Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '06

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
664
 

Mezarlık Gülleri

Mezarlık Gülleri
 

kitap


68 kuşağının Türkiye versiyonuna yakından bakabilmeyi hep istemişimdir. Aslında bu istek biraz da şahsi bir hesaplaşma ihtiyacından kaynaklanıyordu. Çünkü bir sonraki nesil olarak biz, hippilerden kalma yüklüce bir borcu devralmıştık. Örselenen Anadoluluk, kilim gibi önümüze serilmişti; ilmik ilmik dokunsun diye…

Erkin Koray’ın kitabı Mezarlık Gülleri elime geçer geçmez arka kapağına baktım. Ne de olsa her kitabın arka kapağı köyün minaresi gibidir; önce görünür...

Şöyle başlıyor:

Tüm Hippiler, tüm Çiçek Çocukları, tüm Rock’cular ve tüm 68’liler!”

Ne kuvvetli bir başlangıç, ne sürdürülebilir bir coşkudur bu böyle; efsun gibi ele geçiriyor karşısında duranı!

Anında kapıldığım bu coşkuyla, kitabın içine geçtim. Hiç sabrım yoktu; bir an evvel okumalı ve şahsi tarihimde muamma kalan hippilerin içyüzüne vakıf olmalıydım. Gerçekten de dedikleri, savundukları doğrultusunda mı yürümüşlerdi? Samimi miydiler? Sahici miydiler? Yoksa her şey acınası bir sunilikten, albenili bir vitrinden mi ibaretti? Nihayetinde toplumsal özelliğimizdir; taklidi severiz ama asla ucuzunu değil!

Bu beklentiler eşliğinde kitabı okumaya koyuldum. Erkin Koray, bir başlıyor, pir başlıyor… Tek kelimeyle nefis bir girizgâh! Benim diyen yazarlar eline su dökemez. Nasıl keyiflendim! Ne yalan söyleyeyim; içimden “Erkin Baba büyüksün!” demek geçiverdi de zor tuttum kendimi.68’liydi, hippiydi, Rock’çuydu velâkin “baba” idi de: Damla’nın babası! Koray’ın kızı Damla’nın hayali geldi oturdu karşımda. Öyle içim kaynadı ona; sahicilik, sunilik keşfi önemsizleşti gözümde… Keşke dedim bu kitap böyle müstesna bir babanın, güncesi olsaydı. Baba- kız tek başlarına nasıl savaştılar hayatla, nasıl ayakta kaldılar, neleri yaşattılar neleri öldürdüler içlerinde... Babasının rüzgârları kuzeyden esmeye başladığında usluca, sessizce, hiç yokmuş gibi ortadan kaybolmayı nasıl öğrenebilmişti? Sekiz yaşında elini yakmadan pişirebildiği kabak ograteni servis yaparken içinden hangi şarkılar akıp geçerdi Damla’nın? Babası, içindeki bilgileri değersiz bulduğu için okul kitaplarını sayfa sayfa yırtarken başının üstünde nasıl bir rüzgâr eserdi? “Ama okulda arkadaşlar da var baba!” sözleri dilinin ucuna gelmiş miydi? Neler olmuştu oralarda acaba; neler!

Kitabın bu bölümlerini aşabildikten sonra okumanın devamını sağlayabildim. Gökkuşağı gibi bir dimağ, loğusa şurubu rayihasında bir dil, onurlu bir anlayış eşliğinde dolup taşan sayfalar… Dertlenmeler, itirazlar, öykünmeler, takdirler, komplo teorileri, ‘top- secret’ler, mütevazı egosantriklikler ve daha neler neler… Hepsi iyi, hepsi güzel. Ve bal gibi sahici…

Hiçbir şeyden gocunulmamış. Silaha karşı gül de uzatılmış, silaha karşı silah da…

Tam burada söylemeliyim: Bu kitabı asla okuyamayacak tek bir kişi varsa o da Hıncal Uluç’tur. Çünkü Uluç’un, Türkiye sınırları içinde yazıda “dahi” yerinde kullanılan “da” ların kelimeye birleşik, ayrılmışsa da “da” yerine “ta” olarak kullanılmasına tahammül sınırları en dar kişi olduğuna ben eminim.

Kitabın dikkat çekici bir özelliği, editöryal olarak virgülüne dahi müdahale görmemiş olması. Erkin Koray yazısına başka el değmemesini özellikle istiyor. Yanlışım olmaz, imla bilgim kuvvetlidir, diyor. Gerçekten de öyle; istisnalar kaideyi bozmadığı takdirde!

Kitapta beni en çok çeken bölümlerden biri de “Musta”başlıklı bölümler oldu. Orijinali Mustafa olan Musta, tek yumurta ikizi gibi benziyormuş Erkin Koray’a. Hem fiziksel hem ruhsal yapı olarak. Kız arkadaşlarının adı bile öyle; biri Semiramis, öteki Semra… Semiramis’e dair tek söz geçmiyor ama Musta’nın sevgilisi Semra için hal öyle değil. Semra’nın ipliğini pazara çıkarırken kılı kıpırdamış Erkin Koray’ın! Kendisi dile getirmemiş ama dikkatli bir okur olarak anlamamak mümkün değil; Semiramis’le Semra da ikiz gibi aynılar! Buradaki incelikten dolayı epeyce alkış aldı benden Sevgili Koray.

Bu harikulade kitap “Ağlama! Bize yakışmıyor! ” sözüyle son buluyor. Shakespare der ki; güzel bir oyunun sonsöze ihtiyacı yoktur. Bence güzel bir kitap için de geçerli bu söz. Yine de diyebilirim ki sonsözüne kadar güzel ve kıymetli bir kitap -kara toprakta açan- Mezarlık Gülleri.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kitabı henüz okumadım ama anlattıklarınıza bakılırsa okunması gerekiyor. Böyle insanlardan aramızda kaç tane kaldı ki... Elinize, yüreğinize sağlık.

Kuşkayası (Turgut Erbek) 
 24.09.2006 0:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 445
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

1965, Balıkesir, Antalya, İstanbul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster