektörlerine verilmesi kararlaştırılmış. Turizm ve danışmanlık dışındaki hizmet sektörü alanlarında da kapsamlı vergi incelemeleri gerçekleştirilmesi öngörülmüş. Ayrıca bu denetimlerin iki ilde yoğunlaştırılması kararlaştırılmış. Bu iller mi? İstanbul ve Antalya! Kısmen de Mersin ilinde denetimler yoğunlaştırılacakmış!

Ya diğer üretimin yoğun olduğu iller? Kayseri, Gaziantep, Adana, Denizli, Bursa, Kocaeli Konya…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Adreste denetimle olmaz bu iş. Önce her 18 yaş ve üstünü geçim beyanı verme yükümlüsü yapmaktır. Herkes mal mülk beyanında bulunsun. Varlık vergisi değil; tespit maksatlı. Hani geçim beyanında işsiz fakat altınlarımı satarak yaşıyorum hikayesi gerçek olabilsin. Şundan bundan borç aldım denirse şunun bunun beyanına bakıp karşılaştırma yapılabilir. Bir emeklinin üniversiteye giden iki çocuğu varsa ve bu çocuklar geçim beyanlarında baba parası olarak ayda 500'er lira gösterirlerse babanın geçim beyanına bakmak farz olur. Orada sadece emekli aylığı varsa kesin kaçak bir işten gelen geliri vardır. Pazarcılık, seyyar satıcılık, kaçak işçilik gibi...

Muharrem Soyek 
 09.06.2010 21:07
Cevap :
Merhaba Muharrem Bey. Yorum ve katkı için teşekkürler. Selamlar, saygılar...  12.06.2010 14:54
 

ve gittiğim her ülkede ilk sorduğum soru "vergiler" oluyor. Ben fatura değeri 25 bin euro olan bir arabanın hangi vergilerle 48 bin euro olduğunu anlayamayanlardanım ! Sevgiler..

Ata Kemal Şahin 
 08.06.2010 7:19
Cevap :
Merhaba Ata Kemal Bey. Yorum ve katkı için teşekkürler. Selamlar, saygılar...  09.06.2010 8:45
 

Değerli Mesut Bey, Osmanlı, karşısında bir güç oluşmaması için sermaye oluşmasına izin vermemiştir. Aynı anlayış Cumhuriyet yönetiminde de (yakın tarihe kadar) sürdürülmüştür. Ülkede birkaç aile (Montaj tesisi) desteklenmiş ve üretilenler de, gümrük duvarları ile korunmuştur. 28 Şubat olayı da gerçekte Anadolu sermayesinin büyümemesi için yapılmıştır. Ve 1980 yılına kadar ne üretilenlerde bir kalite, ne de ihraç imkanı mız olabilmiştir. Acı bir gerçeğimiz daha, bankalar Anadolu (önce esnafına) sanayicisine çok kolay kredi vermemiştir. Özetle, ülkede korunan birkaç büyük üretici-tüccar dışında oluşan sermaye yoktur. Ve bizde halkın satınalma gücü olmadığı için esnaf-tüccar-sanayici satış ve hizmet bedelini oluştururken (biraz da rekabetten) gelir vergisi payını dikkate alamamaktadır. Devlet bunu bildiği için KDV başta olmak üzere harcamalar üzerinde vergisi almaktadır. Bir cadde de bir yerine beş eczaneye izin verir sonra da vergi beklerseniz, çok beklersiniz. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 07.06.2010 11:08
Cevap :
Merhaba, yorum ve katkı için teşekkürler. Selamlar, saygılar...  09.06.2010 8:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3842
Toplam yorum
: 6442
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 3072
Kayıt tarihi
: 23.03.08
 
 

Antalya'da 1956 yılında doğdum. Emekliyim, Üniversite mezunuyum. Evliyim, bir oğlum var Mimar. Gü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster