Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '20

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
101
 

MERYEM HANIM'IN IŞIĞI

Çankırı, Aksu Mahallesi’nin Kıraç tarafında bir çıkmaz sokak, sonunda bahçeli, tek katlı şirin bir ev. Kahverengi, demir dış kapının üstünde MÇ var, Dedem Mehmet Çam imzasını evlatlarının yüreklerinden evvel kapıya atmış. Ben 1 yaşındayken vefat etmiş. Kelimelerin orta harflerini büyük yapmak gibi ilginç bir sembol kullanırmış. Geçenlerde bir bayram asker defteri elime geçti. Firar tarihlerini tek tek yazmış. Anneannem Meryem Hanım’ın, tek başına kaldığı evinin bahçe girişinde hemen sağda heybetli bir dut ağacı vardı. Seniha Annem’le tepesine çıkıp aşağıda açılan sofra bezi üzerine dut silkelemeye çalışan çelimsiz hallerimi hatırlarım. Arka bahçede, yan komşunun kiremit çatısına basarak erişilebilen Napolyon kiraz ağacı. Koca koca, dolu dolu Napolyon kirazlar. Meryem Hanım, her ziyarette evvela bahçede tur attırırdı, mevsimine göre hangi meyve olduysa onu tatmadan içeri almazdı. Tek yastığı ilk onun yatak odasında görmüştüm. Herkesin kendi yastığı olmaya başladığında, tek yastıkta kocamanın da modası geçmişti belki de. Mektebin cahili ve fakat hayatın filozofu gibiydi. Kimsenin arkasından konuştuğunu duymadım. Hep sevgiyle ve olumlu konuşurdu nadir sohbet zamanlarında.

 

Nohutlu sarma, cevizli baklava, güveç ve süt çorbası… Meryem Hanım’ı anarken burnumu sızlattılar. Kestane kokusuyla, sobanın yanında çekilen huzurlu uykunun hazzı başka nerede bulunabilir ki? Bütün torunların toplaştığı akşamlar; gürültü, patırtı ama bolca sevgi. Cumhuriyet Apartmanı’ndaki top arkadaşlarını toplayıp Aksu Mahallesi’ne Meryem Hanım’ın kıymalı yumurtasını yemeye götürürdüm. Sekiz çocuğu karşısında görünce çocuk gibi sevinirdi. Çok az konuşur ama hep gülümserdi. Yaşmağının altından daima gülümserdi. Bizde kaldığı zamanlarda, okul dönüşü kapıda beni karşılar, sımsıkı sarılır ve uzunca bir müddet sırtımı sıvazlardı. ‘Okuduğun artık yetmez mi? Ne zaman çoluk çocuğa karışacaksın?’ derdi. Ömercik Aslan Parçası’nı göremedi Meryem Hanım. Yeleklerinin bir cebinde o çok sevdiği ay çekirdeğinden bir hapaz, diğerinde ise mahalledeki çocuklara dağıtmak üzere mutlaka üç beş tane şeker olurdu. Kardeşi İsmail’i yere göğe koyamazdı. ‘Lan İsmail’ diye hitap etmeyegörsün, tepedeki dayım ablasına kul köle olurdu.

 

Cumhuriyet kadını filan değildi kendisi. At binme talimleri esnasındaki asil pozları, ilerleyen yaşına rağmen hiç vazgeçmediği kırmızı ruju filan yoktu. Aydın bir nesil yetiştirmek üzere yurdun türlü kazalarında görevlerde filan da bulunmamıştı. Kentte tutunmaya çalışan gariban bir Anadolu köylüsü olarak evlatlarına verebileceği yegane şeyi, ziyadesiyle vermişti. Samimi, koşulsuz, hesapsız sevgi.

 

Dayılarımın hayırsızlığından hayıflanırdı sık sık. Benim yakışıklı dayılarım. Biri Yeşilçam jönü gibi ağır, ekabir, dağ gibi bir adam. Aynı anası gibi, çok az konuşur ama hep sıcacık gülümserdi. Esaslı adamdı, Ömer Halis Çam. Beni hep benzettikleri, ‘Aynı Kel İskender’ diye takıldıkları İskender Dayım. Almanya Acı Vatan’da gençliğini bırakmış, sonra çocuklarıyla beraber Şeker Pancarı fabrikası tarafına bahçeli, güzel bir eve taşınmıştı. Almanya’da edindiği alışkanlıklara devam eder, çalışmamasına rağmen aynı saatte kahvesini içer, gazetesini okurdu. İyi satranç oynardı. Neden bilmem, dayımı kendime hep çok yakın gördüm. Beni çok sevdiğini biliyordum. O da bir aile geleneği olarak çok az konuşurdu. Hep sakladığı bir şeyler var gibi hissederdim. Bizim çocukluğumuz zamanında bir yerlerde aile içindeki film kopmuştu galiba, belki de biz doğmamıştık bile. Herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı bazı meseleler vardı. Yakışıklı dayılarım sırlarıyla birlikte gittiler. Kısa saçlarıyla idealist bir ilkokul öğretmeni olan teyzem, Meliha Hanım emeklilikten sonra hayattan umudunu kesmiş gibiydi. Haklı sebepleri vardı elbet. Anneciğim ne kadar hayat dolu, renkleri olan bir kadınsa teyzem o kadar kötümser görünürdü gözüme.  

 

Yıllarca tek başına evlatlarını bir arada tutan Meryem Hanım. Tıknaz, yaşmaklı, kambur ama yüzü hep gülümseyen Meryem hanım. ‘Şu karnımdaki suyu alıverseler, rahatlayacağım’ diyordu. Sonra hemen bahçedeki çiçeklerine koşacaktı. Hep oğulları onu arasın, sorsun diye bekledi. Dört çocuğunun tam tekmil mezarı başında birleşeceklerini nereden bilebilirdi? Tam 15 yıl evvel, Şubat’ın 20’sinde, sabahın 7’sinde Meryem Hanım’ın ışığı söndü.  

 

 

HAKAN GÜMÜŞ

3 Mayıs 2020

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1047
Kayıt tarihi
: 25.12.06
 
 

Bosphorus Investments, Atiye Residence, Gayrimenkul İçin Strateji Platformu (GİSP),  ODTÜ Şehir P..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster