Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
674
 

Merhamet, merhamet, merh...

Merhamet, merhamet, merh...
 

Kurduğun tuzağı kendi elinle bozmak. Köşeye kıstırdığın, hiçbir kurtuluş şansı kalmamış düşmanını tam yok edecekken bağışlamak. Bir saatli bombanın düzeneğini çalışmaması için bilerek yanlış kurmak. Dürbünlü tüfeğin menzilinde hiçbir şeyden habersiz, kımıldamadan duran ve bu şekilde işini daha da kolaylaştıran hedefi vurmaktan son anda vaçgeçmek. Bir savaş uçağının kokpitinde bir kenti bombalamaya giderken tam şehrin üstüne geldiğin anda aşağıda karıncalar gibi dolaşan insanları düşünüp füzeleri ateşlemeden üssüne geri dönmek...

Hayvanların dilini anlamaya çalışmak. Bir kuş açlığını, bir eşek, yükünün ağırlığını nasıl belli eder öğrenmek. Kanadı kırılmış bir serçeyi şefkatle avuçlayıp yerden almak. Uzak bir evden annesinin memelerinden koparılıp sokağına atılmış yavru kediyi hiç ihtiyacın yokken eve almak. Bir sokak köpeğinin başını okşamak; onların yiyebileceği yemek artıklarını bulabilecekleri bir köşeye bırakmak. Göldeki sudan mamul tahtında bir zamane padişahı gibi yüzen ördeğin göğsünü tam da saçmalarla dolduracakken namluyu yere çevirmek. Aslında hiç silah taşımamak...

Hep dert anlatan değil, dinleyen de olabilmek. Anlamak; anlamaya çalışmak.

Doğru söylemek; yeri geldiğinde “her söylediğin doğru olsun, ama her doğruyu söyleme” ilkesine uymak.

Kumar oynarken yenip üstündeki elbiseleri dahil herşeyini kazandığın rakibinden aldıklarını geri vermek; hem kendin tövbe edip hem de tutmayacağını bile bile ona tövbe ettirmek.

Gece uyandığında yanında yatan eşinin, sevgilinin, çocuğunun üzerinden kayan yorganı düzeltmek.

Uzun süredir haber alamadığın birini arayıp hatırını sormak.

Sadece “benim de başıma gelirse” diye değil, orada bulunmanın o hastaya moral olabileceğini göz önüne alarak bir hasta ziyaretini ihmal etmemek. Bir mezarlığı ziyaret etmek; yalnız kendi tanıdıkların için değil, orada onlarla birlikte yatanların ruhuna da bir Fatiha okumak.

Hep gaza basmayı bırakmak; acelesi olanların seni sollamasına izin vermek; geçitte senden yol bekleyen yayaların güven içinde karşıya geçmesini sağlamak. Yayayken yoğun trafikte karşıya geçmeye çalışan yaşlıya yardım etmek.

İsraftan kaçınmak. Duşun altında sonuna kadar açık muslukta suyu dakikalarca boşa akıtırken, bütün ihtiyaçlarını senin sadece o iş için kullandığın suyun yüzde biriyle gidermek zorunda olan insanları düşünüp musluğu kısmak.

Giymekten bıktığın elbiselerini, ayakkabılarını ihtiyacı olabilecek birileri için saklamak. Çöpe yemek dökmemek, bayat ekmekleri değerlendirmek.

Bir tribünde maç seyrederken, sürekli hatalar yapıp duran kötü bir günündeki oyuncuyu ıslıklarla, küfürlerle mahvetmemek. Sahana misafir gelmiş takıma evsahibi gibi davranmak. Kazanmanın kadar kaybetmenin de hayata dair olduğunu unutmamak.

Kötü niyetli olmayan birine geri alamayacağını bile bile borç vermek.

Sırf önemsiz göründüğünden kimsenin selam vermeye bile tenezzül etmediği biriyle sohbet etmek.

Hayatın boyunca hiç değilse bir eğitim dönemi başlangıcında kendi çocuğun dışında bir öğrencinin temel öğrenim araç-gereçlerini sağlamaya çalışmak.

Bir ticari mal üretirken onu kendin tüketecekmiş gibi temizliğine, kalitesine dikkat etmek.

Hak yememek. Çalışanlarının da yorulabileceğini unutmamak. İşyerinde işgücü fazlası yaratan bir çalışanı işten çıkarmaya hazırlanırken onun yaşayacağı zorlukları düşünüp kararını ertelemek ya da tamamen vazgeçmek.

Zulmeden kardeşin bile olsa mazlumun yanında yer almak. Güce değil, erdeme tapmak.

Birinin seni terk etmesini içine sindirmek; kararına saygı duymak. Acı çekmek; en başta kendine olmak üzere, acımayı bilmek.

Liste uzun; hayat kısa; yapılacaklar zor gibi görünüyor... Ama bunların tersini her an, her gün rahatlıkla yapabiliyoruz. Üstelik merhametsizlik daha çok enerji gerektiriyor.

<ı>Not: Geçen yıl bu mevsimde yayınlanmış bir yazım. Bazı küçük düzeltmelerle yeniden yayınlamak istedim. Ben yayınlamayı aklımdan geçirirken sevgili Tuğba'nın blog önerileri arasına aldığını gördüm. Kendisine çok teşekkür ederim.

Foto: www.artbywicks.com/compassion%20caring.jpg

Ahmet YILMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

terslerini yapmaya bu kadar zaman harcıyorken en azından birkaç tanesini denesek, birkaç tanesini yapmanın o anlatılmaz huzurunun, güzelliğinin tadını alabilsek, "insan" olduğumuzu daha sık hatırlarız belki. ve dünya daha çok üzerinde yaşanılasıbir yer olur kimbilir...

beenmaya 
 02.11.2007 11:54
Cevap :
Olur sanırım. Çok şey istemiyoruz zaten, değil mi? Teşekkürler Özlem'cim. Sevgiyle...  02.11.2007 17:21
 

Sayın Çelik, ben de naçizane bir tespit daha eklemek istiyorum bu güzel doğru tespitler arasına: “SUSMAK”, sadece susmak… Öyle zamanlar vardır ki suskunlukla kurulmalı cümleler. Ama başı öne eğik bir sessizlik değil, kabullenişi simgeleyen bir sukuttan söz etmiyorum. Başı yukarda bir sessizlik olmalı bu. Onurlu, haşmetli, heybetli. Saygı ve sevgiyle.

Yeşim E. Narter 
 01.11.2007 13:54
Cevap :
Merhaba Yeşim Hanım, çok haklısınız. Değerli katkılarınız için çok teşekkür ediyor ve susuyorum :) Sevgiler, selamlar...  01.11.2007 16:00
 

Yeniden hatırlamak, zihnimizde yeri olsa da bir kez daha okumak gerek bazı yazıları, içten paylaşımları. Adın geçtiğinde, yazılarını düşündüğümde aklıma ilk gelenlerdendir ''Merhamet'' ve ''Eylül, takvim ve lösemili çocuk''. Anımsamak güzel...Yeniden yüreğine sağlık sevgili Celal....

Tuğba 
 28.10.2007 15:08
Cevap :
Senin de yüreğine sağlık Tuğba'cım, onur verdin. Sevgiler, selamlar...  29.10.2007 11:28
 

kalemine sağlık, güzel tespitler ama... bu duygu az veya bölük pörçük de olsa yine de bir çok kişi de var ama ... vicdanı ile başbaşa kalınca keşke diyenler var ama... ama... bir çizgi içinde, güvensizlik, itimatsızlık, acaba soruları ile boğuşmaktan unutulan duygular gibi, bir gün bir yapraga bakıp acaba neden yeşil denilecek, kimbilir:) sevgilerle

erol aslan 
 27.10.2007 10:03
Cevap :
Birkaç sözcükte özetlemeşsiniz Erol Bey Dostum, "yaprağa bakıp neden yeşil denilecek" derken... Yüreğinize sağlık. Selamlar, saygılar...  29.10.2007 11:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3733
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster