Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '13

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
145
 

Mevcut paradigma ve bize düşenler

Mevcut paradigma ve bize düşenler
 

Paradigma


Son yıllarda Türk intelijensiyasının öne çıkmış figürlerinden neşet eden ve adeta aksi düşünülemez, tartışılamaz hâle gelmeye başlayan bir paradigma mevcut: neo-liberal tezlerle uyumlu bir tür “yeni nesil sosyal demokrasi".

Sosyalist rejimlerin dünya ölçeğindeki fiili çöküşünün ardından, özellikle Batılı ülkelerin Marksist yahut daha genel anlamda sol eğilimli diyebileceğimiz entelektüel çevrelerinde tomurcuklanan bu yeni düşünce akımı çok geçmeden ülkemizde de makes buldu.

Tıpkı Avrupa’daki gibi, büyük oranda Marksist düşünce geleneğinden gelen Türk aydınları, dünyadaki gelişmeler doğrultusunda oluşan yepyeni siyasi durumu açıklayıp geleceğe taşıyabilecek yeni bir fikrî zemin arayışı içindeydiler. Marksist-sosyalist doktrinler yeni dünyayı açıklayamaz ve geleceğe dönük bir kuruculuk misyonu vaat edemez hâle gelmişti. Böyle bir tarihsel momentte bir nebze klasik sol argümanlardan mülhem, bir yanıyla modernite söylemini tartışmaya açan, fakat liberalizm ile kısmen iktisadi doktrin açısından, kısmen de demokratikleşme ideali bakımından belli bir uzlaşma öngören bu yeni nesil düşünce akımı Türkiye’de de kuvvetli bir aydın desteğini arkasına çekmeyi başardı.

Yaklaşık çeyrek yüzyıllık süreç içinde entelektüel kesim nezdinde giderek yaygınlaşan ve daima yeni tartışmalarla, yeni gündemlerle olgunlaşan, hatları belirginleşen bu fikir akımı, bir yanıyla Batılı mahrecine sadakatli bağlılığını sürdürürken, bir yanıyla da hızla yerelleşti. Kısa süre içinde toplumsal görünürlük kazanma ve yaygınlaşma başarısını gösteren bu yeni fikirler, gerek ülke gündemini meşgul eden müşahhas meselelere çözümler önermeye, gerek demokratikleşme konusunu ideolojik zemine taşıyıp sorunsallaştırmaya, gerekse rejimin temel dayanaklarını geçmişe dönük bir sorgulamaya tabi tutmaya giriştiler.

Özellikle son yıllarda bu yeni fikirler uygun siyasi zemin de bularak, muhtelif aydın-sanatçı hareketlerine ilham verdiler. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki, bu fikirlerin popülerleşme, basında gittikçe artan şekilde görünürlük sağlama, hatta kendi basın-yayın mecralarını oluşturma sürecinde gördükleri “Batı” desteği yadsınamaz. Yeni paradigma bu destek sayesinde kurumsallaştı, öyle ki “fikirler bütünü” olmaktan çıktı; vakıflar, dernekler, enstitüler, kaynağı tartışmalı fonlar, eğitim kurumları, basın-yayın organları ve hatta sermaye kuruşları ile vücut bulan “fikir kurumları bütünü” hâline geldi. Bu muazzam derecede organize lojistik desteğin ortaya çıkan sonuç üzerindeki etkisini görmezden gelmek saflık, buna dikkat çekmeyi komplo teoriciliğiyle karalamaya çalışmak ise apaçık kötü niyet belirtisi olur.

Çok-dillilik, çok-kültürlülük temelinde tebarüz eden siyasi cereyanlarla, etnik yaklaşıma sahip yapılanmalarla, hatta bunların silahlı mücadele veren kesimleriyle, feminist akımlarla, çevre kuruluşlarıyla, “yaşam tarzı” eksenindeki toplumsal tepkileri örgütleyen mekanizmalarla, heterodoks dinî yönelimlerle, mezhepsel kökenli dinî çatlakların siyasi dışavurumlarıyla, hatta ana akım dairesinde sayılabilecek İslâmi yapıların müesses Cumhuriyet nizamını zorlayıcı talepleriyle omuz omuza veren bu kesimler, tüm bu hareketlilik neticesinde siyasi iktidar ve muhalefet üzerindeki baskı güçlerini artırmakla kalmadılar, aynı zamanda akademik ve daha genel anlamda entelektüel çevrelerde yaygın nüfuz ve itibar elde ettiler, geniş kabule mazhar oldular.

Öyle ki, bu yeni paradigmayı sorgulamak ayıplanır hâle geldi, hatta neredeyse imkânsızlaştı.

Özetleyecek olursak, Avrupa merkezli veya Batı medeniyet dairesi etrafında kümelenmiş, yahut ona bazı bakımlardan eklemlenmiş ülkelerin entelektüel iklimine “yeni nesil sol” fikirler hâkim oldu olalı paradigma değişti, bir takım tabular oluştu. Batı medeniyet dairesine doğrudan dâhil olmayıp, bu kültür iklimine sonradan eklemlenen Türkiye gibi ülkelerde ise baskın entelektüel nüfuza sahip çevreler, özgün fikirler oluşturmaktan ziyade, Batılı düşünürlerin yahut siyasî akımların etkisine kapılmayı, zihin yelkenlerini Batıdan esen rüzgârlarla doldurmayı tercih ettiler. Kaldı ki bu büsbütün yeni bir olgu değildir. Türk intelijensiyasının geniş kesimi en az iki yüzyıldır, deyim yerindeyse, fikrî anlamda üreticilikle değil, bayilikle iştigal ve iktifa etmiştir.

Bu olgunun nedenleri ayrıca incelenmelidir. Ancak bu tespitten maksat, aksine örnekleri görmezden gelerek özgün düşünce üreten fikir adamlarına haksızlık etmek değil, yaygın bir yanlışı göstererek belki istisnaî sayılabilecek özgün fikrî üretim sürecini teşvik etmektir.

Kendi düşünsel temellerini yeni baştan inşa ederek entelektüel hayata sahip çıkması gereken “fikir müceddidleri” neslinin temel düsturu da bu olmalıdır. Cemil Meriç’in teşbihiyle, Batı’nın ağacında yetişmiş meyveyi oradan alıp kendi ağacımızın dalına iple tutturmak yerine, özgün fikrî üretimlerde bulunmak ve bu süreçleri teşvik etmek, yani kendi iklimimizde, kendi toprağımızda yetişen kendimize mahsus düşünce ağacımızda, kendi meyvemizi yetiştirmek: işte bu fikir platformunu oluşturmak üzere bir araya gelmesi gereken gönüllülerin yegâne amacı!

Nâçizane inancım odur ki, bu ağacın yetiştiği toprağın çocukları kendi düşünce tarlalarını kendileri sürdüklerinde, zihinlerini ithal fikirlerin prangasından kurtarıp felsefi kompradorluk mesleğini terk ettiklerinde ve özgün eserler verip, bayilik yapmak yerine kendi kültür ve medeniyet temellerimize dayanan fikrî cereyanlar oluşturmaya başladıklarında, ülkemiz de tabiri caizse dünya milletleri içinde vagonluktan lokomotifliğe terfi edecektir.

Bugün bizlere düşen görev, bu yolu açmak, entelektüel dünyamıza yeni bir ruh üflemek, geçmişin birikimini yeniden değerlendirip geleceğe yönelik hamlelerin düşünsel önderliğini üstlenecek nesillere gereken zihinsel donanımı hazırlamak ve lokomotiflik vazifesinin psikolojik zeminini oluşturmaktır. Gerisi kendiliğinden gelecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1025
Kayıt tarihi
: 13.12.09
 
 

1972 doğumluyum. Galatasaray Lisesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi'nde lisans eğitimimden sonra bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster