Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
36
 

Mesele topçu kışlası mı?

Mesele topçu kışlası mı?
 

Son birkaç seçimde,yeni düşmanlar yaratarak oylarını yükselten AKP ve lideri konumunda olan cumhurbaşkanı Erdoğan, gerilim siyesetinden başarı çıkarmasını iyi becerebildi.Kendi hatalarını birlikte yürüdükleri ortaklarına yüklemekte de büyük ustalık gösterdikleri kabul edilmelidir. CHP'yi basit gündemlerle meşkül edip peşinden sürüklemek, bir dönem ortak hareket ettikleri, biat ettiğini söyleyebilecek kadar iç içe oldukları (kendi deyimleri ile (FTÖ) terör örgütü, bir süre birlikte çözüm sürecini yürütükleri HDP veya diğer bir deyimle PKK.Tüm bu süreçlerin stratejik değil, taktiksel gelişmeler olduğu yeni, yeni anlaşılmaya başlıyor.

AKP ve diğer bir deyimle cumhurbaşkanı Erdoğan,Çözüm süreci için gerekirse baldıran zehiri içerim diyerek bu konudaki kararlığını ve ısrarını ortaya koymuştu. Ama bir süre sonra kürt sorunu yoktur noktasına gelindi. Yeniden savaş, yeniden ölüm ve yeniden yıkım sürecine girildi. Sürekli suistimallerden söz edilmeye başlandı. Hep suçu karşı taraflara yüklemek suretiyle kendilerini temize çıkarma taktikleri kullanıldı. PKK'nin şehirlere silah yığması bahane edilerek yeniden geçmişe dönüldü. Ama bir yerlere silah yığınağı yapılıyorsa,mutlaka bunun dayandığı nedenler ve olgunlaşmış koşullar oluşmuştur.. Eğer bu silah yığınaklarını tespit edilebilecek istihbaratlar var ise buna neden göz yumulmuştur. Yoksa bu süreç ileride yaşanacak bir çark etmenin alt yapısı olarak mı hazırlandı? Bu soruyu sormak geliyor insanın içinden.

7 Haziran sonrası fişeklerin birden ateşlenmesi bir tesadüf mü,yoksa planlı bir hareket mi dir?Bu sorunun cevabını nerede aramak gerekir. Biz analizleri yaşadıklarımız,görebildiklermiz ve düşünce yürütebileceğimiz tahminlerden yapabiliriz. Ama Türkiye'yi yönetenlerin yani AKP ve Erdoğan'ın Suriye ve ortadoğu politikasının ne denli yanlış bir politika olduğu bugün kendileri tarafından da kabuledilebilir bir noktaya geldi. Bunu Başbakan'ın düşmanlarımızı azaltacağız ve Cumhurbaşkanının Rusya ile yeniden ilişkileri yumuşatmak için yaptığı girişimlerde görmek mümkündür.

Uygulanan yanlış politikaların iç ve dış yansımaları bu gün daha iyi görülebiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'da artık hasta ekonomiden söz etmeye başladı. Ülke nefrete dayanan bir bloklaşma oluşmuş durumda, dışarıda ise neredeyse tüm komşuları ile kavgalı durumda olan bir iktidarın, bu durumu uzun süre yürütemeyeceğini aklıselim olan herkesin görmesi mümkündür.Bu durumu herkes kadar bu iktidar da biliyor olmalıdır. Daha önce AKP'ye ideolojik olarak oy vermeyen fakat,demokrasi ve insan hakları adına atılan adımlardan ötürü, Erdoğan'a sıcak ve sempatik bakan bir çok kişi, gelinen aşamada nefretle anar bir duruma geldi.Bunun en büyük nedeni ise ben ve onlar dayatmasının pratikte uygulanmaya çalışılması olarak görülebilir.

Toplumda nefrete dayalı bir kutuplaşma varken,bunu daha da şidetlendirerek yeni bir süreci başlatmanın fişekleri atılmaya başlandı. Tam da bu noktada yeniden kitlelerin sokağa dökülmesi için adete ateşe benzin dökülerek körüklenmek isteniyor. Bu iktidar şimdiye kadar sürekli gerilimler üzerinden ayakta kalmayı iyi becerdi. Ama bence bir nokta unutuluyor. Gezi sürecinde HDP veya diğer bir deyimle PKK' gezi sürecine yeteri kadar destek vermiş olsaydı, iktidarın işi o kadar kolay olmayabilirdi.Ama çözüm sürecinin hatırına PKK bu süreçte nötür bir politika izledi. Oysa gezi sürecinde öne çıkan ekol ismi Sırrı Süreyya Önder olmuştu. Önder'in o kepçenin önüne geçerek durdurmaya çalışması tam bir gezi ruhuydu. Süreçte restleşmeler keskinleştikçe ekol farklılaşmaya başladı. İktidarın katı tutumları gezi ruhuna siyasal bir anlam kazandırdı.Çünkü; basit bir eylemlilik iktidar karşıtı bir mücadele sürecine dönüştü.

Ogünün koşullarında buzdolabına kaldırılan süreç şimdi yeniden pişirilmeye çalışılıyor. Çünkü; gezi süreci çok hassas bir süreçtir. Gün geçtikçe ülke geneline yayılan bir süreçti. İktidar ve Erdoğan bu gelişmelerden bir şeyler yütebileceğini düşünmüş olmalı ki,bu süreci yeniden alevlendirmeye çalışıyor. Köprünün altından çok sular geçti. Erdoğan halk oylaması ile cumhurbaşkanı seçildi. Geçmişte birlikte hareket ettiği yol arkadaşlarının neredeyse tümünü bir şekilde etkisizleştirdi. 1 Kasım seçimlerinde başkanlık sisteminin gündeminde olmadığını ifade eden, Davutoğlu ve ona yakın kesimlerini iktidardan elçektirdi. Yerine Türkiye'nin tek ve öncelikli sorunu başkanlık sistemidir, ifadelerini kullanan Binali Yıldırım başbakan olarak atandı.

Bölgede birçok il ve ilçe yok edildi. Paralel yapı adı altında,kamu kurumunda büyük değişimler yaşandı. Basın ve medya tek tip bir konuma getirildi. Muhalif basının sesi kısıldı. Son günlerde liselerde bir hareketliliğin başlaması,dokunulmazlıkların kaldırıması ve açıkça HDP'lilerin hedef gösterilmesi, gezi sürecinin yeniden gündeme gelmesi ve kaos ortamının yaratılarak bundan pay çıkarmaya yönelik atılacak adımların, başkanlık sisetmini güçlendirecek yeni bir hamlemidir acaba? Topçu kışlası bahanesiyle yaratılacak yeni bir gerilim, beklentisi olan çevreler,toplumsal bir ayrışmayı veya iktidar karşıtlarını bunun üzerinden etkisizleştirecek sert politikalarla sindirmeyi mi düşünüyorlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 45
Kayıt tarihi
: 22.08.13
 
 

İşletme eğitimi aldım, üniversite mezunuyum, ekonomi ve siyaset ilgi alanımdır, serbest ticaretle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster