Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Engin Şahin Karadeniz

http://blog.milliyet.com.tr/shaka35

24 Ekim '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
787
 

Milli irade

Milli irade
 

Konu uygunluğu


Anayasa mahkemesi verdiği kararların gerekçesini açıkladı. Türban kararında hükmetin yaptığı uygulamayı haksız bulduğunu ve sebeplerini de açıkladı. Türban fikrinin de içinde olduğu kapatılma kararının da gerekçesi anlatıldı. Ne anayasa mahkemesinin kararlarını irdelemek isterim, ne de hükümetin. Aslında irdelenecek küçük bir yanı da var.

Aslında bu kararların açıklanmasından sonra verilen demeçlerdeki şu "milli irade"nin irdelenmesi gerekir. Nedir bu milli irade? Neden bu milli irade söylemleri tekrar ısıtılıp ortalara salındı?

Şimdi radikal bir laf edip milli irade söylemleri bir suçtur desem kızar mısınız? Büyük bir ihtimalle de nereden çıktı bu diyeceksiniz. Evet arkadaşlar, bu milli irade söylemleri bir suç niteliği olabilir. Bunu anlayabilmek ve anlatabilmek için tanımlamaları gözden geçirmek gereklidir.

Milli İrade (Çoğunlukçu Demokrasi - Majoritarianism)

Mutlak demokrasi de denilen bu demokrasi çeşidinde, çoğunluğun kararlarının uygulandığı ve bu kararların mutlak olduğu demokrasi çeşididir. Bu demokrasi çeşidinde alınan kararlar, bir anayasa denetiminden uzaktır. Bizde bahsi geçen milli irade de bu yönetim biçiminine benzer bir yönetim biçimine isteğin belirtilmesidir. Çoğunlukçu demokrasiden bahsedebilmemiz için halkın çoğunluğunun bu kararlara katılması gerekmektedir. Oysa demokrasi de araçlar bakımından parlementer bir uygulamada bulunuduğumuzda halk kendisini yönetecek parlementeri seçer. O parlementeri vekil ilan eder ve kendi hakkında fikirlerin idaresini onaylar. Parlementer çoğunluğu her zaman halkın çoğunluğu anlamına da gelmez. Yine ülkemizdeki seçim sisteminin yarattığı farkı gözler önüne sermek gerekmektedir. Hükümeti seçenlerin çoğunuğu %48 olan bir ülkedeyiz, parlementer çoğunluğu ise %70. Bu ülkenin parlementosunda ne çoğunlukçu bir müdaheleden söz edilebir, ne mutlak demokrasi argümanlarının kullanılmasından, ne de milli bir iradeden. Parlementerlerin +%20 'si seçim sisteminden kaynaklanan ve halkın kendisinin seçmediği vekillerden oluşmuştur. Dolayısı ile halkın kendisinin seçmediği bir vekil, halk adına çoğunluğu temsil etme yetkisine de sahip değildir. Çoğunlukçu demokraside halkın çoğunluğunun dediği uygulandığı için, azınlık hakları temsili bu demokrasi çeşidinde olamaz. Azınlıklar hiç bir zaman çoğunluğu yakalayamadığı için haklarının savunulması çoğunluğun insafına kalmıştır. Ülkemiz çoğunlukçu demokrasi ile de yönetilmez.

Çoğulcu demokrasi (Nisbi demokrasi - Plüralist)

Bu demokrasi çeşidi çoğunluğun mutlak hakimiyetini rededen ve azınlıkların da siyasal, kültürel etkinliklerin kabul edildiği bir türevdir. Çoğulcu demokrasi de bir gün azınlıklar, çoğunluk olabilir fikri ile gelişmiştir. Azınlıkta ve muhalefette olanların da haklarının korunması, düşüncelerin bir baskı altında olmadan serbestçe söylenmesi bu demokrasi çeşidinin özelliklerindendir.

Çoğulcu demokrasi de, yazılı bir anayasa ile hükümet yetkilerine kesin bir sınırlama getirilir. Yürütmenin gücü kuvvetli ve/veya geniş koalisyonlar ile sağlanır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ile dengeli yönetim sağlanır. Yarı temsili sistem ile halkın direkt olarak müdahelesi yerine vekillerin temsili ile sağlanır. Bu yönetim biçiminin olmaz ise olmazlarında biri de çok partili parlamenter sisteminin olmasıdır. Her ne kadar ülkemizde çift parlemento sistemi kaldırılmış olsa bile, bu yönetim biçiminin özelliklerinden biri de ikili parlemento sistemidir.

Her ikisini, lafı geçen milli irade ile, yine milli iradenin şekillenmiş ama azınlık hakları ve anayasa sınırlamaları ile oluşmuş sistemlerin özelliklerini biliyoruz. Bu durumda ülkemiz hangi tipte bir yönetim biçimini benimsemiştir? Bana göre çoğulcu demokrasi çeşidi. Peki şimdi mevcut yönetim sistemini değiştirmeye davet etmek ne anlama gelir? Ben desem, bu sistem yaramaz değiştirelim diye? Bana kolluk güçleri ne gibi bir engellemede bulunur? Bu soruların cevabı altında yatan da milli irade isteğini savunan kişilere sorulması gereken bir sorudur.

Bu ne taraf uygun olursa görüşü ile, milli irade söylemleri ile anayasayı hiçe saymak, ülkenin geleceği ile oynamak yerine geçer. Türban kararlarının haklı veya haksız olduğunu söylemeyeceğim ama bu kararların milli iradeye ters düştüğü söylemlerine de karşı olmanın gerektiğine de inanırım. Ülkemiz yönetiminde bir anayasa sınırlaması olduğuna göre, bu anayasanın sınırlarına da uymak gereklidir.

Ülkemiz milli irade ile şekillenmiş, azınlık haklarının da savunulduğu çoğulcu demokrasi ile yönetilen bri ülkedir. Çeşitli azınlıklar olduğu gibi, çoğunluk içerisinde de farklı ırksal ve siyasal bütünlüklerimiz de bulunmaktadır. Milli irade dediğimiz zaman, bu azınlıkları ve/veya çoğunluk içerisinde yer alan farklılıklarımızı da uyandırabiliriz. Farklılıklar fark edildiğinde bireyler kendisini bir bütünün parçası olarak görmekten vaz geçecektir. Çoğunluğu oluşturan dinsel inanışların yapı taşı da, dinin hükümlerinin hükmettiği bir yer haline gelmemize sebeb olabilir. Türkiye farklı halkların bir bütünde buluşması ile oluşmuştur. Ne mutlu Türk'üm lafı ile ırksal bir bütünlük yerine, ulusal bir bütünlükten bahsedilmiştir. Şimdi hangi çoğunluğun oluşturduğu milli bir iradeden söz edebiliriz? Hangi tarafımız çoğunluktadır? Bizler bir bütün olarak çoğunluktayız ve memnunuz.

Anayasa kararlarını eleştirmek bana düşmez ve eleştirmeyeceğim de diyorum. Fakat bu kararlardaki bir paradoksa da dikkat çekmek isterim. Türban kararının gerekçesinde, bu karar ile kadınların haklarının ihlali olacağı ve kadınların ikinci sınıf vatandaşı olacağı gerekçesi söylenmiştir. Bence çok doğru bir gerekçedir. Fakat bu gerekçenin üzerine de kapatma davasında kapatmama gerekçesi olarak kadın hakları üzerinde yapılan iyileştirmelerden bahsedilerek, kapatılmaması oylamışlardır. Ben yine parti kapatmaya karşı çıktığım için bu kararı da destekliyorum. Yine de bu iki karar gerekçesi bir lahana turşusu ile perhiz lafını ortaya koyan şekil gibi görünmektedir. Bir partinin aldığı kararı kadın haklarını ihlal saymak ve bu kararın da etkili olduğu gerekçe ile kapatma davasına kapatmama kararını, kadın hakları üzerine yapılan iyileştirmeyi göstererek kapatmayın demek. Bu bir paradoks karar olmuş. Saygılarımla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Lütfen dikkatlice okuyunuz: Anayasa madde 148/2."Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır." Sizin bahsettiğiniz husus, (4. madde meselesi)söz konusu mahkemenin 1975 yılından sonra kendisi için icat ettiği (ana)yasa dışı bir uygulamadır. 1982 anayasası sırf bu yüzden şekil denetimini, a- teklif, b- oylama çoğunluğu, c- ivedilikle görüşülmeme şartı olarak, üç hususla sınırlamıştır. AYM'nin anayasa değişikliklerini, yukarıdaki üç hususun dışında şeklen de olsa denetim yetkisi yoktur. İşin içine 4. maddeyi sokanlar kerameti kendinden menkul mahkeme üyeleridir. İtiraz etmeniz, ya da mahkeme üyelerinin laiklik hassasiyetine benzeyen argümanlarla mazeret üretmeniz gerçeği değiştirmez. Bu, doğrunun bilinmesi için çok zaruri bir açıklamadır. İsterseniz yayınlamayabilirsiniz. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 28.10.2008 21:00
Cevap :
Herhalde iki inatçı keçi gibi tartışacağız. Madde 4'ü 1975 ten sonra icat oldu demek biraz ilginç olmuş. 4üncü madde kendisinden önceki 3 maddenin koruyucusu. Yasa değişikliği şekil yönünden denetlenir. Dediğiniz doğru, ama öncelikle esas bakımından ilk üç maddeye uyup uymadığı da test edilmeli. Yoksa o ilk 4 maddenin ne anlamı olur? Saygılarımla...  30.10.2008 0:06
 

AYM'nin, anayasa değişikliğini iptaliyle ile ilgili yazıma yazdığınız yorum beni sayfanıza götürdü. Bu vesileyle yazınızı okudum ve görüşünüze muttali oldum. Bana anayasanın ilk 4 maddesini hatırlatmışsınız. Ben de size daha yalın maddeler söyleyeyim. Anayasa'nın, 6. 148. ve 153. maddelerini iyice okumanızı tavsiye ederim. Orada AYM'nin yetkilerinin neler olduğu ve yetkinin dayanağının neresi olduğu yazıyor. Kuvvetler ayrılığını kim ihlal ediyor, kim görev alanıın dışına çıkıyor, kim kendini "la yüs'el" görüyor sanırım anlayacaksınız. Parti kapatılmasına ve türban yasağına karşı tarafsızmış gibi yapsanız da, değilsiniz. Yani açıkça tarafsınız. Pozisyonunuz, "istemem ama yan cembime koy" misali. Oysa çoğunlukçu veya çoğulcu (her ne diyorsanız) demokrasi, açıkladığınız düşüncelerinizden tamamen ayrı bir anlayışa sahiptir. Başka fikirlere, düşüncelere, yaşam biçimlerine, kıyafetlere, inanç ve inançsızlıklara, saygı veya tahammül gibi. Bir de demokrasilerde niyet okuma yoktur. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 28.10.2008 7:34
Cevap :
Herhalde eksik okumuşsunuz, ben türbana karşı, parti kapatmamanın da yanındayım. Türban konusunda isteseniz de istemeseniz de kendimi yanlı buluyorum. Anayasa mahkemesinin şekil yönünden incelemesini söylerken 4. madde yönünden inceleme de bir şekildir. Eğer bu ilk 4 maddeye ters olmayan herşey şekil yönünden ele alınabilir. İlk 4 madde de ancak devrim gibi bir olayla değiştirilmelidir. Saygılarımla...  28.10.2008 13:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 5756
Kayıt tarihi
: 14.07.08
 
 

Bazen icatci, bazen inatçı, hayatın her tonunda yürüyüp giden biriyim. Amatör fotoğrafçılık son m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster