Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
383
 

Meyman

Meyman
 

Misafiriz hepimiz...


Kafesin kapısını açtık. Önce fark etmedi, bir süre tüneğinde öylece oturdu yine. Sonra hop diye zıplayıp kapıya kondu. Sağı solu kollayıp odanın içinde uçtu. Kendince en yüksek bulduğu yere, televizyonun üstüne indi. Ayaklarının birini kaldırıp ötekini indirerek denge kurmaya çalıştı. Başını hızlı hareketlerle o yana bu yana çevirerek etrafı kolladı. Sonra ordan da havalandı, gelip omzuma kondu. Rahatsız olmasın, omzumda durabildiği kadar uzun süre dursun diye hareketlerimi kısıtladım, vücudumu sabitledim, derin nefes almamaya çalıştım. Gömleğimin yakasıyla ilgilendi biraz, ondan bir şey anlamamış olmalı ki onu bırakıp boynumu gagalamaya başladı. Gıdıklandım, biraz da canım yandı ama fazla kıpırdamadım. En sonunda kulağımı gagalamaya girişti. Kulak mememin yumuşaklığı ve ağzına sığabilecek büyüklükte oluşu hoşuna gitmiş olmalı. Uzun uzun didikledi; çekti, bıraktı, sıktı, hatta koparıp küçücük ağzıyla yutmaya çalıştı. Hafiften canım yandı ama yine de hoşuma gitti. Güldük. Onun gaga darbelerinden güya sakınmak için yüzümü buruşturup ekşitmem özellikle çocukların çok hoşuna gitti, onlar daha çok güldüler.

Yeşilin ve sarının harika bir oran ve uyumla karıştığı, insanda dokunma, okşama isteği uyandıran parlak renkli tüylerle kaplı gövdesi avucumun içinde kaybolacak kadar küçücük bir canlı... Avcunuza aldığınız zaman vücut sıcaklığını ve minik kalbinin atışlarını hissedebiliyorsunuz.

Bir süre sonra benimle, gömleğimin yakasıyla, kulağımla falan ilgilenmekten bıktı. Omzumdan uçup gitti. Bir evin odasının içiyle sınırlı ve çok kısa süreli özgürlüğünün tadını çıkarmak istercesine kanat çırptı, başka bir yere kondu, oradan da başka bir yere...

Ben o anda kardeşimin evinde misafirdim. O kuş da kısa bir süreliğine benim omzuma misafir oldu. Aslında hepimiz misafirdik. Önce sırayla bir rahmin misafiri olmuştuk, sonra birbirimizin misafiri... Dünyanın misafiri... Zamanın misafiri...

Kalkma saatim geldi; valizimi toparladım. Kurutulmuş sebze, fıstık, kaçak çay falan gibi şeyler doldurulmuş kolilerin ağzını sıkıca bantladık. Bir taksi çağırıp o malzemeleri bagajına yükledik. Kardeşlerim ve yeğenlerimden sığabilenler taksiye bindi. Kalanlarla orada vedalaştık. Ön koltuğa oturdum. Yeğenlerim Berfin ve Sümeyye hareket eden taksinin arkasından birer sürahi su döktüler. İçimden, onların esmer gözlerinden bir daha öptüm. Geriye dönüp baktım, el salladım. Taksi sokağın köşesini dönerken geride kalanlar da yavaş yavaş içeri girmeye başlamışlardı.

Terminal yoluna girdiğimizde “dayı, bırak artık şu İstanbul’u buraya gel” dedi yeğenlerimden biri. “Tamam canım, gelecem, zaten ben de gelmek istiyorum” dedim belki yüzüncü defa. Ama cevabım yakında hayata geçirilecek bir karardan çok bir dilekti aslında... Ve bunu onlar da biliyordu. Buna rağmen her söyleyişimde oluğu gibi yine de sevindiler bu sözlerime. Terminalin kapısına geldik, orada inmemiz gerekiyordu, indik. Bagajdaki eşyaların her birini birisi sırtlandı. “Bari çantamı ben taşıyayım” dedim, onu da vermediler. İçi kurutulmuş sebze, süzme yoğurt falan dolu kolileri bu kez otobüsün bagajına yükledik. Kulplarına birer bagaj fişi yapıştırıp bir parçasını da bana verdi muavin. Otobüsün hareket etmesine on dakika var. Sohbet ederek geçirebileceğimiz son on dakika... Ama biliyoruz ki, hangi söze başlasak yarım kalacak. O yüzden kimse uzayabilecek bir konudan laf açmıyor. “Otobüs de güzelmiş”, “bişey unutmadık değil mi”, “keşke ben de seninle gelsem” falan diyorlar kesik kesik...

Sonra aracın hareket etme saati geliyor. Bu defa terminale kadar benimle gelenlerle vedalaşma zamanı. Yaşı nispeten küçük olanlar öpmek için elime hamle yapıyorlar ama engelliyorum. “Daha o kadar yaşlanmadım” diyorum gülerek. Kucaklaşıyoruz sıkıca...

- “Güle güle dayı, kendine iyi bak.”

- “İyi yolculuklar amca.”

- “Gider gitmez ara abi, tamam mı?”

- “Tamam, ararım.”

Bir misafirlik daha bitiyor. Bir başka yere misafir oluyorum; uzak. Omzumdaki o kuş gibiyim...

......

<ı>Meyman: Zaza dilinde “misafir”.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çok güzeldi ya. misafir olmak...bak bende satırlarına misafir oldum şimdi büyük bir keyifle...ve de çok keyifle ağırlandım...yüreğine sağlık...

beenmaya 
 03.01.2008 12:36
Cevap :
Hoşgeldin, başımızın üstünde yerin var, gel buyur :) Sevgiler...  03.01.2008 13:24
 

Ben ayrılıkları da, vedaları da sevmem. hayat bizi sürüklüyor bazen. Mutlu yıllar...

moonlight1 
 31.12.2007 12:14
Cevap :
Ayrılıkları ve vedaları sevmek zor, hatta imkansız. Ama bazen zorunluluk. Sevgiler, selamlar...  31.12.2007 15:03
 

biraz önce fulyanın yazısını okurken verilen notlardan sonra senin yazında da kuş misali geldim. misafir değiliz celal bey, yaşam bizde misafir biz hancı yaşam ise yolcu. Gelişi tamam da ne zaman gider kendisi bilir, nereden nereye geldim işte, sevgilerle.

erol aslan 
 29.12.2007 0:53
Cevap :
:) Sizin dediğiniz de doğru sevgili Erol Bey Dostum, zaten benim söylemek istediğimin bir başka biçimde ifade edilmiş hali... Çok teşekkür eder, mutlu bir yeni yıl dilerim. Selamlar...  29.12.2007 13:18
 

Çok sık yapıyorum bende böyle ziyaretleri..her ayrılış Türk filmi sahnesine dönüyor..gözlerde saklanan yaşlar, yarım el sallamalar..artık eve dönsem mi..?offf..güzeldi, ellerinize sağlık...mutluluğa konun yeni yılda..

güzaltı 
 28.12.2007 23:27
Cevap :
O dönüş yolu vedaları gerçekten en zor şey... Her defasında aynı hüzün. Çok teşekkür ederim sevgili güzaltı. Sizin de yeni yılda mutluluğa konmanız dileğiyle. Sevgiler...  29.12.2007 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3600
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster