Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '09

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
763
 

Mezopotamya'nın çocukları...

Mezopotamya'nın çocukları...
 

Hasankeyf'de gün batımı... Fotoğraf, kendi objektifimdendir.


Dünya'nın kuruluşuna tanıklık etmiş, üzerinden sayısız medeniyetler geçmiş, verimli toprakları, sulak arazileri dilden dile dolaşmış bir bölgede Güneydoğu turumuza devam ediyoruz; Fırat'la Dicle'nin kucakladığı Mezopotamya'dayız.

Deyrulzafaran manastırının avlusundan uçsuz bucaksız manzaraya bakıyoruz ve tarihin değişik dönemlerinde burada yaşama şansı bulan halklara gıpta ediyoruz.

Yazımın başlığından da anlayacağınız üzere; konu, bölgenin çocuklarıyla ilgili; esasında gezip gördüğümüz tarihi yerlerden bahseden bir yazı da yazmak istiyorum ancak bunu başka bir sefere sefere bırakalım. Manastırda bölge çocuklarının görev almamasından dolayı burayı sadece ismini anarak geçiyorum.

***

Midyat'da dizilerden hatırladığımız, çoğumuzun "Sıla'nın Evi" olarak bildiği, Midyat Kültür Evi'ni gezmek için dar sokaklardan ulaşıyoruz yapıya. Urfa'da yaşadıklarımıza benzer, ilkokul çağında çocuklar, yolumuzu kesiyor, arabadan iner inmez, şaşalı sözlerle karşılanıyoruz.

Kibarca karşılık veriyoruz, bu kibarlığımıza, çocuklardan tehtitvari, farklı bir teklif alıyoruz:

"Ağabey, arabanız da güzelmiş, gıcır gıcır, şimdi çocuklar çizerler -ki kendisi de henüz 10 yaşında- isterseniz ben korumanız (!) olurum."

Öteki atılıyor hemen:

"Dur ağabey dur, o bakamaz ben daha iyi bakarım"

"Olurmu olum!, önce ben gördüm, benimdir bu"

"Bırak la!, bu araba benim kimseye vermem!"

Çocukların birbirine girmesine ve arada bizim gümbürtüye gitmemize ramak kalıyor. Harareti yükseltmeden, birisini seçiyoruz ve bahşişini uzatıyoruz eline.

Korumayı (!) seçtikten sonra, arabayı bir sahiplenişi var ki, dersiniz "başbakan koruması", bir güneş gözlüğü eksik gözünde.

Diğerlerini uzaklaştırıyor ortamdan:

"Çekilin la!, dokunanı yakarım!"

Diğer çocuklar ve bu sözü duymuş olan biz, derhal ortamdan ayrılıp, "Sıla'nın Evi"ne dalıyoruz.

Taş işlemeli, kalın duvarların koruduğu oldukça heybetli bir konak burası, odaları gezdikçe, diziden sahneler gözümüzde canlanıyor. Bir de kapıdaki satıcının sattığı, "Orijinal Sıla Tokaları" bize adeta diziyi baştan yaşatıyor.

Konaktan çıkıyoruz ve arabamızı emanetçimizden sağ salim teslim alıyoruz.

Görev tamam!

İstikamet: Hasankeyf...

***

Güneş batmak üzere, mağara evlerle donatılmış, dağların arkasından kayboluyor. Arkasına geçtiği Hasankeyf Kalesi'nin heybetine heybey katıyor. Belki, kalıntıların sonunu hazırlayacak olan suların üzerine parıltısını bırakıyor.

Akşam saatleri olmasına rağmen, yoğun bir ziyaretçi akını var, arabayı parkedecek yer bulamıyoruz, ilk müsait yerde duruyoruz ve alışılmış sahneyi tekrar yaşıyoruz: Yine karşılama, yine muhabbet ve gözkulak olma isteği...

Alışık olmanın getirdiği tepkisizlikle, üzerimize düşeni yapıyor ve bahşişi uzatıyoruz, en öne çıkan çocuğa.

O işinin başına, biz turlamaya...

Çok geçmeden etrafımızı, bu defa, rehberlik yapmak isteyen çocukları sarıyor, İngilizce, Almanca ve hatta Fransızca, İtalyanca laflar kulaklarımızda çınlıyor.

"Ağabey, hangi dilde isterseniz anlatırım"

"Anlatayım mı ağabey Hasankeyf'in tarihçesini?

Çocuklar öylesine gergin, öylesine bilgi vermeye adamışlar ki kendilerini (!), adeta çalmak için bekleyen bir "kasetçaları" andırıyorlar; hani düğmesine bassan başlayacak!

Yorgunluğun verdiği rehavetle, fazla uğraşmak istemiyorum ve biraz da kalabalığın getirdiği kızgınlıkla;

"Sen! Anlat bakalım İtalyanca!" diyorum.

Başlıyor bizim kasetçalar, hiç anlamadığım telden çalmaya...

"Ne dedin yahu, hiçbirşey anlamadım" diyorum.

"Ağabey, sen istedin" diyor, "Ver bahşişimi".

Kurtulmak amacıyla, veriyorum birşeyler, turumuza devam ediyoruz.

Karanlık çökmeden, bir çırpıda tamamladığımız Hasankeyf turunun ardından aklımızda, belki bir daha görme fırsatı bulamayacağımız eserler kalıyor.

Suların alıp götüreceği bir tarih, son ziyaretçilerini, batan güneşiyle bekliyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 117
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1048
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

1980 yılında Mersin'de doğdum, bütün eğitim öğrenimimi Mersin'de tamamladım. Yetmedi, işimi de Mersi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster