Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
101
 

Mesajların çarpıtılması

Kovulmuş ve Lanetlenmiş Şeytan, insanlar arasındaki iletişim ağını, iletişimden fesat doğsun diye sekteye uğratır veya sanki yapılan iletişimde bir aksama yokmuş gibi göstererek, aslında konuşanın konuşmasını alır, konuşma metnine kendi kelimelerini ekler veya tümden değiştirerek ulaşması gereken adrese ulaştırır. Konuşmasını teslim eden ilk şahıs, mesajının çarpıtılmadan ulaşacağı adrese ulaştığını sanır. Mesaj kendisine ulaşan da, mesaj metninin bozulmadan kendine ulaştığını sanır. Bu çarpıtma, tahrif yöntemi ve zan ile vesvese, vehim verme enstrümanlarını kullanarak çalışmak, Allah'a (c.c.) asi olmuş aşağılık şeytanın çalışma yöntemlerinden biridir.

Onun yaptığı, meşruiyyet dairesinde vuku bulacak olan iletişimlere engel çıkarmak, gayrı meşru olan yolları ise açık tutmaya çalışmak  olacaktır. Tabii ki o birçok işini dolaylı yöntemlerle yürütecektir. Direk gelip sizin iletişim araçlarınızı bloke edemeyecektir.

Şeytan taraftarı bir kısım insanların misyonları da aynen onunkine benzer. Onlar görülen sıfatları ve vasıfları ile bizlerin aramızda yaşıyor olabilirler.

Pratik hayatta, insanlar arasındaki iletişim ağını yürüten bir kısım insanlar; velev ki dürüst ve iyi niyetli, olsalar dahi, emanet aldıkları mesajları, adreslerine aynen ulaştırabilmeleri için, Kovulmuş şeytan ve taraftarlarının hilelerinden haberdar olmaları ve o hileleri bertaraf edebilecek kabiliyette olan insanlardan olmaları gerekir. Yoksa, insanlar için akıbet hiç de iyi olmaz.

Şimdi bu bilgiler ışığında hayatımız içinden bir misal düşünelim ki!... Bizler istikamet üzere, doğruluk üzere olan bir ordunun askerleri olalım (İnşaAllah)… Yapılan muharebeler esnasında hasbelkader ordu komutanımız düşman mevkiinde mahsur kalmış olsun… Durumun farkında olmakla birlikte, komutanımızın kısmen de olsa hala bizlere ulaştırmakta olduğu emirlerini tam güvenli araçlar ve tam güvenli kuryelerle verebilmekte midir, yoksa bunu yapamayacak bir halde mahsur mu kaldı? Bunu tam olarak bilmiyor olalım.

Bu durumda, düşman ordulara karşı zaferi riske etmeden  alınması gereken tedbirleri düşünmemizden daha doğal bir şey olamaz.  Artık, komutanımız kendi ordusuna karşı bloke edilmiş ve böylelikle emirleri orduya aynısı ile ulaşmıyor  olabilir. Ondan bize ulaşan  emir mesajları da  aslında düşman ordularının kontrolünden ve düzenlemelerinden geçerek geliyor olabilir. Ya da bilinmez…Komutanımız tam klasik manada esir alınmış da olabilir. Bu durumda komutanımızdan komut bekleyen ordu mensupları olarak bilmeliyiz ki, ordumuz içinde  yürüttüğümüz işlerle ilgili olarak aklıselim kararlar almak ve o kararları en iyi bir şekilde uygulamak görevi, tamamen bizlere kalmıştır. Zaten komutanımız bu hale düşmüş biri değil de bizlerin başında bulunuyor olsaydı, kazanılacak bir zafer varsa ve Allah (c.c.) izin verirse onu yine bizimle kazanacaktı.

Kovulmuş ve Lanetlenmiş Şeytan veya onun tasallutu altına alabildiği düşman orduları tarafından, bizlerin ordu komutanlarımız; klasik veya modern manada esir alınmış ya da tam anlamı ile öldürülüp, şehit  edilerek saf dışı bırakılmış olmaları hiç olmayacak bir şey değildir. Ancak buna hal çaresinin olmaması düşünülemez.  Şu ki, şehit olan ordu komutanlarının hemen ardından sahneye çıkarak orduların komutasını en güzel bir şekilde yürütebilecek gizli ya da açık yeni komutanlar yetiştiremeyen bir ordu  iseniz, zaten öncü koçu kasaplık edilmiş koyun sürüsünden bir farkınız olmaz.

İmanlarımız ki; esasında insanlar arasında dolaşan şu bedbin ve biçare sıfatlarımızın hakiki manada gizli ya da açık birer fetih ordusu konumuna gelirse, o zaman bu bedbin ve biçare sıfatlarımız, mamur ve mesrur birer cennet vatana dönüşmüş olurlar. O imanlarımız ki; o zaman bu beden adı verilen vatanlarımızın  ve de o vatana dönüşmüş bedenlerimiz içinde sürdürdüğümüz hayatlarımızın, ve  dahi o hayatlarımız içinden var etmemiz gereken ordularımızın  başkanı ve başkomutanları olurlar.

Aman ha dostlar aman!... Kıymettarlıklarını zayi etmeden vatanlarımızın maliki ve sahibi olmaya devam etmek istiyorsak, başkomutanımıza ve onun komuta ettiği en has iç ordularımıza sahip olalım. Allah’ın (c.c.) ipine sımsıkı sarılarak onları  şahitliklerini(!) unutmamış ve  inkişaf ile Rabbimize yakın ve (O)’un taraftarı olmaktan mutlu, müreffeh, mutmain olmuş  ve asla yenilgiye uğratılamaz birer ruh ordularına dönüştürelim.

Çünkü, kötü mesajları, zanları, inkarları, pis olan fiilleri, haksızlık üzere yürütülen savaşları, kısacası fesadı hakim kılmak ve Yegane Hüküm ve Hikmet’in Sahibi Olan Allah’a secde ile mana bularak, ancak ve ancak tanınır olmuş olan vatanlarımızı ele geçirmek isteyen kovulmuş ve lanetlenmiş Şeytan ve hizmetçileri; hiç mi hiç  boş durmuyorlar. Allah’a asiliklerinden, isyanlarından ve insanlar arasında yürütmüş oldukları o açıkça  bilinen aşağılık misyonlarından asla vazgeçmiyorlar.

Biliyorsunuz ki  o ilk misyonuna; hem de cennet evinde bulunuyorken ilk atamız olan Hz. Adem'in (AS) kalbine vesve vermiş ve O’na  Allah Teala’nın  emrini, çarpıtarak kabul ettirmeyi başararak başlamıştı.

 Bizim Vekilimiz Allah’tır. Elhamdülillah.

Esen kalın. Selam ve duâ ile…

 Öneri: Ekte verilen İlgili Kur’ân-ı Kerîm Meâlleri'ni mutlaka incelemenizi öneririm

Duran Açıkgöz / 26.Haziran 2012  /  Email: turac602009@hotmail.com

 Kaynak:

Hayrât Neşriyat İlmî Araştırma Merkezi Meâl Heyeti Yayın Nu:34., 2001,Kur’ân-ı Kerîm Ve Muhtasar Meâli, Hayrât Neşriyat Matbaa Tesisleri, İstanbul

            İlgili Kur’ân-ı Kerîm Meâlleri: >  Tâ-Hâ Sûresi:

115-And olsun ki, daha önce Âdem’e (yasaklandığı o ağaçtan yememesi için) emir vermiştik; fakat (o bunu) unuttu. (Biz) onda bir azim (bir isyan kasdı ve emrimizde sebat) da bulmadık

116-Birzamanmeleklere:“Âdem’esecdeedin!” demiştik; (cinlerden olan) İblis hâriç, hemen secde ettiler; (o İblis ise) diretti. (1)

117-Hem demiştik: “Ey Âdem! Şübhesiz ki bu (şeytan), senin ve zevcenin düşmanıdır; o hâlde sakın sizi Cennetten çıkarmasın (buna sebeb olacak bir günahla sizi kandırmasın); yoksa çok

sıkıntı çekersin!”

118-“Doğrusu senin burada ne acıkman, ne de çıplak kalman vardır.”

119-“Ve şübhesiz ki sen, burada ne susarsın, ne de sıcakta kalırsın.”

120-Derken şeytan ona vesvese verdi: “Ey Âdem! Sana ölümsüzlük ağacına ve yok olmayacak bir mülk üzerine rehberlik edeyim mi?” dedi.

121-Bunun üzerine ondan (o ağacın meyvesinden) yediler; böylece (Cennet elbiseleri üzerlerinden hemen alınmakla) avret yerleri kendilerine göründü ve derhâl (bir pişmanlık ve utançla) Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Böylece Âdem, Rabbi(nin emri)ne âsî oldu da şaşırdı

122-Sonra Rabbi onu seçti; sonunda tevbesini kabûl etti ve (ona) doğru yolu gösterdi.

123-(Onlara)şöyle buyurmuştu: “Birbirinize düşman olarak hep birlikte oradan inin!(2) .Artık benden size bir hidâyet geldiğinde, kim benim hidâyetime tâbi‘ olursa, (o) ne dalâlete düşer, ne de bedbaht olur!”

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 197
Kayıt tarihi
: 20.12.11
 
 

Hayata ilişkin keşfedebildiğim iyi, güzel ve faydalı olabilecek  bir şeyler varsa, onları  değerlen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster