Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
431
 

Mevlânâ, Yunus, Yoga, Reiki ve diğerleri

Mevlânâ, Yunus, Yoga, Reiki ve diğerleri
 

Son yıllarda hepimizin bildiği, yaşadığı nedenlerle toplum olarak depresyondayız. Sakinleştiriciler, kas gevşetici gibi alınır oldu. Öte yandan çeşitli alanlarda ve isimlerde, insanlara psikolojik olarak “profesyonel destek” sağlayan mesleklere ilgi arttı; hem müşteri/hasta/ danışan hem de danışman olarak. Yoga, reiki, meditasyon nefes egzersizleri… İnsanlar bir yol bulup hayata tutunmaya, huzura kavuşmaya çalışıyorlar.

Haklılar da... Haklıyız da… Huzur hepimizin hakkı. İsimlerini yukarıda saydığımız bu binlerce yıllık öğretiler iyi ki var. İyi ki bunları öğretenler, insanları huzura kavuşturanlar var. Hepsine saygılıyız. Hepsine selam olsun!

Gelin görün ki, yüreğimiz buruk, tebessümümüz yarım. Neden mi? Bizler, her şeyi ve herkesi koşulsuz seven, dergâhına çağıran, Yaratan’ın yarattığı canlı cansız her şeye saygıyı öğreten Mevlâna’nın, “yaratılanı, Yaratan’dan ötürü seven” Yunus’un; tevazu, saygı, ahlâk, sabır, kanaat ve tevekkül, tevafuk kavramlarının mimarı tasavvufun evlatları değil miyiz?   Bize demin andığımız ve anmayı unuttuğumuz öğretilerde verilen terimler bir kültür olarak bizde var olan şeyler değil mi? Neden okumuyoruz ve okutmuyoruz, sahip çıkmıyoruz?

Milli Eğitim Bakanlığı bir sürü seçmeli ders koydu. Yunus, Mevlâna zorunlu olmalı, olmalıydı. En başından beri… Biz toplum olarak bu iki hazineyi sindirebilseydik içimize, çok daha mutlu bir toplum olurduk. Neden işlenmez bu isimler merak ederim. Evet, Mevlâna Farsça yazmıştır. Fakat içerik nasıl göz ardı edilebilir? Mesnevi, Yunus Divânı başlı başına birer ders olarak işlenmelidir.

Biz öğretmenler bunları okulda öğretmezsek yeterince, aydınlar sahip çıkmazsa bu kültüre, ne olur biliyor musunuz? Bir gün Batılı, yabancı bir yazar tutar Mevlâna’dan bir öyküyü çalıp roman yazar kendi eseri gibi satar. Ve Türk ve Müslüman olan bizler, kaynağı bilmeden hayran kalırız, hiç bilmediğimiz kültürümüze. Nitekim Simyacı romanı bunun bir örneği değil midir?

Neden korkarız hep, bizden olanı tanımaya çalışmaktan? Neden kendimizi küçümser, ait olduğumuz toplumla alay ederiz, neden bu kimlik savaşımız? Neden “Allah” demekten korkarız? “Evrene mesaj” göndermektense Allah’a dua etmekten neden çekiniriz? Bize yobaz mı derler, sorun bu mudur? Eğer sorun buysa ,aslında hiç de okumadan, üç beş cümleyle Mevlânacılık oynamaktan neden çekinmiyoruz? Eğer bilseydik gerçekten değerlerini bu soruları sorduracak hiçbir şey yaşanmazdı toplumumuzda.

Yoksa demokrasi, laiklik elden gider diye mi korkuyoruz? Korkmayalım. Sevginin öğretildiği derslikte en olması gerekendir demokrasi. Hoşgörünün olduğu yerde en olması gerekendir laiklik. Vakti saati geldiğinde " Allah" deyip emaneti teslim etmek isteyen hiçkimse "Allah " demekten korkmaz, korkamaz zaten. Korkmayalım; ilahide dediği gibi "Eyvah demeden Allah!" diyelim.

Diyeceğim o ki "cancağızım", bu hazineye sarılalım. Vaktidir. Geç bile kaldık. Onları anladıkça daha ahlâklı, daha çalışkan, kendiyle ve dünyayla barışık, şükrün ve duanın değerini bilen bir toplum olacağız. Bu da bizi daha huzurlu yapacak.

Bırakın kim yobaz derse desin, ona da gülümseyelim Mevlâna torunu olduğumuzu gösterelim. Okudukça, anlayacak, anladıkça yaşayacak, yaşadıkça huzurlu olacağız. Hazinemize sahip çıkalım da başkaları bizi bize satmasın. 

 Sözü Yunus’la bitirelim:

            Gönül, Çalab’ın tahtı Çalab gönüle bahtı

            İki cihan bedbahttı kim gönül yıkar ise

                        Sen sana ne sanursan ayruğa hem ânu san

                        Bir mana Dört Kitaptan budur eğer var ise

(Çalab: Allah             

Ayruk: başkaları, diğerleri

ânu:onu)

  Bir başka şiirden: Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

                                   Halka müderris olsa hakikatte asidir.

 

Aşkta ve huzurda buluşabilmek dileğiyle...

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aykar hanım merhaba, Bendeniz in bir yazımı önernmişsiniz, teşekkür ederim. Kimdir bu kişi diye sayfanıza bakarken bu yazıyla karşılaştım. Yazıyı hep gülümseyerek okudum. "Üfürükçülük ve Modernizm isimli" yazım ile öyle çok arakesiti var ki yazınızın. Ana fikir bire bir. Elinize sağlık. Sevgi ve Selamlar, Bülent Selen

Bülent Selen 
 28.09.2013 9:08
Cevap :
Bülent Bey, bahsettiğiniz yazınızı hemen okudum. Evet aynı fikirdeyiz. Ne güzel! Bu "şeker"lerden biraz sıkıntı gelmedi değil hani. Kimliğimizi bir oluşturabilsek, kendimizin farkına varabilsek keşke.Sabah akşam öz güvenden bahsediyoruz ama bu konuda çok eksiğiz. Aslında sanırım eksikliğimiz vuruyor dilimize.Selamlar, sevgiler...  28.09.2013 18:18
 

"Aşk derdimizle,durgun aktı günler, ateşlere dost olup,yaktı günler". Mevlana Hazretleri gönül ehlinin sofrasıdır aslında ve herkese açıktır,aklı ve ruhu bir güzelce doyurur bir ücret almadan.Ama okullarda okutulmaz.Bir Yunus,bir Karacaoğlan okutulmaz mı? Her üçü de zamanının devrimci şahsiyetleriydiler,aydındılar.Biraz siyasi sanırım okutulmamaları,sayın Sönmez.Düşüncenize tümüyle katılıyorum.Ellerinize sağlık.Güzeldi!Selamlarımla.

Abbas Oğuz 
 20.09.2013 19:13
Cevap :
Sayın Abbas Oğuz, ne güzel açıklamışsınız durumu. Çok haklısınız, siyaset çok önemli bir sebep sanırım. Katkılarınız için teşekkür ederim.Selamlar, sevgiler...  23.09.2013 9:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 113
Toplam yorum
: 672
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 973
Kayıt tarihi
: 06.07.12
 
 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlamış bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster