Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '16

 
Kategori
Yetenekler
Okunma Sayısı
719
 

Merve Güneği ile futbol ve kadınlar üzerine (röportaj)

Merve Güneği ile futbol ve kadınlar üzerine (röportaj)
 

Milli sporcu, dizi ve reklam oyuncusu Merve Güneği ile tesadüfen sosyal medya üzerinden tanıştık ve ortak paydamız Galatasaray  üzerinden dostluğumuz gelişti. Her ne kadar yaşadığımız şehirler farklı da olsa birbirimizi gerçek yaşamda hiç görmesek de Galatasaray tutkusu, sevgisi sayesinde ben bir kardeş edinmiş oldum o da bir ağabey... 
 
Zaten sporun en güzel taraflarından ve amaçlarından  biri de insanlar arasında bu tür dostluk ilişkilerini geliştirip güçlendirmesi değil midir? 
 
Mutlaka bir çoğunuzun sosyal medya sayesinde tanıdığı veya tribünlerde gönül verdiğiniz takımın attığı bir gol sonrası tanımadan  sarmaş dolaş olduğunuz ve belki de daha sonra  gerçek yaşamınızdaki dostlardan biri haline gelen çok insan vardır. 
 
Öncelikle bize kendinden bahseder misin? Merve Güneği kimdir? Özgeçmişin, sporcu ve sanatçı kimliğin hakkında neler söyleyebilirsin?
 
23 nisan 1989 Ankara doğumluyum. Devlet memuru bir ailenin ilk çocuğuyum, bir tane erkek kardeşim var. İlkokulda beden eğitimi öğretmenim eski 400 m. rekortmeni Mehmet Dulkan okulda atletizm okul takımı kuruyordu. Beni de seçti. İlk etapta bir kaç arkadaştık sonra arkadaşlarım çeşitli bahaneler sunarak gelmemeye başlamıştı ama ben devam etmiştim. Tabi en büyük şansım ailemin sporcuyu ve sporu desteklemesiydi.
 
Oyun şeklinde geçen antrenmanlarda branşlaşma yaşım geldiğinde 3 adım atlama ve Sırıkla yüksek atlama yapmıştım. Sırıkla yüksek Atlama rekortmeni Tayfun Aygün hocamında katkıları ile güzel mi güzel işler başardık. İlk lisanslı yarıştığım kulübüm Mersin Büyükşehir Belediyespordu. Galatasaray'ın bayan atletizm takımı olmadığı için ve profesyonel bir yaşantı gereği Fenerbahçe atletizm takımının 100. yıl kadrosunda yer almış bir sporcuyum. 
 
 Fenerbahçe'de 1 sezon yarıştıktan sonra Bursa Nilüfer Belediyespor'a transfer olmuştum. Bizim dönemimizde Süreyya Ayhan Avrupa Şampiyonu olmuştu. Aileler genelde çocukları hangi spor branşını yapıyorsa o spor branşlarını daha çok takip etmeye başlıyor. Hiç unutmam babam da Süreyya Ayhan'ın o yarışını izlerken gözyaşlarına boğulmuştu. Bir gün atletizm sahamıza geldiğinde Süreyya Ayhan dedim ki biz neden onun gibi olmayalım, engel ne? O bize güzel bir örnekti. Özel yaşantısı falan beni hiç ilgilendirmiyordu çünkü benim ondan örnek alıp da uygulamak istediğim noktalar çok başkaydı. Yenile yenile yenmeyi öğrendim. Hırsı, azmi, başarıyı, gözyaşını...
 
 Antrenörlerim bana müthiş bir örnekti. Antrenman dışı zamanlarda Avrupa ve Dünya sporcularının antrenman ve yarış videolarını izler, hatta idol olarak sporcular seçerdik. Yelena Isınbayeva benim için idoldü. Fotoğraflarını odamın duvarına asarak, başarı üzerine söylediği sözleri görebileceğim noktalarda bulundurarak kendimi hep motive ederdim. Daha çok detaylar var lakin onları da paylaşırsam 2. bir Merve Güneği'de çıkar diye korkuyorum..meslek sırrı diyelim( bunları söylerken gülüyor)
 
 Bursa Nilüfer Belediyespor'da yarışırken o dönemin en iyi derecesini atlayıp Türkiye Şampiyonu olmuştum. Ve Milli Takım seçmesi de o sırada yapılmıştı. 3.30 ile Gençler Balkan Şampiyonasında ülkemizi temsil etme hakkına erişmiştim. Mindere düşerken attığım sevinç çığlığını dün gibi hatırlarım. Düşünün ilkokulda başladığım atletizm serüvenimi ancak üniversite 2'ye giderken Milli Takım kariyerimle taçlandırabilmiştim. Atletizmde malesef takım sporlarındaki gibi 18'lik kadroda adım olsun yeter falan gibi bir şey söz konusu değil. Atletizmle ben hayatı öğrendim. Tek başınasın ve ne yaparsan kendin sayesinde. Benim hatamı orada ne bir arkadaşım kapatabilir o an ne de antrenörüm vs. Aslında atletizmde antrenörün vitrini sen oluyorsun tek başına.
 
Gençler Balkan Şampiyonasında 2.lik kürsüsüne çıkarak madalya ile döndükten sonra bu sefer uluslarası 20 yaş altı gençler turnuvasına hazırlıklarımız başladı. Letonya'da 3.lük ile aldığım ikinci madalyamda Milli Takım kariyerimde madalyasız dönmediğim bir an oldu. İki kere çağrıldığım Milli Takım kariyerimin ikisinde de madalya ile dönüşümden sonra şartların elvermemesi, sakatlıkların oluşmaya başlaması, bir de çekememezliklerin artışıyla soğutmaya başladı beni yaptığım işten. Oysa ki spor habis ruhlu kişilerle dolmamalı. Yazarken aslında aklıma yığınla gelen ama kelimelere sığmayacak kadar bir çok spor anımı Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Antrenörlük Bölümü mezuniyetim ile sonlandırayım. 
 
Peki dizi ve reklamlarda rol alman nasıl oldu?
 
Oyunculuk kariyerim ise tamamen şovu ve görselliği sevmemden dolayı gelişti. Zaten lakabımda tribünlerde "kontes"tir. İnkar etmem asla, kendime çok güvenirim. İnsanoğlu var olduğu sürece yapamayacağı bir işin olduğunu düşünmüyorum. Ankara'dan İstanbul'a yerleşeli ben 3.5 sene civarı oluyor. Ailem halen Ankara'dadır. Ama beni her zaman desteklemişlerdir, ben de asla ailemin yüzünü öne eğecek hareketlerde bulunmamışımdır. İletişimimin kuvvetli oluşu ve hedefimin varlığı beni oyunculuk alanında da başarıya itti. 
 
Ayla Algan'dan oyunculuk eğitimi aldım bire bir. Çünkü hep savunduğum bir şey vardır. Hiç bir mesleği eğitim almadan kimse yapmamalı. Yapıyorsa da o insan ben bu işin ehliyim dememeli. Eğitim çünkü bir belgedir, eğitim çünkü bir meslekte diğer kişilerden daima sizi farklı kılar. Medya sektöründe çünkü eğitimsiz nice insanın dayısı halası yoluyla en kestirme yoldan bir yerlere geldiğini kimse inkar edemez. Benim arkamda kimse olmadı, bir Allah'ın kulu da çıkıp diyemez benim sayemde diye. Hep ben kovaladım. Hep ben birilerine ulaşmaya çalıştım. Figüran olarak başladığım oyunculuk hayatımda diyaloglu oyuncu ve oyuncu olarak devam etti.
 
Senin çok iyi bir Galatasaraylı olduğunu biliyorum. Futbola ve Galatasaray"a ilgin nasıl başladı?
 
Bizim ailede Galatasaraylılık şöyle gelişim gösterir; Babama babasından bize de babamızdan. Rahmetli dedem 14 sene şampiyon olamadığımız ve şampiyonluğumuza 1 ay kala vefat ederek o duyguları yaşayamamış birisiymiş. Babama babasından geçtiği için doğal olarak evde Galatasaraydan başka bir takımın adı dahi geçmezmiş. Hatta annem bana hamileyken Neuchatel Xamax maçındaki 5-0'lık galibiyetimizden sonra kamyonun üzerine çıkarıp tur attırmış. O dönemin yaşantısı ile malesef ki hep televizyondan gönül verdiği takımı izleyip hiç Ali Sami Yen Stadyumuna gitme imkanı el vermeyen babama 2008 yılında ilk kez Sevgili Arda Turan sayesinde Ankara'dan İstanbul'a gelerek şampiyonluk maçımızda nasip oldu.
 
Sanırım futbol dışında voleybol ve basketbol maçlarına gidiyorsun. En çok hangisinden zevk alırsın hangi maçlara gitmekten hoşlanrsın? İlk gittiğin maçı hatırlıyor musun?
 
Galatasaray'ın sadece futboldan ibaret olmadığını savunurum. Bu yüzden voleybola da basketbola da giderim. Hatta uzun senelerdir Ankara'da yaşarken bile futbol kombinem dışında basketbol kombinem bile vardır. Maçlara gidemesem bile aldığım alacağım kombine ile kulübüme destek olmaya çalışırım. Futbol tabikide çok güzel bir spor ama iyi oyun var ise.
 
Açıkçası bir futbol maçı izlerken seyir zevki yüksek olsun isterim. Hareketli, her an aksiyon sevdiğim bir olay. Fakat izlemeye gittiğim her branşta hep öğrenmeye de çalışmışımdır. Örneğin basketbolu ben üniversite hayatım boyunca hiç sevmezdim. Hatta dc+ not ile zor geçmişimdir. Fakat sonrasında izlediğim her Galatasaray maçında dönemin koçu Oktay Mahmudi bana basketbolu sevdirdi. Çünkü duruşu, verdiği taktiksel yaklaşımlar ve bilgi birikimi basketbola sempati duymaya itti beni.  
 
Voleybol maçlarına da gidiyorum ama futbol önceliğim ikincisi basketbol. Çünkü belki tuhaf gelebilir ama voleybolcuları hep havalı, ukala görmüşümdür.  Galatasaray armasının olduğu her branştı desteklerim, izlerim, tribünde olmaya çalışırım ama futbolun ve basketbolun yeri ben de ayrıdır atletizm dışında. 
 
Futbolda ilk maçım anımsadığım kadarıyla 11-12 yaşlarım civarında Ankara'da oynanan Ankaragücü-Galatasaray Türkiye kupası maçıydı. Annem babam ben gitmiştik. Bir tane pazar çantasına battaniye, yiyecek koymuştuk. Boyum küçük olduğu için sahayı hiç göremezdim. Babam omzuna almış maç boyunca oradan bakmıştım. İlk golü yediğimizde ağlamıştım, sonra önümüzde bir abi vardı ağlama yeneriz biz demişti ve maçı 2-1 almıştık. 
 
Son yıllarda tribünlerde  kadınlar  hzla artıyor. Bunu neye bağlıyorsun? Kadınların tribünlerde yer almasını nasıl karşılıyorsun?
 
Kadınlar hayatın her alanında olmalı. Kadınlar varken erkekler biraz daha kendilerine çeki düzen veriyor. Biraz daha aile olmasını başarıyorlar. Kadınların tribündeki artışlarını ben biraz spordaki reklamın artışına ve kültür seviyesinin yükselmesine bağlıyorum. Sadece futbol tribünleri olarak ele almayalım. Genel bir bakış açısı olarak bakıldığında kadın faktörü müthiş önemli. 
 
Açık konuşmak gerekirse ülkemiz futbolunda genelde kadınlara pek yer yoktur. Hatta  erkeklerin büyük bir çoğunluğu kadınlara futboldan anlamaz gözüyle bakar. Bu konuda ne düşünüyorsun?
 
Bu konuda Ümit Özat, Simge Fıstıkoğlu'na çok keskin bir laf söylemişti. O sözü üzerine kadın taraftarların katıldığı bir canlı yayında söylediğim tepkilerim mevcuttur. Futbolu kendi tekeline almaya çalışan erkeklerin hiç mi karısı, kızı yok merak içindeyim. Futbol erkek oyunu değil. Dünya ve Avrupa futbolu takip ediliyor mu ülkemizde bilmiyorum ama Milan'ın ikinci başkanının kadın olduğunu hatırlatırım.
 
Peki bir kadın olarak futbolun herhangi bir kademesinde çalışmayı hiç istedin mi? Böyle bir hayalin var mı? Antrenör, yönetici, futbolcu gibi futbolun içinde olmak ister misin?
 
Ben hiç hayal kurmadım, hep hedef koydum. Bir hedefim var;  Bir spor kulubünde yönetici olmak. Çünkü sporu  bilen,  sporun içinden gelen, spor eğitimi almış kişiler yönetmeli görüşündeyim. Bir spor kulübü yönetimi ile bir şirket yönetimi apayrı olaylar. Çok büyük işadamlarının asırlık spor kulüplerini ne hallere getirdiğini hepimiz izledik, gördük.
 
Televizyonlardaki futbol programlarını izler misin? Bu programlarda kadın yazar ve yorumcular sence neden yok? Futbol sence sadece erkek sporu mudur?
 
Hiç bir spor programını ve yorumcusunu izlemem. Çünkü televizyon bir reyting oyuncağı. İnsanların insanları birbirine düşürmesine destek olmak istemediğim için hiç de cazip gelmiyor. Yorumlamaksa zaten olayları bizlerde kendi aramızda yorumluyoruz. Yapıcı ve öğretici her spor programını izlemeyi tabiki de isterim ama malesef bizim ülkemizde böyle programlar söz konusu değil. Yabancı kanalların yayınlarını izlemeyi tercih ediyorum. Spor kitapları okumayı daha cazip buluyorum. 
 
Tekrar Galatasaray"a dönecek olursak; Galatasaray"ın bu seneki durumu için ne diyorsun? Şampiyonluk umudun devam ediyor mu?
 
Şu anki mevcut durumda sıfır şans gibi görünebilir şampiyonluk. Fakat Galatasaray hep kaos ortamlarında başarıyla ayrılmasını bilmiştir. Ben asla karalar bağlamadım. Gerçekleri inkar etmem asla ama olayları kabullenip de oturmam. Sonuçta sezonun daha ilk yarısı bitti. İkinci yarısı daha başlamadı. Bize hocalarımız hep şunu söylerdi; hiç bir yarış koşulmadan bitmez. Ben kendi adıma yeri gelir isyan ederim, kızarım ama bu tepkilerim hep daha iyisi daha iyisi içindir. Çünkü ben 2000"li yılların nesliyim. Ben hep şaşalı dönemleri gördüm. O yüzden benim umudum ve inancım son haftanın son düdüğü çalana kadar var. 
 
Maçlara gidemediğin zamanlar kendini nasıl hissedersin? maç izlerken yaptığın totemler var mı evde veya tribünde?
 
Maçlara gitmediğim zaman vicdan azabı duyuyorum. Kendimi çok rahatsız hissediyorum. Totemlerim de var elbette. Parçalı Metin Oktay formamı hangi maç giyersem o maçı kaybetmiyoruz.
 
Galatasaray maç kaybettiğ zaman ruh halin nasıl olur? Mesela ben yenilgiler sonrası çok mutsuz olurum, hatta bazı maçlar sonrası kahrolurum, bütün neşem kaybolur. Bir sonraki haftaya kadar hiç spor programı izlemem, gazete okumam, o haftanın bir an önce geçmesini isterim.Sende yenilginin  etkileri nasıl oluyor?
 
Bu durumdan en çok ailem yakınır, çünkü alınan yenilgi sonrası telefonlarımı hiç açmam. Ağlarım. Hele ki derbi maçı kaybedilmişse...
 
Elinde olanak  olsa gelecek sezon Galatasaray"a hangi futbolcuların gelmesini isterdin? Ama Messi Ronaldo Neymar filan deme sakın...
 
Ben futbolcu değil de abi ruh isterdim. Keşke elimde böyle bir imkan olsa keşke. Futbolcu isimleri benim umrumda değil hediye edilen formalarım dışında hiç bir şahsi formamda futbolcu ismi yazmaz benim Metin Oktay dışında.
 
Galatasaray"ın şimdiye kadar gelmiş geçmiş en iyi ve en kötü başkanları sence kimler? Ya da başkan olmasını istediğin biri var mı?
 
Benim için en iyi başkanlar Faruk Süren ve Ünal Aysal"dır. Benim şahsi görüşüm bu. Çünkü ben başarılı dönemin çocuğuyum. Bizi başarıya bu başkanlar alıştırdı. Maddi zararlar boyutuna girmek istemem ama kupaya ve başarıya bizi boğan bu kişiler oldu. En kötü Başkan'da Adnan Polat derim. 14.sırada bitirdiğimiz sezon yumruk gibi boğazımda durur. Gelecek başkan adayı profilim Turgay Kıran'dır. Galatasaray Başkan'ının sadece vizyonel bir yapısı olmasının yanında görselliğininde olması gerektiğini savunurum. Faruk Süren, Ünal Aysal başkanlar janti başkanlardı, e Turgay Kıran'ın da Mekteb'deki lakabı Kont'muş.
 
Şu ana kadar gittiğin maçlar arasında unutamadığın 3 maç sayar mısın? Futbol basketbol farketmez.
 
1- Yakın senelerde Almanya'da oynadığımız ve 4-1 kaybettiğimiz Dortmund maçı. Hayatımda bir stadyumdan yaşanılan olaylar nedeniyle 4 saat bekletildikten sonra çıktığımı asla hatırlamam. Ve o maçın benim ilk yurtdışı maçım oluşu ayrıcalıktır. 
 
2- Fenerbahçe ile Ali Sami Yen Spor Kompleksi Arena'da oynadığımız ve 2-1 yendiğimiz maç. O maç için Ankara'dan gelmiştim ve sert bir kış günüydü. Çok ama çok üşümüştüm de üşüdüğüme değmişti. 
 
3- 2008-2009 sezonu Ali Sami Yen'de oynadığımız tüm maçları unutmam mümkün değil. Hatta en son Gençlerbirliği maçında koltukları kırıp 2 tane alarak Ankara'ya evime götürmüştüm.
 
Kadınlara futbolla ilgili  çok sorulan klasik bir soru var.  Ofsayt nedir? Biliyor musun?
 
Ofsayt tanımını Burak Yılmaz sayesinde bayağı öğrendik koca bir sezon. Rakip takım futbolcusunun kaleye en yakın olduğu durumdur. Yanlış mı söyledim yoksa (gülüyor)
 
Yok yok doğru söyledin. Zaten Burak Yılmaz"ın en büyük yararlarından biri de kadın taraftara ofsaytı öğretmesi  oldu herhalde...Peki  sosyal medya ile aran nasıl?  Hangilerini kullanırsın?     
 
Sosyal medyayı ben insanlara faydalı olabilecek şekilde kullanıldığında seviyorum. Ve en aktif olduğum mecra da Facebook'tur. 
 
 Atletizm- badmington-tenis ve futbol gibi sporlara olan  ilgilerini biliyorum...Bu sporlarla ilgili olarak kişisel geleceğin ile ilgili herhangi bir planlaman var mı? 
 
Tabiki de var ama paylaşmak istemiyorum. Çünkü hedeflerinizi herkesle paylaşmayın ki çalmasınlar ...
Aşağıdaki kelimeler ile ilgili birer cümle söyle desem?
 
Taraftar: Kulüplerin can damarı
Deplasman: Mercimek çorbası
Fenerbahçe: Ezeli rakip
Şike: Sporcunun alınterini çalmak
Eski Ali Sami Yen: Çocukluğum benim orada gömülü. Binlerce metre yükseklikten aşağı düşsem bile Can'ımın acımadığı tek yerdi. 
 
Son olarak senin söylemek veya eklemek istediğin bir şey var mı?
 
Bana değer vererek bu röportajı sunmuş olmandan dolayı teşekkür ediyorum Abiciğim. Umarım insani yönünü kaybetmemiş kişilere bir mesaj alabilmelerini sağlamış olur hem de aslında kendi düşünce ve duygularını yaşamak yerine global bakabilmeyi başaran insanlar olabilseler müthiş fayda sağlayacakları nice insanın varlığını görebilirler. 
 
Futbol güzel, spor güzel. Birlik ve beraberliği sağlamak istiyorsak eğer mutlaka ama mutlaka akil spor insanlarına ihtiyaç vardır ve büyüklerin tecrübesi gençlerinde heyecanı ile yürütülmelidir.
 
Bu güzel ve dolu dolu sohbet olanağı için ben teşekkür ederim...
 
İlhan İLMENÖZ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 103
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 735
Kayıt tarihi
: 20.05.15
 
 

İzmirli....Tarihçi eskisi-spor-müzik-siyaset-dizi-filmsever... Pink Floyd-Beatles-John Lennon-Gru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster