Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rumikorman (Korman Türkmen)

http://blog.milliyet.com.tr/rumi

15 Ekim '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
48492
 

Mesnevi'nin ilk on sekiz beyti üzerine

Mesnevi'nin ilk on sekiz beyti üzerine
 

Mevlana'nın Mesnevisi'nin ilk on sekiz beyti Mesnevinin anahtarı gibidir. Eflaki Dede'nin ifadesine göre (Eflakis.739) Mevlana bu 18 beyti kendisi yazmış ve diğer beyitleri ise müridi ve can dostu Hüsamettin Çelebi'ye dikte ettirmiştir. Bu yüzden 18 beyit ve 18 sayısı Mevleviler arasında kutsal sayılmıştır.

Mesnevi'nin ilk on sekiz beytinin ilk beyti doğru şekli ile şöyledir:
Bişnu in ney çun şikayet mi kunad
Ez cudayiha hikayet mi kunad

Doğru Tercümesi: Dinle bu neyden, şikayet etmede, ayrılıkları dile getirmekte.

Mesnevi'nin asıl nüshasında birinci beyitde "şikayet mi kunad" ve "hikayet mi kunad" şeklinde olduğu halde daha sonraki nüshalarda bu yer değiştirmiştir. Halbuki burada "hikayet mi kunad" 'in anlamı hikaye ediyor değil, uzun uzun anlatıyor olmalıdır. "Şikayet mi kunad"'in anlamı ise aslından (Allah'tan) ayrıldığı için şikayet etmektedir olmalıdır.

Gelelim Mesnevi'nin ilk 18 beytinin düz ve mecazi anlamlarına:

1- "Dinle bu neyden ki şikayet ediyor, ayrılıklardan bahsediyor".

Bu beyitde ney istiare olarak kullanılmıştır ve Allah'ın nefesini içinde hissetmeye başlayan ve O'nun (Allah) ayrılığından dolayı acı çeken insan kastedilmektedir.

Mevlana'nın neyi seçmesi tesadüfi değildir. Ku'ran'da Tanrı Hz. Adem'i ilk yarattığında ona kendi nefesinden üflediğinden Mevlana neyi seçmiştir.

2- "Beni kamışlıktan kopardıklarından bu yana, kadın ve erkek (herkes) sesimden dolayı ağlamaktadır".

Bu beyitde 'Ney' kavramına bağlıdır. Ney asıl yerinden (kamışlık) ve ilahi nur ile susuzluğu giderilen mana aleminden koparıldıktan sonra, artık gerçek huzuru bulamıyor. Yani, ruh (Tanrı nefesi) Allah'a ve maddi beden ise maddeye (dünyalık şeylere) meyil gösterdiğinden beden ile ruh arasında bir çekişme vardır.

3- "Benim gibi delik deşik olmuş bir sine gerek; ki ayrılığın arzusunu ve acısını ona anlatabileyim".

Allah aşkı ile tutuşmamış bir insanın gönlü ayrılık ızdırabından ne anlar? Bu ızdırabı anlayan kişinin önce ney misali içinin maddeden sıyrılmışcasına boş ve daha sonra da göğsünün delik deşik olması gerekir. Bu hali yaşamayan ve bilmeyen kişi, manevi aşkı da anlayamaz.

4- "Kim ki aslından uzak düşerse, ona tekrar ulaşmak için fırsat arar".

Evrende herşey aslına yönelir. İnsanın ruhu da aynı şekilde aslı olan Allah'a yönelir ve bunun için daima fırsat arar.

5- "Ben her türlü toplumda ağlar oldum; iyi halli ve kötü hallilerin dostu oldum".

Ney hem iyi hallilerin ve hemde dünyalıkların dostudur. Allah aşkıyla yanan aşıklara feyz verir ve aşkı bilmeyenlere de hitap ederek onların dertlerine de ortak olur.

6- "Herkes kendi anlayışına göre dostum oldu; içimdeki sırları hiç aramaz oldu".

Herkes ney'in zahiri şekline bakarak karar verdi, fakat onun ağlama ve inleme nedeninin gerçek sırrını anlamak istemedi.

7- "Sırrım feryadımdan ayrı değildir; fakat ne kulakta ve ne gözde o nur mevcut değildir".

İnsanın ruhu kendisinden uzak değildir, ama bunu görecek manevi göz ve his gerekir. Yani, Ney'in (Allah aşığının) ayrılık feryadını duymak ve görmek için manevi kulak ve göz gereklidir.

8- "Ruh bedenden ve beden ise ruhdan ayrı değildir; fakat çoğu bunu görecek niteliklere sahip değildir".

Beden ve Ruh arasında sürekli bir bağlantılı vardır ve yaradılış gereği iç içedir. Fakat çoğu insanda bu manevi dengeyi anlayabilecek kapasite yoktur.

9- "Neyin bu sesi aslında ateştir, hava değil; bu ateşe sahip olmayan yok olsa da kaygı yoktur".

Sıradan insan (beşer) için neye üflenen nefes havadan ibarettir. Fakat Allah aşığına göre bu nefes değil, içini yakan aşk ateşidir. Böyle bir ateşe sahip olmayan insan ise yok olsa da, keşke o ilahi hakikate erişsebilse.

10- "Neye düşen aşkın ateşidir, nefes değil; şaraptaki coşkunluk da aşktan başka bir şey değil".

Şarabın oluşmasındaki kimyasal olaylar gibi, manevi sarhoşluktan dolayı da insan aşk ile coşar ve gerçek aşktan dolayı yanar ve olgunlaşır.

11- "Ney dostundan uzak kalmış kimsenin yoldaşıdır; Onun perdeleri bizim de perdelerimizi yırtmıştır".

Ney çalındığı zaman, onun sesini gizlemek mümkün değildir. Aynı şekilde, Allah'a aşık olan kimse için de duyguları ve sırları gizlemek mümkün değildir.

12- "Ney gibi hem zehir hem de panzehir az bulunur; Ney gibi sırdaş ve özlem duyulan bir dost az bulunur".

Ney manevi aşktan mahrum olanlara zehir etkisi yapar ve bu kişileri dünya esaretlerinden kurtarmak ve manevi alemlere yönelmeleri için ise bir panzehir olur. Aşık olanlar için ise ney hem sırdaş ve hem de özlem duyulan bir dostdur.

13- "Ney kanlı yollardan bahseder; Leyla ve Mecnun'un hikayesini hatırlatır".

Aşk yolunda gidenler için zor yollar vardır ve kolay değildir. Zira benliği terk ederek ilahi aşka girmek için birçok maddi şeyden arınmak gereklidir. Benliği aşmak, Mecnun ve Leyla aşkı misali zorluklardan geçmek gerekir.

14- "Bu sırların sırdaşı ancak kendinden geçmiş kişidir; dile gereken ise, onu anlayacak kulak sahibi bir kişidir".

Mana alemlerine girmek ve bu alamlerdeki sırları anlamak ancak gerçek aşk ile mümkündür. Manevi alemleri anlamak ise yine manevi bilgilere (ilm-i ledun) ulaşmakla olur.

15- "Gam ve hüzün içinde geçip gidiyor günler; gamlarla yoldaş olup akıyor günler".
16- "Günler geçip gidiyorsa kaygılanma, de ki "gitsin"; Ey tertemiz Dostum, Sen kal, zira Sen bana yetersin".

Allah'a aşık olan insan için ömrün tükenmesi ve zamanın geçip gitmesi kaygı verici değildir. Yeter ki Allah sevgisi gönlünü terk etmiş olmasın. İnsanın gerçek dostu Allah'tır ve Yunus Emre'nin : "Bana Seni gerek Seni" dediği gibi, Allah her daim herkesin gerçek dostudur. İlahi aşkın yüceliğine eren kişi, tüm kaygılardan arınmıştır ve birtek Allah'a yönelmiştir.

17- "Balıktan başka her şey suya doyar; rızıksız olanın günü geçmez uzar gider".

Allah aşığı denizdeki balık gibidir, her daim yeni arayışlarda bulunur ve yeni alemleri keşfeder. Bu yaradılışın sırrını farkedemeyen kişi için ise bu dünyada zaman zor geçer ve gerçek manevi alemlerin rızkı o insanlara verilmez, rızık bulabilme kaygısı ve endişesi o insanları yorar ve usandırır.

18- "Ham olan kimse, olgun olanın halinden anlamaz; öyle ise sözü kısa kesmek gerek vesselam".

Neyin dile getirdiği manevi duyguları ancak belli mertebelerden geçmiş olan Allah aşıkları anlayabilirler. Mevlana'nın Mesnevisi'ndeki sözleri anlayabilmek için yine aşk ile yanan, Allah'a gönül bağlamış olgun kişi gerekir.
Ham olan dünyalık insanların bu ilahi aşkı anlaması ve takdir etmesi mümkün olmadığından dolayı ona selam vererek sözü uzatmamak gerekir.

Kaynak: Prof.Dr.Erkan TURKMEN, "Mevlana Mesnevisi'nin Evrenselliği" adlı kitabı, NKM Yayınları:44, Nisan 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

8. beyitte "Ruh beden ayrımı yoktur" diyor. Mevlana yorumlarında ise "beden" hep nefsin kaynağı ve yok edilmesi gereken olarak geçiyor. Oysaki kastedilen "beden" değil, "benlik" sanırım. Siz ne dersiniz acaba? Yazınız çok bilgilendirici olmuş teşekkür ederim Korman bey. Sevgilerimle.

Kwan Yin 
 17.10.2007 16:36
Cevap :
Teşekkür ediyorum. Mevlana'nın 18 beytinin 8. beytinde: "Ten zi Can u Can zu Ten mestur nist, liyk kesra did-i an Can destur nist" Tercümesi: Can (Ruh) tenden, tende candan gizli değildir; fakat zahiri gözler onu göremez. Burada tenden maksat: bedensel duygular veya isteklerdir. Yani bizim içsel sırlarımız (ruh bilgimiz) ve isteklerimiz aslında gizli değildir. Fakat bu gözlerle ve kulaklarla onları algılayamayız. Algılamak ise ancak içsel sırlarımız ve manevi bilgilerimizi ile mümkündür ve bu ise ancak benlikten sıyrılmakla gerçekleşir. Benlikten geçmek ve gerçek manevi sırlara ermek ise ancak izne tabidir. Yani bedensel duygular ve isteklerde kalmış olan insanlar için manevi alemin sırlarını anlamak ve keşfetme izni verilmeyecektir.  17.10.2007 20:37
 

Sizi gerçekten tebrik ederim. Mevlana'yı ve Mesneviyi iyi incelediğiniz, her kelimeniz de ayrı okunuyor. Mesnevi başlı başına etüt edilip, gün ışığına çıkartılmaya ve okuyucuyla buluşturulmaya hasret. Bu hasreti sizin gibi gönüllülerden başkası dindiremez. Güzel günler sizin olsun.

Necati Kavlak 
 16.10.2007 15:48
 

Yazınız mesneviye ait eserleri okuyup anlamaya çalıştığım bir döneme denk geldi.. 18. beytin anlamında bir öteleme mi var? Sonuçta "ne olursan ol gel" diyen bir yaklaşım var temelde.. Bu çağrıya cevap vermeyen birinden mi bahsettiğini düşünmeliyiz? Buradaki "vesselam" "neticede, sonuç itibariyle" anlamlarından ki vesselam değil mi? Sözü kısa kesmek anlaşılır ama selam vermemek konusunda ne dersiniz? Aydınlatırsanız sevinirim.. Sevgi ve saygılarımla..

Serdar Özdemir 
 16.10.2007 12:50
Cevap :
Teşekkürler. Mevlana'nın "Gene Gel Gene Gel" adlı rubaisi de yanlış tercüme edilmiştir zaten. Bu konuda inceleme ve yazım da var zaten okumanızı tavsiye ediyorum. Doğru tercümesi ise : "Tövbe et (yada vazgeç) her ne olursan ol yine Tövbe Et" olacaktır. "Gene Gel" yanlış tercümeden kaynaklanmıştır. Mesnevi'nin 18. beytinde ham ile olgun kişi arasında bir farkın olduğu ve ham olan kişinin Neyin dile getirdiklerini anlayamacağı ve ilahi aşkı ancak Allah aşıklarının ve bu yola gönül bağlamış kimselerin (Rindler) anlayabileceği mesajı vardır. Sözün uzatılmaması, ve kısa kesilmesi ise, bağnaz veya fanatik (Zahid) kişi için söylenmiştir. Zira bu tip insanlar, Mesnevi boyunca terennüm edilen ilahi aşkı anlayamazlar ve takdir edemezler. Bu yüzden sözü kısa kesmek ve ham olan insanlara selam verip geçmek gerekir. Sevgiyle kalın..  17.10.2007 0:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 80
Toplam yorum
: 84
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 8589
Kayıt tarihi
: 01.12.06
 
 

1968 Ankara doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı Bilim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster