Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1240
 

Mersinli Cemal Paşa ya da resmi tarihin alternatif okuması. Nablus – Megiddo Savaşı (2)

Mersinli Cemal Paşa ya da resmi tarihin alternatif okuması. Nablus – Megiddo Savaşı (2)
 

Alman Miğferli Türk Askerleri


Bu yazı dizisinde nihai amaç olarak Mersinli Cemal Paşa’nın kurtuluş savaşı dönemindeki faaliyetleri üzerinden dönemin İstanbul ve Anadolu merkezli ikili iktidar ilişkilerinin irdelenmesi amaçlanmıştır.  Bu amaçla öncelikle son dönem Osmanlı ordusunun iki önemli konumlarda bulunan iki paşası Mersinli Cemal Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’nın kariyerleri karşılaştırılarak, tarihin bu son derecede önemli ve kritik dönemecinde yan yana ve aynı zamanda karşı karşıya geldikleri olaylar farklı kaynaklar taranarak aktarılmaya başlanmıştır.  Bu tarihsel olaylardan ilki Osmanlı Devleti’nin Sevr Antlaşması öncesinde İngiltere karşısında son ve büyük bozgununa yol açan Nablus, İngilizlerin adlandırmasıyla Megiddo Savaşıdır. Bir önceki yazıda anılan savaşa dair yazışmalar ve tanıklıklardan hareketle bir giriş yapılmış, savaşın son evresinde M. Kemal Paşa ve M. Cemal Paşa’nın karşılıklı suçlamalarından özellikle M. Kemal Paşa’nın birlikte yer aldığı diğer tüm komutanları istisnasız eleştirdiği belirtilmişti. Bu yazıda ise Nablus Savaşı’nın kimlerin komutasında nasıl cereyan ettiği kaynaklara dayanılarak aktarılırken bugün dahi tam olarak açıklığa kavuşmayan noktalara parmak basılmaya çalışılacaktır.  

Bu arada öncelikle belirtilmesi gereken bir nokta, M. Kemal Paşa’nın 7. Ordu komutanlığı görevine Temmuz 1917’de Başkumandan Vekili Enver Paşa tarafından ilk atandığında o zamanki Yıldırım Orduları Grup Komutanı Alman Mareşal Falkenhayn ile anlaşamayarak istifa ettiğini ve aradan az bir süre geçtikten sonra bu sıralarla ilişki kurduğu Padişah Vahdettin tarafından bu göreve ikinci kez atandığının altını çizmek gerekmektedir. Anlaşılan odur ki M. Kemal Paşa bu görev için aslında mevcut koşullarda istekli değildir ve bunu göreve ilk atandığında Enver Paşa’ya ve Talat Paşa’ya gönderdiği Osmanlı Ordularının genel vaziyetine, zayıflıklarına, öneri olarak da savunmaya ve elde var olan kaynakları korumaya yönelik görüşüne ilaveten bu görüşe geçit vermeyeceğini bildiği Falkenhayn ile birlikte olamayacağına dair bir nevi ültimatom içeren rapordan da anlamak mümkündür.  Bu tarihte Yıldırım Orduları Grubu General von Kress komutasındaki 8. Ordu ve M. Kemal Paşa’nın komutanlığına atandığı 7. Ordu’yu içine almakta olup söz konusu raporda M. Kemal Paşa Almanya’nın tüm bölgeyi kendi kontrolüne alma hedefi bulunduğunu ve buna razı olmadığını Osmanlı açısından amacın ancak savunma olabileceğini ve bu hedefe kendi komutasında ulaşılabileceğini bildirmektedir.  

Olayların önceki yazıda belirtildiği gibi gelişmesi sonrasında M. Kemal Paşa 7. Ordu Komutanlığından atandıktan yaklaşık beş ay sonra Kasım 1917’de istifa etmiştir. Bu tarihte Mersinli Cemal Paşa Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın komuta ettiği ve kısa süre sonra kendisinin devralacağı 4. Orduya bağlı 8. Kolordunun komutanıdır.          

Bu yan bilgilendirme sonrasında Eylül 1918 tarihine dönersek, artık Alman Mareşal Liman von Sanders komutasında olan Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığının teşkilatlanması ve komuta kademesi şu şekildedir: Yıldırım Ordular Grubu Komutanı Maresal Liman Von Sanders, bağlı ordular:

  • 8.Ordu; Komutanı Tuğgeneral Cevat (Çobanlı) Paşa ve ona bağlı sağ kanat 22.Kolordu Komutanı, Albay Refet (Bele), bağlı birlikleri: 7 ve 20.Tümenler ve Kolordu Bağlı Birlikleri ile sol kanat komutanı Albay Oppen. Birlikleri:16,19.Tümenler, Alman Asya Kolu ve Kafkas Süvari Tugayı.
  • 7.Ordu : Komutanı, Tuğgeneral Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve ona bağlı 3.Kolordu Komutanı Albay İsmet (İnönü) bağlı birlikleri: 1., 11.Tümenler ve diğer Kolordu Bağlı Birlikleri ile 20. Kolordu Komutanı, Tuğgeneral Ali Fuat (Cebesoy) bağlı birlikleri: 26,53.Tümenler ve diğer Kolordu Bağlı Birlikleri.
  • 4.Ordu: Komutanı Tümgeneral Cemal (Mersinli) Paşa ve ona bağlı 8.Kolordu Komutanı Albay Ali Fuat (Erdem) bağlı birlikleri, 48.Mürettep Piyade Tümenleri ve Kolordu Bağlı Birlikleri.

Şeria Grubu Komutanı, Albay Esat, bağlı birlikleri: 24. Piyade ve 3.Süvari Tümenleri, 2.Kolordu Komutanı Albay Şevket, bağlı birlikleri 62.Tümen, Şam, Havran, Maan Komutanlıkları ve Kolordu Bağlı Birliklerine ilaveten ayrıca Bağlı Birlikleri bulunmaktaydı.

Savaş öncesi Yıldırım Ordular Grubu’nun genel durumuna ilişkin M. Kemal Paşa’nın da desteklediği hakim görüş; daha önce Gazze, Kudüs ve Şeria savaşlarında meydana gelen kayıpların karşılanamamış olduğu Anadolu’nun ve diğer cephelerin uzaklığı yanında ulaşım olanaklarının da elverişsizliği nedeniyle "Filistin Cephesi" nin takviyesinin mümkün olamadığı, geceli gündüzlü muharebelerde fiziki ve moral bakımından muharebe gücünü büyük ölçüde kaybetmiş kuvvetlerle, her açıdan üstün İngiliz Ordusu ile savaşmak zorunda kalınmasıdır. Diğer taraftan, bu gerçekler özellikle 8. Ordu için kabul edilmekle birlikte savaşın çok erken bir aşamasında bozguna uğranmasının daha farklı nedenleri olması gerektiği düşüncesi özellikle Liman Paşa’da mevcuttur.

Bu noktada kaynaklara dayanarak savaşın nasıl başlayıp geliştiğini aydınlatmaya çalışmak gerekmektedir. Zira özellikle İngiliz saldırısının başladığı 18 Eylül’ü 19’a (1918) bağlayan gece olanlar konusunda resmi tarih açık görünmekle birlikte farklı görüşler ve iddialar bulunmaktadır.  Bu amaçla ilk olarak Yıldırım Orduları Komutanı olan Liman Paşa’nın 20 Eylül tarihli ilk taarruz raporunun bazı bölümlerini “Ali Fuat Cebesoy’un Arşivinden Askeri ve Siyasi Belgeler” kitabından aktaralım: “1) Düşman 18 Eylül 1334 bade-z zeval (bitiminden sonra) saat 20.10’da başlayan topçu istihzaratını (hazırlıklar) müteakip 26’ıncı Fırka ile 53’üncü Fırkaya (Mustafa Kemal Paşa komutasındaki 7.Ordu) taarruza başladı ve iş bu taarruzda El-Musallâ istikametinden gelen küçük müfrezelerin taarruzu ile ve kezâ Sekizinci Ordu mıntıkasında Zem-ül-Ukbâ’ya yürüyen bir taburun taarruzu ile teşrik (iştirak) etmiş ise de, gerek bunlar ve 26’ıncı Fırka cephesindeki taarruzlar tard edilmiş (kovulmuş) ve ancak 53 üncü Fırka 19 Eylül 1334 kabl-ez zeval (öğleden önce) saat 1.30’da (sabaha karşı olmalı) cephesini Hırbetül-Rudin tepeleri hattına çekilmiştir. Muharebe bütün gece düşmanın takviye edegeldiği kıtaatın taarruzları ile gayet şiddetli devam etmiş ve kable-z zeval saat 2.30’da 26 ıncı ve 53 üncü Fırkaların cephesi Hırbetül-siya’nın bir buçuk kilometre şarkı (doğusu) – Şeyh-ul-ad cenubu (güney) - Hırbetül-Rudin cenubundaki (güneyi) sırtlar – Vadi-ül-Bakar şimalindeki (kuzeyi) sırtlar hattına çekilmeye mecbur kalmıştır. 2) 19 Eylül 1334 gece saat 4.30 evvelde düşman Sekizinci Ordunun sağ cenahında sahil mıntıkasında gayet şiddetli bir topçu ateşine başlamış ve bu ateşi denizden de gemi ateşiyle teşrik etmiştir. İki saat süren bu ateşi müteakip düşman mevziimize girmiş ve Yirmi İkinci Kolordu (8. Orduya bağlı) A.L.T.İ. (kısaltma çözülememiştir) hattına çekilmiştir…” Rapor  daha sonraki aşamaları da kapsamakla birlikte esasen savaşın en kritik anı 18 Eylül gece, 19 Eylül sabaha karşı ve gün boyunca cereyan etmiş ve 8. Ordunun sahil bandında yer alan sağ kanadının çökmesiyle tüm ordu grubu çözülerek 10 gün içerisinde (yaklaşık 170 km) Şam’a kadar gerilemiş, sonrasında orada da tutunamayarak ancak Halep’te (yaklaşık 300 km) durabilmiş ve mütareke öncesinde de daha geriye çekilmek zorunda kalınmıştır. Bu rapordaki bir ayrıntı, saldırının öncelikle 18 Eylül gecesi 7. Ordunun 8.Orduya bitişik sağ kanadına (Ali Fuat (Cebesoy) Paşa komutasındaki 20. Kolordu (26. Ve 53. Tümenler –Fırkalar) yönelik başlamış olması ve 26. Tümen direnirken 53. Tümenin sonrasında da her ikisinin 19 Eylül sabaha karşı geri çekilmiş olmalarıdır. İngilizlerin bozguna uğrattıkları 8.Orduya yönelik taarruz daha sonra başlamıştır. Oysa durumu 29 Eylül 1918 tarihinde Başkumandanlık Erkânı Harbiye Riyaset’ine rapor eden 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa; “18/19 Eylül 1918’de başlayan muharebe sonunda 8.Ordu’nun uğradığı ani durum üzerine, çekilmek zorunda kalan 7.Ordu” ifadesini kullanmaktadır.  Nitekim M. Kemal Paşa İstanbul’a yazdığı 7 Ekim tarihli (önceki yazıda büyük kısmı aktarılan) mektupta da “Eylül on dokuzuncu gecesi düşman evvela Yedinci Ordu’ya taarruz etmeye başladı. Düşmanın iki taarruzunu durdurdum. On dokuz sabahı batı tarafımızda bulunan Sekizinci Ordu kısa bir düşman taarruzu karşısında birkaç saat içinde dağıldı. Bundan dolayı Yedinci Ordu’nun sağ kanadı ve geri çekilme hattı tamamen düşman tarafından tutuldu.” diyerek 18 Eylül gece ve 19 Eylül sabaha karşı Liman Paşa’nın raporunda geçenleri bir anlamda doğrularken, kendisine bağlı 53. Tümenin ve sonrasında da çarpışmakta olan 26. Tümen’lerin geri çekilişinden bahsetmemektedir. Benzer biçimde, “Komutan Atatürk”  kitabında savaşları resmi askeri kaynaklara dayanarak anlatan Celil Erikan’ da 18 Eylül’deki ağır topçu ateşi sonrasında genel saldırının 19 Eylül saat 4.40’ta başladığından ve 8. Orduya bağlı Albay Refet (Bele) komutasındaki 22. Kolordunun sağ kanadını oluşturan 7. ve 22. Tümenlerinin tutsak edildiği, geride bulunan 48. Tümenin ise (46. Tümen olmalı) ağır kayıp verdiği, ordunun sol kanadı oluşturan Alman Albay Oppen komutasındaki  16. ve 19. Tümenlerin de 7. Ordunun üstüne atıldığını kaydetmektedir. Falih Rıfkı Atay, “Atatürk’ün Anıları” ve “Çankaya” kitaplarında,  bir Hintli esirin ifadesine dayanarak düşmanın cephe üzerinde ciddi saldırılar yapacağının değerlendirdiğini ifade ederek olayın ne şekilde meydana geldiğini Atatürk’ün ağzından şöyle rivayet etmektedir: “:“Biraz sonra, kurmaylarımı toplu olarak göreceğim dedim. Yataktan kalktım, giyindim, iş odasına giderek bir savaş buyruğu yazdırdım. Bu buyrukta; düşman, 18 Eylül günü akşamı genel saldırı yapacaktır diyor ve buna karşı alınacak tedbirleri sıralıyordum. Bu buyruğu, bilgi için Liman Von Sanders Paşaya gönderdim. Çok saygı duyduğum bu zat, benim raporlardan çıkardığım sonucu önemsememiş ve gülmüş...18-19 Eylül gecesi Kolordu Komutanları İsmet ve Ali Fuat Paşaları telefon basına çağırdım ve sordum: Verdiğim buyruğu ve ona göre gereken önlemleri aldınız mı? Buyruğunuz yapılmıştır, karşılığını verdiler. Ben daha telefon konuşmasını bitirmeden düşman topçusu savaş hatlarımız üzerine ateş etmeye başladı.”  Bu durumda anekdotta geçen ve henüz İngiliz saldırısı başlamadan verilen “buyruk” ve “gereken önlemlerin” ne olduğu bilinmemekle birlikte M. Kemal Paşa’nın İngiliz saldırısına karşı hazırlıklı olduğu anlaşılmakta olup, önceki raporlardan ve savunduğu görüşlerden bunun, savunma ve en az zayiatla birliklerini koruma olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Oysa Yıldırım Orduları Grubu’nun amacının Almanya’nın genel çıkarlarına da uygun olarak İngiltere’nin bölgede hakimiyeti ele geçirmesini engellemek olduğu aşikardır. Bunun aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin çıkarları ile (İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin  Pan-İslamcı ve Pan-Türkçü  ideolojisi ve pratiği doğrultusunda) paralele olup olmadığı tartışmalı olabilirse de İstanbul’un iradesinin bu amacı değiştirmeye yönelik tecelli ettiği ve Yıldırım Orduları Grubunun M. Kemal Paşa dışındaki komutanlarının da bunun dışında hareket etme düşünce ve iradesinde oldukları söylenemez. Nitekim, her ne kadar resmi tarih kaynaklarında özellikle 8.Ordu karşısındaki İngiliz gücünün birkaç kat üstün olduğu belirtilmekte ise de genel olarak bu üstünlüğün ikiye bir durumunda olduğu, bunun da Liman Paşa’nın güvende hissetmesine yol açması nedeniyle hesapta stratejik bir manevra dışında büyük çaplı bir geri çekilmenin bulunmadığı İngilizce kaynaklarda yer almaktadır. (Megiddo 1918, The Last Great Cavalry Victory, Osprey Military Campaign Series, 61, 1999) Bu durum Liman Paşa’nın komutası altındaki ordularda savaşan Türk askerlerinin yer yer perişanlığa varan fiziki koşulları ve sürekli savaş halinden kaynaklanan bezginliklerine rağmendir. Zira Liman Paşa 19 Eylül’deki İngiliz saldırısı karşısındaki bozguna dair “…Sahil kesiminin batısında bulunan 7. Tümenin ve 20. Tümenin (22. Kolordu-Refet Bele komutasında), 7. Tümenle irtibatlı her iki piyade alayının süratle tamamen çökmesi bugüne kadar kesin bir şekilde açıklanamamıştır. Bu büyük kesimlerdeki birlikler olağanüstü zayıf olsalar da şimdiye kadarki muharebelerde iyi dayanmışlardı. 19 Eylül’de iki saatlik bir baraj ateşinden sonra, daha düşmanın bir piyade hücumu bile olmadan tamamen ortadan kaybolmuşlardı. Bu birliklerde artık muharebe azmi almamıştı. Geri çekiliş sırasında bu tümenin subaylarını ve en küçük birliklerini bile artık görmedim.” demektedir (Türkiye’de Beş Yıl, Liman Von Sanders).  Bu noktada 18 Eylül gecesi başlayan 7. Ordu’ya yönelik İngiliz taarruzunun safahatı le ilgili olarak Genelkurmay ATASE anlatımına göz atmakta yarar vardır. Saldırıya doğrudan muhatap olan Ali Fuat Paşa komutasındaki 20. Kolordu’nun 19 Eylül’deki hareketine ilişkin olarak tam saat belirtilmemekle birlikte şöyle denilmektedir: “… 20 nci Kolordu cephesindeki muhabere durumu iyi gidiyordu. Kolordu Komutanı, daha muharebenin başından itibaren kolordu cephesi ortasının, düşmanın asıl taarruz hedefi olduğunu ve yarılmak istendiğini tahmin etmiş, bu nedenle de savunulması, haberleşmesi ve bağlantısı çok güç bir araziye yayılmış olan 26 ıncı ve 53 ncü Tümenler’ini iç kanatlarını bizzat sevk ve idare etmek üzere ileri gitmişti. 20 nci Kolordu Komutanı’nın muharebeyi yakından sevk ve idare etmesi ve kıtalarında fedakârca direnmeleri sayesinde düşman, kolordu cephesini yaramamıştı. Öğleye kadarki muharebelerde ele geçirilen tutsaklardan, kolordu mevzilerine 53 üncü İngiliz Tümeni’nin taarruz ettiği öğrenilmişti. Buna rağmen taarruzunu sürdüren düşman, nihayet kolordu cephesinin güneye doğru çıkıntı yaptığı kesimdeki mevzilere girmiş ve El Mugair, Ebu Malul tepeleri düşman eline geçmişti ki, böylece, savunma mevziinde üç km.’lik bir girme oluşmuştu. Düşmanın bu girmeyi yarmaya çevirmek için taarruzunu daha da sürdürme olasılığı çoktu.” (Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Sina Filistin Cephesi, IV ncü Cilt 2 nci Kısım, Ankara 1986, ss.631-632) Şimdi de bu kritik anın İngiliz kuvvetlerinin komutanı General Allenby’nin anılarında nasıl anlatıldığına bakalım: “…Sahil ovasındaki yığınak 18 Eylül sabahı ikmal edildi. Eylül 18-19 gecesi Yirminci Kolordu (İngiliz), Bîre-Nablus hattının doğusunda  sağ cenahı ileri sürdü. Elli üçüncü Tümen (Yukarıda bahsedilen Ali Fuat (Cebesoy) Paşa komutasındaki 20. Kolordu’ya saldıran İngiliz Tümeni) Vadi-i Samiye’nin baş tarafındaki havzaya inerek Cübeyd ve El-Mugayir’i zapt ve civarındaki Ebu Mâlul denilen tepeden başka bilumum tepeleri işgal etti. Düşman burada inatçı bir mukavemet gösterdi ve göğüs göğüse başlayan muharebelerden sonra 400 esir verdi. Eylül’ün 19. sabahı erkenden hava kuvvetlerimiz, el-Afule ile Yedinci ve Sekizinci Türk Ordu Karargâhlarının bulundukları Nablus (7. Ordu Karargâhı) ve Tul-u Kerem (8. Ordu Karargâhı) mevkilerini bombardıman etti. Bu hava taarruzundan maksat düşmanın işaretle olan muhaberatını akim bırakmaktı. Saat dört buçukta topçumuz sahil ovasında kesif bir ateş açtı. On beş dakika devam eden bu ateşin himayesi altında piyade mevkilerini terk etti, iki torpido muhribi sahil boyunda kuzeye doğru ateş açarak bize yardım ediyordu...19 Eylül saat dört buçuktan 20 Eylül akşamı saat beş buçuğa kadar otuz altı saat zarfında Türk Ordusunun büyük bir kısmı mağlup edildi ve Yedinci Ordu Birlikleri de Samariye Tepeleri üzerinde ri’cata zorlandı. Mezkur tepelerin geçit noktaları evvelce süvarimiz tarafından işgal edilmişti. Birinci safhada kazanılan muvaffakiyetin meyvaları ikinci safhada toplandı. Piyademiz, ri’cat eden düşmanı süratle takip ederek süvari birliklerimizin arasına sürdü ve bunun neticesi olarak Yedinci, Sekizinci Türk Orduları bütün silah ve malzemesiyle birlikte elimize düştü.” (General Allenby’nin Hatıratı, İstanbul, 2013, ss. 80-81).

Özetle yazı dizimizin odağını oluşturan;  İstanbul ve Anadolu merkezli ikili iktidar yapısı ve bu bağlamda M. Cemal Paşa ile M. Kemal Paşa’nın ilişkilerinin  başlangıcına ve birbirlerini karşılıklı suçlamalarına yol açan ve Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında önemli bir aşaması olan Nablus Savaşı’nın kimlerin komutasında, nasıl cereyan ettiği kaynaklara dayanılarak aktarılmaya çalışılmıştır. Savaşın kaybedilmesinde en önemli aşamayı oluşturan ve M. Kemal Paşa komutasındaki 7. Ordu ile Cevat Paşa komutasındaki 8. Ordu’nun doğrudan İngiliz taarruzuna maruz kaldığı 18-19 Eylül 1918 günlerinde; 7. Ordu’ya bağlı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa komutasındaki 20. Kolordu’nun çarpışarak ve asıl yarma harekâtının gerçekleştiği 8. Ordu’ya bağlı Refet (Bele) Paşa komutasındaki 22. Kolordu’nun ise beklenmedik biçimde erken bozularak geri çekildiği anlaşılmaktadır. Savaşın bu ilk aşamasının geçtiği Şeria Nehri’nin batısının karşı cenahında yerleşmiş olan M. Cemal Paşa komutasındaki 4. Ordu ise İngiliz taarruzu sırasında tahrip edilerek kesilen Grup Komutanlığı haberleşme kanalları nedeniyle gelişmelerden tam olarak gecikmeli haberdar olmuş, Liman Paşa’nı 7. Ordu’ya gönderilmesini istediği süvari desteği ise ulaştırılamamış,  böylece  8. Ordu ve 7. Ordu’nun bozularak geri çekilmesi, sonrasında da 4.Ordu’nun bu çekilmeye katılmasıyla Nablus Savaşı’nın kaderi çizilmiştir. Resmi tarihimize M. Kemal Paşa’nın adının, komuta ettiği 7. Ordu’sunu geri çekerek bozgundan kurtarıldığı ve sonrasında diğer orduların artakalanlarını da bir araya topladığı yönünde prestijle kaydedildiği bu ağır yenilgide M. Kemal Paşa’nın suçladığı 4. Ordu Komutanı M. Cemal Paşa ve diğer ordu komutanları ile Yıldırım Orduları Grup Komutanı’nın sorumluluğu kadar, her şeye rağmen komutası altındaki kolordu ve alt birliklerin ve kendisinin sorumluluğu olduğu yadsınamaz.

 

Kaydedilmesi gereken bir diğer husus, 1918 Nablus (Megiddo) Savaşı,  Alman komutanların anılarında yer bulmasına rağmen resmi tarihimizde M. Kemal Paşa’nın yazışmaları ve Genelkurmay yayınları dışında 7. ve 8. Ordular’ın kolordu komutanlarının (Ali Fuat Cebesoy, İsmet İnönü, Refet Bele ve dönemin 8. Ordu Kurmay Başkan Vekili Asım Gündüz) yazdıklarında ve anılarında hemen hiç yer tutmamasıdır.       

 

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer husus da, daha önce bahsedildiği gibi Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya, İçişleri Bakanı Talât Paşa’ya ve Dördüncü Ordu Komutanı - Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya gönderilen 20 Eylül 1917 tarihli rapor ve ekinden de görüleceği üzere, M. Kemal Paşa’nın Suriye Cephesi’ne atandığı andan itibaren Osmanlı Ordusu’nda görev yapan üst düzey Alman komutanlarla anlaşamayarak yetkinin kendisine devredilmesine yönelik talebidir. Bu talebin önemli bir gerekçesi Osmanlı Devleti’nin askeri siyasetinin kendi tabiriyle bir “savunma siyaseti” ve elde bulunan kuvvetleri ve bir tek neferi son ana kadar saklama siyaseti olması gerektiği düşüncesini olabildiğince uygulamak olduğu söylenebilir. İlaveten ona göre “…Bu siyaset, memleketimiz dışında bir tek Osmanlı neferi kalmasına tahammül edemez.”  M. Kemal Paşa ilginç bir şekilde, bu düşüncesinin, kuvvetleri israf etmemek bir yana, savunma ya da taarruz yoluyla olsun, uygulanmasının her ne yolla olursa olsun Müslüman Osmanlı’ya ait Suriye ve Hicaz’ı içeren Sina Cephesi harekâtının bir Müslüman Osmanlı tarafından üstlenilmesi gerektiğini de ileri sürmektedir. Aksi halde ve 7. Ordu Komutanı olarak Alman komutanlarla işbirliği yapması bekleniyorsa izleyeceği yolu şöyle açıklamaktadır: “…Bu halde yapacağım iş, en ufak birliğimin müdahale ettiği cepheyi ve muharebe hatlarını kayıtsız şartsız kendi emrim altına almaktır; yani kuvvetlerim muharebe sebebiyle Sina cephesinde bir kumanda altında erimeye mecbur olursa, bu kumandan ancak ben olabilirim (Atatürk’ün bütün eserleri, Cilt 2, Kaynak Yayınları, ss.122-124). Bu sözler M. Kemal Paşa’nın nihai amaç olarak Osmanlı Orduları’nın ve her koşulda kumanda ettiği birliklerin komutasını kayıtsız olarak ele almak ve kendi askeri politikası doğrultusunda yönetmek isteğini açık biçimde ifadesidir. Bu arzunun dönemin İttihat ve Terakki’nin Pan- İslamcı ve Pan-Türkçü politikası ile ne derecede bağdaşabileceğini bugün okumak pek olası bulunmasa da, M. Kemal Paşa’nın kafasında bir “milli sınır”  düşüncesinin o tarihte de bulunduğu, ancak koşullara göre devletin içinde bulunduğu badireden kurtulması için gereğinin yapılacağı da speküle edilebilir.  Buna karşılık, M. Cemal Paşa ve cephenin diğer komutanlarının, içinde bulunulan koşullardan ziyadesiyle rahatsız ve Alman komutanlarla da zaman karşı karşıya gelmekle birlikte, devletin varlığının ve çıkarlarının korunması için belirlenen politika doğrultusunda  Başkumandan Vekili’nden alınan talimatlar  doğrultusunda hareketi, devletin çıkarlarına aykırı buldukları ya da öyle bile olsa buna karşı çıktıkları pek söylenemeyecektir. Mersinli Cemal Paşa özelinde devlete güven ve bağlılık biçiminde özetlenebilecek bu hareket tarzı, Mütareke sonrasında ve Milli Mücadele’nin erken döneminde de fazlaca bir değişikliğe uğramaksızın devam etmiş ve yazı dizisinin sonraki bölümlerinde ele alınmaya çalışılacağı gibi belirtilen nedenle her dönemde M. Kemal Paşa’nın ağır eleştirilerine maruz kalmıştır.        

Son söz olarak, yıkılan Osmanlı Devleti’nin yerine yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tarihinde, geçmişin ağır, onur kırıcı ve yeni kurulan devletin ideolojisini olumsuz etkileyerek sırtında kambur oluşturacak yüklerinin terk edilmek istenmesi sürecin belirli bir aşamasına kadar doğal karşılanabilir. Ne de olsa yazılan tarih, yıkılan bir imparatorluğun değil yeni kurulan bir devletin tarihidir. Bu devletin ayakları üzerinde durabilmesi öncelikle sınırlarının korunabilmesine ve buna işaret eden “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” mottosuna bağlıdır, Pan-İslamcı ve Pan-Türkçü  ideolojiye değil. Bununla birlikte, yeniden şekillendirilen devlet yapısının üzerinden neredeyse bir asır geçmekte iken bugün “ulus devlet” aşamasından “ulusal devlet” aşamasına geçişin sancılarını giderek şiddetli biçimde yaşayan “Türkiye Toplumu”nun en çok gereksinim duyduğu karşılıklı hoşgörü ve anlayış iklimine katkı sağlamak ve geçmişiyle barışabilmesi adına, tarihi gerçeklerin dogmalardan arındırılmış biçimde konuşulup, yeniden yazılarak aktarılması yararlı olacaktır kanısındayım. (Devam edecek.) 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1047
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster