Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '11

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
221
 

Meyhanedeki Boş Masa...

Meyhanedeki Boş Masa...
 

Bir hayalin gerçek olması kadar hayalkırıcı bir şey yoktur.


Nedense bir fıkra atlatmak geldi içinden bugün…

Neden mi?

Hayal-gücümde bir zafiyet, zihnimde bir hapşuruk, bir öksürük ki sormayın… İki çekirdek keyfimin içine tuğla döşemek geçiyor aklımdan, gönül itiraz ediyor.

Ve derken…

Haldun Taner hocamızın bir sözü uçuştu beynimin içinde.

Dışarıda hiç içki içmezdi Haldun Taner.

Belki de, aydın taifesinin “muhabbet-i sarhoş” söylemlerine karşı denenmiş bir savunma mekanizmasından kaynaklanıyordu üstadın bu duruşu…

O gün de, etrafına sıralandığımız rakı sofrasında son kadehlerimi bitirmemizi sabırla beklemiş ve tam ayağa kalkarken masanın üzerine bir söz fırlatmıştı:

- Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur!..

Evet, yukarıdaki cümle tümüyle ona ait.

Ses tonundaki ciddi, vakur, kararlı ve duygulu tonun bir belirtisi olarak “ünlem” işaretini ben koydum.

Ünlem işaretinin sonrasındaki üç noktayı da…

Hala anımsıyorum, biz gittikten sonra da masanın üzerinde kalmış olan o söz... Olağanın çok üzerinde anlamlar yüklüydü.. Olağanın çok dışında bir kıvılcım oluşturmuştu zihnimde. Yirmialtı yaşındaydım.

Şimdi ise, durup dururken açıklanmaması gereken bir yaştayım.

Ama o söz hala yaşıyor… Masa ne oldu acaba?

Ve birden bire, [bugün] aşağıda okuyacağınız fıkra geldi aklıma…

Buyurun birlikte okuyalım:

Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş. Dönüşünde, arkadaşları ona sorarlarmış:

-          Ne gördün?

Adam her seferinde aynı yanıtı verirmiş:

-          Dünya güzeli denizkızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı…

Aynı adam, bir gece yine tek basına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli denizkızları görmüş… Kızlar, altın saçlarını sahiden gümüş taraklarla tarıyorlarmış…

Deniz kıyısından döndüğünde, arkadaşları yine sormuşlar:

-          Ne gördün?

Adam asık bir yüzle cevap vermiş:

-          Hiçbir şey!..

Ve sonra, alnında düşünceli çizgiler, yürüyüp, gitmiş…

Ben, kendi inisiyatifimi kullanıyorum.

Ve bu fıkrayı da, o yukarıdaki masanın bir köşesine iliştiriyorum.

Belki o masaya oturan birileri daha olur.

Belki hayal gücümüz bizlere, o masanın nitelikli kalabalığını sunar bir gün?..

Belki…

Belki...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

(dvm) gerçekleştiğinde tükenmez ve hayal kırıklığı olmaz bu onlar için; aksine umutların daha bir yeşermesine, daha bir coşkuyla daha büyük hayaller kurmalarını tetikler, hayallerini besler. Üstelik sanmakla, hayal etmek arasında da epey bir fark vardır. Hem zaten yazınızın sonundaki “belki”lerde, ben de sizde bu umudun tükenmemişliğini ve her ne kadar zaman zaman gönlünde, zihninde yaz yağmurları gibi kısa ve geçici burukluklar hissetse de insan, yine de aslında umudun-hayalin sürekliliğini hiç yitirmeden coşkuyla, özlemle “gerçekleşmesini” istediğinizi, beklediğinizi görmekteyim hayallerimizce. HayalleriMizce dedim, çünkü ne siz, ne ben, o masanın nitelikli kalabalığı hayalinde, evet pek de kalabalık değiliz belki ama, hiç de yalnız da değiliz eminim. Yoksa ben daha da mı bir hayalperestim? Hayır, kesinlikle eminim! Hee ama buralarda değil de, diğer tarafta ancak gerçekleşebilir diyorlarsa da bazıları eğer bunu, olsun… olsun da, varsın öyle olsun :)

Filiz Alev 
 19.09.2011 0:21
 

Ben de “belki o masaya oturan birileri daha olur” hayaliyle, şunu ifade etmek isterim ki, eğer değerli üstad Haldun Taner, o cümlesini aynen kelimesi kelimesine sizin buraya aktardığınız şekilde söylemişse ve de “ünlemsiz de” sizin belirttiğiniz üzere, üstadın “Bir hayalin gerçek olması” şeklinde ifade etmek istediğiyle, “bir hayalin gerçekleşmesi” arasında dağlar kadar fark vardır. Onun için, üstadın masaya attığı o söz ile şimdi sizin aynı masaya o sözün yanına iliştirdiğiniz bu fıkra hiç de örtüşmemektedir. Ama, belki de işte sırf bu yüzden siz de o fıkrayı o sözün yanına bırakmış olabilirsiniz de. Onun için, başımda şapka da yok ama, şapka var gibi de hayal ederek ben de bu muhteşem yazınıza şapka çıkarıyorum şu anda. Ancak diyebilirsiniz de tabii ki, “Böyle diyorsanız demek ki yazımı hiç anlamamışsınız bile”… O zaman yanıtım da şöyle olurdu: “siz öyle sanın – hayal edin, o halde” :) Zira bazı insanlar için hayal, umut demektir zaten… ve asla hayalleri, (dvm)

Filiz Alev 
 19.09.2011 0:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster