Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
274
 

Merkezdeki ben ve sen

Merkezdeki ben ve sen
 

Yol yorgunluğunun üzerine bir de hava değişikliğinden şifayı kaptığım bir günün sonunda erkenden kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Saat gecenin (ya da sabahın) üçü, dördü gibi öncesinde rüyamda çaldığını sandığım kornanın gerçekte çaldığının ayırdına varıp gözlerimi araladım.

Dışarıda bir şeyler oluyordu.

Bir hışımla yataktan kalkıp pencereye koştum.

Işığı açmadan araladım perdeyi.

Görüş alanımda bir kıpırtı yoktu.

Ama aralıksız olarak çalmaya devam eden korna benim gibi pek çok kişinin ayaklanmasına sebep olmuştu.

Hatta perdelerini aralamakla kalmayıp bir süre sonra sokağa dökülen insanlar, sesin geldiği tarafa doğru yol aldılar.

Göremesem de duyulan seslerden neler olduğunu anlayabiliyordum.

En deli çağlarını yaşarken bir de aşka düşmüş gencecik bir üniversitelinin sesini duyuruşuydu arabadan gelen bu ses.

Belki içindeki yangının belki de söylemek isteyip de içinde kalanların sesi...

Tabii ki sarhoştu ve tabii ki pişmandı.

Bir süre insanlara rağmen çalmaya devam etti sonrasında çarenin bu olmadığını fark ettiği için elini kaldırdı kornadan.

Umutsuzlukla arabadan indiğini kapının açılış sesinden anladım.

İnsanlar söylene söylene evlerine dönerken bir adam inatla söylenmeye devam ediyordu.

Sokak giderek sessizleşti ve on beş dakika önce kornayla çınlayan bu sokak bu defa adamın haykırışlarıyla inliyordu.

'Gecenin bu saatinde uykumu böldünüz.Zorunda mıyım bunu çekmeye' cümlesini defalarca savururken sonuna soru işareti koymadığı çok belliydi.

Sonunda soru işareti olmayan bir cümle de ben sarf etmek istedim.

'Peki şimdi ben seni dinlemek zorunda mıyım!'

Karşı evdeki kadın iç sesim oldu ve penceresini açıp 'sus artık!' diye bağırdı.

Sesinin kaç desibelde çıktığının farkında olmadan bağırdı.

O an fark ettim ki insanoğlu hep böyle.

Kendine göre yanlış olanı düzeltmek adına üst üste yanlışlar yapıyor.

Yanlış yanlışı doğuruyor.

Sokağı çınlatan o sesin kendisine ait olduğunun farkında olmadan bağırıyorlardı.

Rahatsızlığını dile getirirken rahatsızlık verişine aldırmıyordu.

Kornayı çalan o genç bencil, onu azarlarken uykusunun bölünüşüne isyan eden adam ondan bencil,pencereyi açıp susmasını söylerken hepsinin sesini bastırmak için en çok bağıransa en bencildi.

O an hayat bencillikler silsilesi gibi önüme dizilivermişti.

O ana kadar başkalarına zarar vermediği sürece en sağlıklı olduğunu düşündüğüm yaşam formunun(bencilliğin) başkalarına ne denli zarar verdiğini gördüm.

Bulmamayı umarak dönüp hayatıma baktım ve kendimi başrol yaptığım pek çok örnekle burun buruna geldim

Daha çok üzüldüm.

John Locke ve Ayn Rand'ın sosyal gelişimin kökü olarak gösterdikleri bencilliğin, insan doğasından değil çevresel faktörlerden kaynaklandığını fark ettim.

Mevlana'nın dediği gibi bencillik gerçekten de göze takılmış bir ayna gibi.O gözler nereye bakarsa baksın kendinden başkasını görmüyor.

Dönüp dolaşıp ben merkezli hayatlara geldim.

Sonuç olarak yine yeni ve yeniden insanlardaki eksik kalmış empatiye ulaştım.

Uykum kaçtı.

Açtım bir müzik ve bu yazıyı yazdım...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 31.12.14
 
 

Her gece ikişer dakika arayla beş alarm kurup her sabah onları üç kez ertelerim. Uyanır u..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster