Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
57
 

Mevlidi Nebi Haftası Dolayısıyla / Çok Uzaktaki Işık - III

Mevlidi Nebi Haftası Dolayısıyla /  Çok Uzaktaki Işık -  III
 

Atmosfere girip gezegen yüzeyine doğru inişe geçince etrafımız bir anda ateşe boğuldu.Atmosferi oluşturan gazları iyice analiz etmiştik ama bu denli yanıcı olduklarını tahmin edememiştik. Yüzey taramalarında çok rahat soluk alabileceğimizi tespit etmiştik ancak yine de belli olmazdı.İhtiyatlı olmak adına aşağıda da uzay elbiselerimizi çıkarmayacaktık. Bu durumda fark edilmemiz çok kolay olacaktı ama yapacak bir şey de yoktu. Belki görünmezlik teknolojimizden yararlanabilirdik.

            Kazasız belasız yüzeye ayak basınca mekiği uygun bir yere park ederek, görünmez hale getirdik. Uzay elbiseleriyle birkaç adım atınca havanın solumamız için son derece uygun olduğu anlaşılınca kabak androit korumanın başına patladı. Ağır elbiseleri gemiye bırakıp gelmesi gerekiyordu çünkü.

            Yukarıdan yapmış olduğumuz ayrıntılı taramalarda bu gezegende yaşayan insanlara tıpa tıp benzememiz bizi çok şaşırtmıştı. Aradaki akıl almaz mesafeyi bilmesem aynı kökenden geldiğimize rahatça inanabilirdim. Galiba çift güneşimiz olduğu için derimiz biraz daha kalın ve gözlerimiz biraz daha değişik yapıdaydı. Bu durumda onlardan ayırd edilmemek için buralarda yaygın giyilen elbiseler yapıp üzerimize geçirmiştik.

            Bunduğumuz bölge yarı çöl, yarı taşlık bir araziydi. Görüş alanımızda herhangi bir yerleşim yeri görünmüyordu.Yalnızca uzakta bir yerde üzerinden kara taşıtlarının geçtiği bir yol göze çarpıyordu.Hedefimiz olan  şehir yakınlarda olmalıydı ama oraya kadar yürüyerek de gidemeyeceğimize göre yola inip, bizi almalarını bekleyecektik.Dünyalıların deyimiyle otostop çekecektik yani.

            Bu arada bölgede konuşulan dil Arapça adlı bir dilmiş.Bu dili detaylı bir şekilde analiz ederek çözmüş ve ensemizde yerleştirdiğimiz bir cihaza yüklemiştik. Cihaz onların konuşmalarını bize tercüme edecek, bizim konuşmalarımızı da sanki biz konuşuyormuş gibi onlara iletecekti.

            Otoyolda bir hayli bekledik.Hiç kimse durup, bizi almaya yanaşmıyordu.Sonunda birisi “Çok uzaklardan” gelen biz yabancılara acımış olacak ki aracını durdurup:

            - Medine’ye mi? Diye sordu. Heyecanla:

            -Evet, dedim, Medine’ye..Biz de oraya gidiyoruz.

            İki milyon ışık yılı öteden gördüğümüz ışık oradaydı çünkü.

            Şoförümüz çok konuşkan biriydi.Sanki ağzımızı arayıp, gerçekte kim olduğumuzu anlamak istermiş gibiydi. Sıkıldığımızı belli edince:

            - Kusura bakmayın, dedi.

            - Buralarda o kadar çok casus var ki.Hele o İranlılar yok mu!..

            Cümlenin sonunu vurgulayarak söylemişti.Galiba İranlı olmadığımıza ikna etmek, başka bir galaksiden gelmediğimize inandırmaktan çok daha zordu.

            Adam şehir merkezinde indirdi bizi. Yanımızda ücret olarak verecek hiçbir şey yoktu ama bereket o da istemedi. İlk iş olarak yanımızda getirip, belime taktığım bir cihazı ayarlayarak hâlâ sinyal veren o ışık kaynağına doğru yürüdük.Sonunda yerel halkın Ravza-ı Mutahhara dediği çok büyük bir tapınağın önüne gelmiştik. İki milyon ışık yılı öteden bizi buraya getiren ışık kaynağı bu binanın içindeydi.

Büyük bir heyecanla yürüyerek içeri girdik. Yapının içi çok kalabalıktı. Anladığıma göre çok büyük bir tapınaktı burası. Hiçbir yerde insanların tapındığı bir nesne olmadığına göre nasıl bir inanıştı bu ve bizi buralara kadar getiren ışık kaynağıyla nasıl bir bağlantısı vardı?

ravza i mutahhara ile ilgili görsel sonucu 

Kabri Şerifin Kapısı..

Sonunda koridorlardan geçip, son derece süslü, parmaklıklı bir kapıya vardığımızda buradan ileri gidemiyeceğimizi anladık. Bu ara belimdeki cihaz da çıldırmış gibi sinyal vermeye başlamıştı.

İşte o anda her şeyi anladım. Bindörtyüzelli  küsür yıl önce galaksinin bir köşesini ışığa boğan ve bunca zamandır hiç sönmeyen ışığın sahibi buradaydı. Şu karşıdaki görkemli mezarda yatıyordu.

...............

Değerli okurlar..Böylece Mevlidi Nebi haftasında Nebiler Serverini konu edinen dünyanın ilk bilim kurgu öyküsü burada bitti. İlim Çinde bile olsa gidip öğrenin diye buyuran bir peygamberin ümmeti olarak, bilim ve teknolojiye ve onun bir ölçüde yolunu açan bilim kurguya gereken önemi vermeliyiz.Yoksa sırt üstü yatarak, dua bizi kurtarır dersek hüsrana uğrarız.Evet, dua bizi kurtarır ama çalışır çabalar ve muaffakiyeti Yaradandan beklersek...

 

  

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 306
Toplam yorum
: 159
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 429
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster