Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '11

 
Kategori
Sanat Eğitimi
Okunma Sayısı
257
 

Milli eğitimde özgür eğitim anlayışı oluşturulmalıdır.

Milli eğitimde özgür eğitim anlayışı oluşturulmalıdır.
 

Mehmet Erbil: 1980'li yıllarda Hasanoğlan'daki resim atelyem


Çizgi ve yazı çocuklarda görülen en büyük tutkudur. Kentler ve kasabalar betonlaşmadan önce; çevre, toprak ve düzlüklerle ya da bahçelerle kaplıydı. Buralarda oynayan çocuklar ellerine geçirdikleri çubuklarla o yumuşak toprak yüzeylere çizer, yazar dururlardı. Okuma yazma bilenler, anlamlı sözcükler yazardı. Bilmeyenler kendince çizer, bazı şekil ve semboller oluştururlardı. Ne denli zevk alırlardı, bir iş yapmanın tadını ne denli sezerlerdi? Sanırım bunu ölçecek bir şey bulmak olanaklı değil. Çizimler belki bir evin ya da kentin, köyün sokağı idi. Belki bu çizdiği yeni bir araba tasarımıydı. Çünkü ona evren koskocaman çizeceği, yazacağı bir alan sunmuştu. O veya onlar bu alanı rahatça kullanıyorlardı.

 

Eğer toprak yüzey yumuşak ve de nemliyse ya da su bulabilirse neler yaparlardı o çocuklar. Yükseltiler oluşturup duvarlar, evler, sokaklar yaparlardı. Kimi yerlere kubbe yapar hamam ya da kale olduğunu söylerlerdi.

 

İşte o yılların çocukları o yıllarda yokluklar içinde bu özgür ortamlarda yetişirlerdi. Gönlünce çizerdi, yazardı onlar.

 

Çizerler, yazarlardı. Ne zamana değin? Nereye değin sürerdi bu özgürce, kendince ortaya çıkan işlemler? Büyüyünce, kalıplaşmış eğitim kıskacı içine girinceye değin. Bundan böyle başka yerlerden alıntılanmış, ya da eğitimcilere dikte ettirilmiş yöntemler ağırlık kazanıncaya değin sürerdi bu çizme, yazma özgürlüğü. Adı denetimdi bunun ya da denetimli eğitim. Nasıl denetimse? Benim ülkeme, benim insanımın kişiliğine aykırı bir denetim.

 

Birkaç yıl denenir, ardından olmadı derler. Ortaya yeni bir yönlendirilmiş eğitimciler grubu ya da yönetimi elinde bulunduranlar özenti içinde yeni diye başka bir ülkenin sistemine yönelirler. Bu bizim ülkemize, toprağımıza, insanımıza uygun mudur, değil midir? Hiç araştırmazlar, sözde o ülkeler başarmışlar da, ondanmış bu sisteme geçmeleri. Tam tersine o ülke ya da ülkeler bu sistemi uygulamış ama başarısızlıklarını görmüş ve terk etmişlerdir.

 

Bizimkilerse bize yeni diye dikte ettiriyorlar.

 

Ne denli başarılı oldukları ortada. Adı Milli Eğitim olan bakanlığın uyguladığı bu sistemler bizim ülkemize özgü olmadığı için, bir türlü “milli” olamıyor. Olamadığı gibi bu millilik, eğitimimizde bir yaz-boz sistemi olarak karşımıza çıkıyor. Daha doğrusu güncel bir deyimle “çakma bir eğitim” anlayışına dönüşüyor.

 

İşte bu karmaşa içinde yetişen çocuklarımız, nerede bir toprak yığını görse hemen atılır, üzerinde çubuklarla ya da parmağı ile şekiller çizmeye, yazılar yazmaya başlar. Özellikle deniz kıyılarında çocukların bu davranışlarını her görenin ilgiyle izlediğini bilirsiniz. Öyle ki, büyükler bile bu coşkuya kapılır, onlar da kumdan kaleler yapmaya başlarlar. Çocukluk yıllarında yapamadıkları bu özgür çalışma eylemini çocukları sayesinde gerçekleştirme olanağı bulurlar.

 

Bunlardan şu sonuçlara varmak olasıdır. Eğitimde bize görelik, bizim ülke kişiliğimize uygun yöntemler geliştirilmelidir.

 

Eğitim yöntemlerimiz içinde öncelikle özgür yönelişlere öncelik verilmeli, yaratıcılık ön plana çıkarılmalıdır.

 

Yaratıcı eğitimle gelişen bireylerin, daha sonra ilgi alanlarına göre eğitimlerini sürdürmelerine olanak verilmelidir. “Attım tuttu” sınav yöntemleri yerine, daha bilinçli seçimler yapabileceği seçme yöntemleri geliştirilmeli, çocuğun kişiliği ve yetenekleri öncelikli olarak düşünülmelidir.

 

Sanat eğitimine ağırlık verilmeli, bu yolla becerisi ve yeteneği ortaya çıkan çocuklarımızın ilgi alanlarına göre yönlendirilmelerine ağırlık verilmelidir. Bunun için alt yapı önceden oluşturulmalı, eğitim ortamları ciddi planlarla, yürütülen ciddi çalışmalarla gerçekleştirilmelidir. “Ben yaptım oldu” düşüncesinin eğitimde yeri olmamalıdır.

 

Yönetenlerin düşüncelerine hatta aynı yönetim anlayışının kişilerine göre eğitim anlayışı, farklılıklar göstermemeli, eğitimde milli anlayış belirlenip, gerekirse 100 yıllık yapılanmaları içermelidir. Böylece eğitim anlayışı her kafaya göre oluşan deneme tahtasına dönmekten kurtulmuş olur. Hem de ülkemiz çocukları, birinci sınıfta başka, ikinci sınıfta başka sistemlerle kafası karışmadan, eğitimde çizilen zikzaklardan etkilenmeden eğitimini sürdürmüş olur.

 

Öyleyse öncelikli olarak, sanat eğitimi derslerine ayrılan sürelerin gözden geçirilerek, önceki yıllarda olduğu gibi ders süreleri artırılmalıdır. Artırılan bu süreler çocuklarımızın üretim ve yaratma yönlerini geliştirecektir. Böylece; arayan, bilinçli olarak araştıran, madde olanaklarını deneyen ve sorgulayan insanlar olarak yetişeceklerdir.

 

Zamanı ve araç-gereci ekonomik kullanmayı kavrayacak, gerekirse atık gereçleri bile ekonomiye kazandırma yöntemlerini kullanma becerisini göstereceklerdir.

 

Bu yazım; yıllarca sürdürdüğüm eğitim çalışmalarımın deneyimi ile yazılmıştır.

 

Elbette, anlayana…

 

Mehmet ERBİL

www.mehmet-erbil.tr.gg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 707
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster