Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '06

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
319
 

Millete rağmen sine-i millet....

İlk baştan şunu söylemek istiyorum. Ne AKP liyim, ne de CHP li ne de başka bir partiliyim. Parti tutmanın, futbol takımı tutmak gibi algılandığı ülkemde maalesef objektif değerlendirme yapmaya kalkışsanız bile, yine de birileri tarafından bir partiye zorla üye ettiriliyor insan veya bir partinin adamı lakabı yapıştırlıyor insana.

Bugüne kadar yapılan seçimlerde oy hakkımı her zaman, partilerin programlarına, vaadedilen programı uygulayacak ekibe, ekibin geçmişteki icraatlarına ve programın akıl ve mantık çerçevesinde olup olmadığına göre değerlendirip o doğrultuda kullandım. Maalesef ülkemde, parti liderinin karizmasına, kara kaşına kara gözüne, sadece ve sadece Atatürk'ün kurmuş olduğu parti olması nedeniyle, yakacak parası dağıtıldığı için, altın bilezik verildiği için değişik partilere sağıyla soluyla verilen oyları üzülerek gördüm.

Ulusal yönetimde kazanılan rejimin vermiş olduğu en kutsal hak olan seçme hakkını fütursuzca, sudan ve gülünecek sebepler nedeniyle har vurup harman savuran, birkaç kuruş menfaat için (o bir kaç kuruşla bir ev veya araba alınsa gam yemeyeceğim), satanlar çoğunlukta. Yine maalesef bu satanlara da kızamıyorum çünkü hepsi elindeki hakkın ve gücün etkisini bilemeyen saf ve eğitimsiz ekonomik çaresizlik içinde kıvranan insanlarımız.

Bu konuda daha çok söylenecek çok şey var. Ama her iki yön (sağ-sol) için düşüncelerimi söylemek istiyorum ve sonrada asıl meseleye geleceğim.

Bugüne kadar gördüğüm kadarıyla sol taraftayız diyen partiler, genellikle sanat , gösteri, sosyal etkinlikler üzerine kurulu bir siyaset gütmüşlerdir. Evet bunlar çok önemlidir. Sanat, kültür faaliyetleri, sosyal gelişim bir millet için çok önemlidir. Ancak bir toplumun gelişiminde alt yapı ve büyük sanayi yatırımları açısından daha zayıf politikalar izlemişlerdir.

Yol, köprü, baraj, gibi büyük altyapılar genellikle sağ iktidar tarafından gerçekleştirlmiştir. Bu görüşüme katılmayan olabilir. Her görüşe saygılıyım.

Maalesefler çoğunlukta olacak ama, ne yazık ki maalesef, bal tutan parmağını yalar atasözünü birçok kez haklı çıkardık. Sağ partilerde bu atasözüne çok sadık kaldılar. Sol iktidar ise daha da abarttı ve elini yaladı. İstanbulda daha önce İSKİ rezaletini kimse unutmamıştır. Bu sadece bir örnek.

Sağıyla soluyla amaç ülkenin refahıdır. İzlenilen dış politikalarda bu birlik kendini daha çok hissetirmiştir. Bir parti liderinin bizim muhalefetimiz haburdan dışarıya geçmez sözü açıkçası çok hoşuma gitmiştir.

Bu aralar sine-i millete gideriz diye açıklamalar ve çıkışlar mevcut. Son yıllarda zaten kanuni süresini bitiren koalisyon veya hükümet yok gibi.

Neden sine-i millete gidiliyor? 2003 evveli Türk siyasi tarihinde tam bir dönüm noktası olmuş ve o an meydanda olan tüm partiler, kendi çıkar anlaşmazlıkları, beceriksizlikleri alt kadroların fütursuz davranışları, milleti yeter artık dedirtmiş ve o anki seçeneklerde millet tarafından "Yeni bir ismin en kötüsü bile, şimdikilerden daha iyidir." anlayışıyla şu andaki hükümet, seçim sistemine göre çoğunlukla millet tarafından seçilmiştir. Ben bu hükümete oy vermememe rağmen, yinede sandıktan tek bir hükmetin çıkması beni rahatlatmıştı. Artık o meşhur koalisyon kavgaları, belirsizlik iyi veya kötü bir şekilde gitmişti. Eskilerde siyasi tarihin en büyük siyasi tokadını yemişlerdi. Bir nevi fetret devri bitmişti.

Gelen hükümet bana göre iyi işlerde yaptı, kötü işlerde yaptı. Ama Türkiye'nin ilk defa bir ticaret hane yönetme mantığıyla yönetildiğini ve bunda belirli alanlarda başarı getirdiğini söyleyebilirim.

Şimdi yaklaşan cumhurbaşkanı seçimleri kaygısı ile yine sine-i millete dönelim deniliyor. Seçim havasına girilmesi belirsizliği beraberinde getirir. Belirsizlik ekonomik durgunluğa neden olur. Çünkü ekonomik birimler, icraatlarına yeni olaşacak duruma göre ayarlamak isterler. Oluşacak durumun oluşma zamanı ne kadar uzun olursa, durgunluk ve gerileme o kadar uzun olur. En kötüsü bu krizi oluşturur ve al başına dert.

Şu anda adı anılan kişinin cumhurbaşkanı seçilme olasılığının Türkiye'ye zarar getirip getirmeyeceği konusuna değinmek istemiyorum. Benim dikkatinizi çekmek istediğim nokta, seçim havasıyla zaten hassas olan dengelerin bozulması olacaktır. Eğer bir kar zarar tablosu ortaya atsak ve bu oluşacak belirsizlik ile ülkenin göreceğiz zarar ile, adı anılan kişinin cumhurbaşkanı olması durumunda ülkenin uğrayacağı zararı (tabi görecelidir) karşılaştırıldığında, ben belirsizliğin getireceği zararın daha fazla olacağı inancındayım. Dere geçerken at değiştirlmesi gibi bir durum söz konusu.

Zaten kanımca bugün seçim yapılsa şimdiki iktidar yine çoğunluğu elde edecektir diye düşünüyorum. Nedeni ise çok başarıları olmaları değil, alternatiflerinin sicilinin kötü olması ve şu andaki icraatlarınında zayıf olmasıdır. Millet daha 2003 öncesini unutmamıştır. Bana öyle geliyorki bu kuşak daima bir öcü gibi 2003 öncesinden korkmaktadır ve bu korku ile hareket etmektedir ve bu korkusunda da haklıdır.

Bence dere geçerken at değiştirmeyelim. Bırakalım herşey usulüne göre gitsin. Seçimleri olması gerken zamanda yapalım. Zaten cumhurbaşkanı, hiç bir zaman halkın, milletin temsilcisi TBMM den daha güçlü değildir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 730
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1994 Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat bölümü mezunuyum. Aynı üniversitede Genel İktisat Polit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster