Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
895
 

Metamorfoz geçirmiş duygular

Metamorfoz geçirmiş duygular
 

"Hayat bir gün beni ondan ayırırsa..." deriz ya; ona dair tüm sorularım cevaplanmış, tüm söylemek istediklerim özgürce söylenmiş, tüm yaşamayı arzu ettiklerim ama az ama çok paylaşılmışsa eğer; bu bitişin ardından kalan sadece "özlem" olurdu. Oysa ölümle gelen bir dönüşümün ardından yada bir vedanın ardısıra yaşadığımız duygu, sıklıkla "acı" olur değil mi?

Eğer bu dönüşüm yaşamdan ölüme doğru değilde, hayatın içinde kalmak kaydıyla gelen bir kopuşsa sadece ve eğer ayrıldığınız da aşkınızda bitmişse; bu defa da mirasınız deneyim olurdu ekseriyetle. Ne bir pişmanlık, ne de üzüntü... bir nebze hüzün belki, o da alışkanlıkla karışmış olanından.

Göz yaşları ne için akar; bastırılmış duyguların bentleri aşması değildi midir ağlamalarımız? Ne için dizginleriz, neden bastırırız, nasıl da dönüştürürüz o duyguları birinden bir diğerine.

Öfkeden yumruklarını sıkan bir çocuğun yanında, ona "sakin ol" diyen bir anne gördüğünüzde hiç düşündünüz mü acaba o duygu bu raddeye gelene kadar, öfke olup kendini bu yüzüyle gösterene kadar hangi aşamalardan geçmiştir?

Oysa öfke ve acı yaşamlarımızda iç içe olduğumuz bir çok duygudan sadece bir kaçıdır. Bunlar gibi endişe, korku ve bir çok duygu daha bu görünen halleriyle adlandırılacak şekile gelmeden önce bir çok aşamadan geçer. Yani metamorfozun tamamlanmasından önce bambaşka yüzlerle ama içten içe hep vardırlar. Ve korkuyu karnınızda hissetmeden çok daha önce buna neden olan, tetikleyici, öncü duygular yaşanmıştır çoğunlukla. Onlar bambaşka isimlerde belki farkında olmaksızın gelip geçmiştir içinizden. Ve kademe kademe gelişip, dönüşerek ancak dışavurulacak boyuta geldiklerinde fark edilmeye ve anlamlandırmaya çalışıldıklarından da çoğunlukla son hallerini gördüğümüzde tanımak zor ve tanımlamalar yanıltıcı olmaktadır.

Henüz tohum hallerindeyken, ekilmeye başlandıklarında olanı fark edecek kadar kendini dinleyen, kendini tanımaya gayret eden biri değilseniz; çoğunlukla olaylara verdiğiniz tepkileri anlamalandırmak kendiniz için dahi güç ve karmaşık olabilmektedir.

Oysa bizler sevgi istediğimizde teredütsüzce gidip annemize sarılan çocuklarken, zaman içinde edinilen deneyimler sonucunda sevgi isteğini bastırmayı ve ardından da (bu duyguyu bir basamak daha kuma gömerek ) dönüştürmeyi öğrenenmekteyiz. Sevilme gereksinimimizi ortaya açıkca koymak yerine, sevgi talebimizin olduğu kişiye karşı umursamaz tavırlar sergilemekten tutunda, ona öfke duymaya varıncaya kadar geniş bir yelpazade belkide yüzlerce metamorfoza uğrayıp farklılaşmış ama özünde tek ve bir olan tepkiyi pek ala sergilemekteyiz. Korku, endişe, gerginlik ve daha bir çoğu...Oysa bu duygular gibi pek çoğunun özündeki ihtiyaç; "sevgidir" aslında.

Çocukları olanlar bunu iyi bilirler: Ağlayan bir bebeği sakinleştirmek için yapılacak en doğru şey onu göğüsünüze alıp sevgiyle sarmaktır. Eğer bir hastalık değilse ağlamasına neden olan, hemen oracıkta bebeğiniz susverir. O sevgiyi talep etmek için sadece ağlamak gerektiğini düşünecek şekilde büyütülmez de, ebeveynleri tarafından bönkörce sevgiye doyurulursa, yetişkinlik çağında da olsa duygularını adlandırmayı becerebilen ve dönüştürmeksizin filizlenirken tanımlayabilen bir erişkin olacaktır. Ve bu da kendini bilme yolunda olmazsa olmazlardan biridir.

Endişe, öfke, korku tüm bu duygular sağlıklıdır, eğer birinci elden yaşanıyorlarsa... Çünkü hayatta kalmak için; tüm bu duyguların değeri ve önemi büyüktür. Var oluşumuzun devamı için doğada korkuya, öncesinde endişeye ve kendimizi korumamız için zaman zaman öfeye gereksinimiz vardır. Ancak yerinde ve gereğince.

Oysa şimdi saydığımız bir çok duygu; artık dönüşen ve zaman içinde tanınmaz hale gelen sevgi açlığımızın maskeleri olmuş halde sergilenmektedir. Etrafımızda yaşanan ilişkilerin bir çoğunda gözlemlediğim şu: Sevmekten endişe duyan, ardısıra sevildiğinde buna alışıp sonrasında da kaybedeceğinden korkan bizler, bize sevgi gösterenlere öfke duyar hale gelmiş durumdayız.

Bu gidişe en azından kendi adımıza bir dur diyebilmek ve yetiştireceğimiz çocuklarımıza bu dejenerasyona uğramış duygusal mirası aktarmamak adına; bir an evel kendi duygularımızı içimizde doğru biçimde adlandırabilmek ve birinci elden ifade edebilmek için çaba göstermeye çalışalım derim.

Sevgi ve ışıkla
Ayna

27.05.08


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazıların iyi geliyor gerçek bir aynaya bakarcasına. Eline, yüreğine sağlık arkadaşım. Sevgilerimle:))

ROSEMOON 
 28.05.2008 21:50
Cevap :
İyi ol, iyi olalım, iyi olsunlar arkadaşım...Sevgi ve ışıkla, Ayna  28.05.2008 23:34
 

ne iyi edersiniz sevgiyi gizlemeden haykırmak gerek... sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 28.05.2008 10:12
Cevap :
Var olanı gizlediğinde dönüşüp yine haykırıyor sevgili Meral o yüzden demem o ki; gelin biz ilk haliyle dile getirelim..Böylesi daha hoş değil mi? Sağol var ol katkı ve paylaşımın için sonsuz teşekkürler. Sevgi ve ışıkla, Ayna  28.05.2008 11:11
 

Onun adını koymadan olmaz öyle. Madem adlandırmak ve anlamlandırmak gerekiyor -ki doğru- elde ne var, sınuç ne, onu da söylemek şart! Işığın kaynağı ne Ayna? Işık ne? Sakın sevgi deme! Çünkü fındık tanıtımı değil bu. "Sevgiler ve ışıklar".

Mehmet Arda 
 28.05.2008 9:28
Cevap :
Sevgili Mehmet sorduğun soru başlı başına bir yazı konusu olacak neviden. Sana " sevgi "diyeceğim sense bana "deme demiştim"...Sevgi ve ışıkla  28.05.2008 18:17
 

"henüz" gelebildiğimiz İnsanî evrim sonucunu çok iyi irdeledin Ayna.. Sevgi, korku, endişe..Katılıyorum şu yargına.; "henüz" kaydıyla ama:).. "Doğada korkuya öncesinde endişeye..." "yeni" insan çözüyor ama.. çözme yolunda ilerliyor daha doğru.. çok güzel bir yazı hazırlamışsın Sevgili Ayna.. eline sağlık.. sevgiler, saygılar

yucel evren 
 28.05.2008 9:08
Cevap :
Katkı ve paylaşımın için teşekkür ederim. Yücel. Sevgi ve ışıklai Ayna  28.05.2008 18:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1947
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster