Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Carolina Isolabella Özgün

http://blog.milliyet.com.tr/carolinaozgun

07 Mayıs '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
790
 

Merkezkaç...

Merkezkaç...
 

Etiketleme veya paketleme…

Bir şeye ve en çok da bir kimseye olumlu ya da olumsuz bir etiket yapıştırmak, bir yargı koymak, belki de onu yani aslında kendimizi tamamen kabul edememekle alakalı bir olgudur…

Gözde büyütmek veya küçültmek, tamamen kendi eksik veya fazlamızın, yine kendi tarafımızdan onaylanamamasından, şartlanmışlıklarımızdan veya kendi doğrumuzu ararken bir şeylere tutunmak isteğimizden kaynaklanıyor olabilir.

Kendimizi değerli ve önemli hissetmek için rakip olarak gördüğümüz bir başkasının bize aşıladığı hedeflerimize, yüceliklerimizin olduğuna inanmamız için de bizden daha geri görünen insanlara ihtiyacımız vardır çoğu zaman. Kendi seviyemizden aşağıda zannettiklerimiz bizim egomuzu güçlendirir, daha yüksekte olduğuna inandıklarımız ise hedef belirlememize sebep olur ve aslında yine arsız egomuza hizmet eder.

İnsana ilk yaradılışında ekilen en asil hasletler, zaman süreçlerinde dejenere olup en büyük sınavı ile baş başa bırakan uzun ince bir yoldur… Kendi merkezinde kalmak, gerçek öz ses ile konuşabilmek, kimin ne dediğinin ve ne demek istediğinin ötesinde gerçekten kendine yeterli olabilmek ne de zor ama ne de kolay…

Tüm söylenenlerin içinde, en derinde yer alan asıl sese kulak verebilmek, kendine dönebilmek ve suçlu ya da eksik aramaksızın yüzleşebilmek… Evet yine ve yeniden zor ama belki de çok kolay…

Etkiye tepki olduğu sürece, onu beslemek ve büyütmek işten bile değil…

Oysa zihnen suskun ve akışta olmak içsel potansiyelin gelişimi ve evrenin çekimine denk bir akışı yakalatır, hayatımızda ne istediğimize odaklandırır ve bunu yaratmamıza en güçlü fırsatı verir. İlla ki bir şeylere tutunacak ve mutlu olacaksak bu en güvenilir yol olabilir, kimseye zarar vermeyen kendini de gereksiz bir şekilde tüketmeyen bir yol.

Bir şeyi istemiyorum diye düşünmek o şeyi istenir hale getirir, istediklerimize değil de istemediklerimizi yaşar hale geliriz, işte burada temelde etki ye tepki verdiğimiz için bu süreci defalarca yaşar ve asıl yaratılan şeyin önünü keseriz. Bir şeyden olumsuz etkileniyorsak ona yargı ve etiket koymak ve düşünsel olarak ona odaklanmak bize gücümüzden kaybettirdiği gibi o olayı daha da besler ve hoşlanmadığımız yada kaçınamadığımız şeyleri defalarca hatta bazen tekrar tekrar yaşatır.

Bugün, şu an etrafımıza baktığımızda yaşadığımız yaşamın asıl sorumlusunun biz olduğumuzu anlar ve en önemlisi idrak edersek bunu istediğimiz şekle çevirebilecek gücümüzle de yüzleşiriz. İnsanın asıl korkusu bence kendidir ve kendi özsel gücüdür. Onun zamanında yozlaşa yozlaşa nasıl da kaybettiğini anlaması ilk şoktur, tekrar kazanımının ise kendi yarattığı ve deneyimlediği olaylara bağlı sınavlar olduğunu anlaması da ikinci büyük şoktur. Bunlarla naifçe, sakince, usulca yüzleşmek ve en büyük düşmanı sandığı birilerine gerçek bir sevgi ve minnet duyabilmek ise tamamen insani ve de çok büyük bir sorumluluğudur.

Birilerine ve hatta asıl kendine suçlayıcı olmak, yargılamak, beğenmemek, öfkelenmek içsel hasarı başlatan bir unsurdur, sonrasında doktor, doktor gezip ahh, vahh demek sadece serzeniştir. Gerçekle yüzleşmek ve şifalanmak değil, kendine acımak ve kendini aciz görmektir. Bu uyanış başladığında ego ve içsel zihinsel sarsılamaz dinamikler öylesine sarsılır ki bu uyanışı ertelemek ve tekrar yaşanır hale getirtmek için bir arınma süreci başlatır, işte o anda içimizde ne kadar çamurlu tortu varsa asıl kaynaktan akan saf suyla tanışınca önce bir etrafı kirletir, taşar, bulaşır, sonra yavaş yavaş durulur, saflaşır ve arınır.

Korkutucu süreç artık deneyimlenen süreç olmuştur, ego ilk darbesini almıştır, savaşa başlamıştır, artık eskisinden daha çok her taşın altından çıkmaya başlamıştır ve zorlayıcı sınavlarla ard arda gelmeye başlamıştır.

İşte asıl güzel olan süreç de bu bence, çünkü her karşımıza dikildiğinde kendimizdeki bir zayıflık ve fazlalıkla yüzleşmeyi her sağladığında daha bir uslanır hale gelmeye ve itaat etmeye başlar, önceleri kızgınlık ve direnç yaratırken artık sadece usulca anlaşılır ve hatta sevgiyle okşanır, çünkü içsel dualitedeki en büyük dost olmaya başlamıştır.

Buna da inanamaz, bu kabul görmeyi de hazmedemez, yardım bekler, ister, beslenmemeye alışık değildir, yalnızlıklarda hırçınlaşır ama sonunda kendini hatırlamaya başladığında her gün özüne biraz daha yanaşır ve her an biraz daha bütünlenir.

Etiketler, paketler, yargılar, deyişlerin ötesinde, hissedişler, sezişler, besleyişler ve kendine dönüşlerle hayata akış, evrene yakarış, ilelebete uzanış, varlık ve yokluk arasından sızılış ve herkes ve her şeyle bütünleniş başlar…

Bu süregeliş bir sonraki aşamada ne öğrenmesi gerektiğini ve hangi yönünle yüzleşmesi gerektiğini anlayana dek sürer gider…

Birleşen Bütündedir..

07.05.07

Işık ( Carolina Özgün )

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

düşüncelerine hayran olmamak elde değil, okurken insanın içinde yer ediyorsun ve düşüncelere yönlendiriyorsun, teşekkürler :))

erol aslan 
 10.11.2007 19:00
Cevap :
sağol, var ol:)) teşekkürler  10.11.2007 21:58
 

Hiç düşünmediğim varlığını sorgulamadığım sorulara cevap oluyorsunuz. Teşekkür ediyorum. Saygı ve sevgiler.

drgayemm 
 08.05.2007 10:00
Cevap :
İnsanlar birbirlerine açıcı anahtar olurlar çoğu zaman, hepimiz birbirimize gerekliyiz, paylaşımlar bu yüzden özel ve güzel. En derin sevgimle...  08.05.2007 11:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 375
Toplam mesaj
: 51
Ort. okunma sayısı
: 642
Kayıt tarihi
: 21.09.06
 
 

İstanbul'da yaşayan bir levantenim, yeni özler, sözler, gözler tanımayı, farklı bakış açılarını p..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster