Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
100
 

Mevsimlerden bahar

Mevsimlerden bahar
 

Gökyüzüne ellerimi açmış dua ediyordum. Sitem etmiyordum belki ama hayatta hep olumsuzluklarla karşılaşmam beni bunaltıyordu. Ne yapacağımı bilmiyor, sürekli düşünüyordum. Kafam allak bullak oluyordu. Annem bu çocuk kafayı yiyecek diye sürekli çene çalıyordu. O da bendeki garipliklerin farkındaydı.

Ne yapsam kendime çıkış kapısı aralayamıyordum. İşsizlik kol gezerken, ben kafamı duvarlara vursam ne fayda ki? Zararım ancak kendime olurdu. Bu yüzden kendimi sürekli geliştirmekle meşgul oluyordum. Kurslara gidiyordum. Bol bol kitap, gazete okuyordum. Her geçen günümü iş için başvurduğum firmalardan, cevap gelecek diye bekliyordum. Nafile her günüm olumsuz bir cevapla başlıyordu. Sitem etmeyip, Allah’tan hayırlı bir iş ya da atanmayı diliyordum.

Saat on buçuk gibi dışarı çıktım. Etrafta yazın güzelliklerini kokluyordum.  Nevzat’la buluşacağımızı dünden kararlaştırmıştık. Yazları finaller bitince ara tatile geldiğinde her zaman çay içtiğimiz yere doğru gidiyordum.  Nevzat’ın en komik hallerini düşünüyordum. Mahallede arkadaşlarla futbol oynarken günde en az iki cam kırardık. Herkes kaçar, Nevzat rolü gereği suçu üstlenirdi. Biz de köşe başından onu izleyip, kıs kıs gülerdik. Komşular ona demediklerini bırakmaz; zavallı Nevzat ben yapmadım diyerek gerçeği anlatmaya çalışırdı. Bunları düşünüp, ahlayarak çocukluk arkadaşımın yanında buldum kendimi.

Hiç değişmemiş, aynı yakışıklılık, aynı iyi niyetli Nevzat karşımdaydı. Üniversiteyi bitirmiş, üzerine yüksek lisans yapmıştı. Karadeniz’in orta göbeği Sinop’a atanmıştı. Sevindirici bir haberdi bu. Şu an aramızda tek eli ekmek tutan oydu. İmreniyordum.

Bol bol eskilerden sohbet ettik. Hayata dair planlarımızdan bahsettik. Yazılarımı halen gün yüzüne çıkarmadığıma şaşırıyor, geç kalmışlığıma yanıyordu. Her zaman benim üslubumu beğendiğini söyledi. Akıcı Türkçesiyle sohbetimiz sürekli koyulaşıyordu. Sen ne yaptın deyince atanamadım artık seneye kaldı dedim. Hayırlısı olsun dedi. Öğlen ezanını işitince zamanın ne kadar çabuk geçtiğini anladık. Oradan ayrılıp camiye gittik. Nevzat anneannesinin yanına gitti. Ben de sonrasında eve geldim.

Anneme, Nevzat’ın selamını ilettim. Sonrasında annem beni soru yağmuruna tuttu. Bir akşam buyur ederiz, merak ettiğini sorarsın diyerek konuyu kapattım. Odama çekilerek, elimdekileri değerlendirmeye karar verdim. Yazılarımı bir yayınevine gösterip kitabımın çıkması için elimden geleni yapacaktım. Rahmetli babamın arkadaşı olan Murat Bey’e yazılarımı gösterdim. Çok şaşırdı. Bu zamana kadar nerelerdeydin? Hiç böyle yeteneğinin olduğunu bilmiyordum. Boşuna edebiyat öğretmeni olmamışsın. İçinde yayıma hazır öykü kitabı niteliği taşıyan dosya olduğunu söylüyorsun. İçeriğiyle ilgili olan son düzeltmeleri de yapmışsın. Olur, bu iş. Kitabın başından sonuna kadar geri kalan eksikleriyle ilgilenebilecek, bu işin ustası olan arkadaşım var. Her şeyi kusursuz yapar. Bunları duyduğuma çok sevinmiştim. Bundan sonrası Murat Bey’e aitti. Ondan haber bekleyecektim.

Evin yolunu tuttum. Bu sevinçli haberi annemle paylaşacağım için çok sevinçliydim. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bu gece uyuyabilmem imkânsızdı. Belki de hayallerime kavuşabilmem bu gelişmelerden sonra olacaktı. Düşünüyorum da kitabımın çok sattığını, hayatımda neler neler değişir acaba? En çok annem için sevinirim. Hayat ağacımızda babamdan sonra tutunacak tek dalım o kaldı. Onunla yükseği de gördük, bazen dibi de vurduk. Hiç birbirimize kızmadık, küsmedik. Hayatını çalışarak hep bana adadı. Onun dileğini gerçekleştirip öğretmen oldum. Onun dualarıyla buralara kadar geldim. Allah’ım ikimizin yüzünü hayatta hiçbir zaman eğdirmesin. Her durumda başımız daima dik olsun.

Nihayet o güzel haber gelmişti. Arayan Murat Bey’di. Işık Matbaası’na gelmemi rica ediyordu. Kapağını nasıl olmasını ve kitabımın adının ne yazılması gerektiğini onlarla önceden konuşmuştuk. Elimde baskıdan yeni çıkmış, sıcacık kitabım vardı. Yazarı bendeniz Yaşar Özgür, Adı: Mevsimlerden Bahar. İnanamıyordum. Ellerim titriyordu. Oturdum bir koltuğa. Kapağındaki resmi inceliyordum. Bir bahar ağacı ki altında oturan karikatürize edilmiş bir adam figürü var. Sağ elinde yerden aldığı bir kaç yaprağı, sol elindeki kitabının arasına koyuyordu. Bu resim şahaneydi. Bir tabloyu inceler gibi mest olmuştum. Dilim tutulmuştu. Sayfalarını çevirdim. Hepsi benden izler taşıyor, her cümlesini okurken garip bir mutluluk duyuyordum. Zaferimi yaşıyordum.

Bugün itibariyle her şey hayatımda düzene girmişti. Kitaptan elde ettiğim gelirle hayatımız düzene girmişti. Kitabımın ikinci baskısına hazırlanıyorduk. Dört ay sonra bir sevindirici haber daha aldım. Ordu’ya atanmıştım. Nevzat’la beraberdik. Anacığımı da götürmüştüm. Artık sıradan bir insan değildim. Öğrencilerimle paylaşabileceğim birçok anım vardı şimdi. Hepsine kavuşacağım zamanı iple çekiyorum. Onlara hayal kurmanın başarmanın yarısı olduğunu anlatacağım. Bunu bir şekilde gerçekleştirmenin o kadar da zor bir şey olmadığını kendi örneğimde göstereceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 272
Kayıt tarihi
: 16.12.10
 
 

Merhabalar. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. Ordu Yeni Haber gazete..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster