Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
97
 

Milli Mücadele Başlıyor (Son)

Biz "Milli Mücadele"yi, “Batı’daki Asyalı bir güç değil, Asya’da Batılı bir güç olmak” için mi verdik ? Bu sorunun cevabını, Türk ve Amerikalı gazeteciler aşağıda veriyorlar :

1) 18 Ekim 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Başyazısı, (milletvekili) Yunus Nadi :

“…Bugün Türk, yalnız fes yerine şapka giymiş olmakla kalmış değildir. Türk, şeklen olduğu gibi, bütün icapları ile zihniyet noktasından dahi, tamamen Avrupalı olmak isteyen bir yolda bulunuyor ve bütün bu inkılâpları ile Türkiye, Avrupa’nın Şark’a (doğuya) doğru hakiki bir imtidadı (uzantısı) oluyor."

* * *

2) 25 Ocak 1925 tarihli The New York Times gazetesi. Yazar : Margeurite E. Harrison.

"…iş eğitimi almış olan çok az sayıda Türk vardır. Her zaman bir tarım ve asker toplumu olmuşlardı. (Birinci) dünya savaşına kadar, Türkiye’deki mali ve ticari işler, büyük oranda Yunanlıların ve Ermenilerin ellerinde bulunuyordu. Osmanlılar, Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara taşıp geldiklerinde, ticaret ve sanayiyi hali hazırda düzenlenmiş olarak buldular ve onlar için fetih işleri yaptılar... Buna ilaveten, toplumsal ya da siyasi olarak, Türkiye’nin yakın gelecekte bakacak olduğu yer Doğu değildir. Ankara Hükümeti’nin amacı; Osmanlı İmparatorluğu’nun bitmiş olan rüyasındaki gibi Batı’daki Asyalı bir güç olmak değil, Asya’da Batılı bir güç olmaktır."

* * *

(Meşhur tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamı olan)

“...İbn Haldûn’a göre toplumsal çatışmaların tek belirleyici etkeni asabiyedir ve çatışmanın iki tarafı olan galip ve mağlup taraflar arasında, çoğu zaman nefret ilişkisi yerine hayranlık ilişkisi gelişir. Bunun sonucunda mağlup taraf, galip tarafı hâl, tavır, davranış ve yaşam biçimi ile yüceltip taklit eder. Galip taraf verici kültür, mağlup taraf ise alıcı kültür konumundadır. Mağlup taraf içinden çıkan bir grup, galip tarafın savunusunu yaparak, verici kültürün alıcı kültür üzerindeki etkisinin artmasını sağlar ve nihayet, alıcı kültür dejenere olarak varlığını yitirir. Onun kültürel düzeyde Endülüs Müslümanları üzerinden kurduğu bu teoriyi, Osmanlı Batılılaşması için devletsel düzeyde okumak mümkündür. “ (1)

...

Yukarıdaki açıklamalardan iki farklı sonuç çıkarılabilir :

a) Mağlup Taraf, Galip Tarafı (gönüllü olarak) taklit ederek, onun kültür değerleri içerisinde varlığını yitirir.

b) Galip Taraf, Mağlup Tarafı bilinçli olarak kendi kültüründe eritir, kendi değerlerine dönüştürür.

* * *

Yukarıdaki görüşlere açıklı getirmek adına, önce 1919-1922 tarihinde Ülkemizde / Erzurum’da (özel görevli olan) İngiliz İstihbarat Subayı Albay Rawlinson ile Kâzım Karabekir Paşa’nın görüşmesini aktarıyoruz :

"1919-1921 tarihleri arasında... Erzurum ve çevresinde bulunmuş olan Albay Rawlinson,, (bölgeye yönelik İngiliz politikalarının alt yapısını oluşturma misyonu gizli tutulmuştu), Erzurum Kongresini dikkatle takip etmiştir. Anılarında, Mustafa Kemal'in Müttefiklerin isteği ile İstanbul'a çağrıldığından ve askerlik rütbesinden mahrum edildiğinden bahseder." (2)

...

Kâzım Karabekir Paşa, İngiliz İstihbaratçı ile görüşmesini bakınız nasıl aktarmaktadır :

Ankara Milli Hükümetinin Cumhuriyet’e Doğru Gidişi.

İstanbul’dan, her ne şekilde olursa olsun bir Cumhuriyet kurma fikriyle gelen Mustafa Kemal Paşa, (İngiliz Komiser) Rawlinson’un da benim vasıtamla ileri sürdüğü (hilafetin ayrılması ve Cumhuriyet’in kabulü teklifini) samimi bulmuş olacak ki, 19 Kanunusani 1336 (19 Ocak 1920) İstanbul’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dayanan Mebusan Meclisi’nin açılmasına ve meşruti bir hükümetin faaliyete geçmesine, Kânunusani’de (Ocak ayında) Mebusan Meclisi’nin 'Misak-ı Milli Beyannamesi' kabul ve ilan ettiğine, 9 Kânunusani’de kendi imzasıyla neşrettiği askeri plandaki sarahate rağmen, Bolşeviklerin Kafkasya’ya gelmekte oldukları haberi gelince, bana 6 Şubat’ta Kafkasya harekâtını teklif etti.

Bu hâl, İstanbul’daki Meşrutiyet hükümetimize karşı fiili bir isyanla, Heyet-i Temsiliye’nin Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlüğünde bir Cumhuriyet şekline dönüşmesi demekti. Hem de Bolşeviklerle birleşme felaketine doğru!” (3)

* * *

Konuyu biraz daha açmak adına, İngiliz İstihbarat subayı H.C. Armstrong’un 1932’de yayımlanan, Mustafa Kemal Paşa’nın da sağlığında okuduğu ve cevaplandırdığı  “BOZKURT” kitabından da bir paragraf aktarıyoruz :

Osmanlı İmparatorluğu ölmüş ve gömülmüştü. İyi ki de ondan kurtulmuşlardı, çünkü gerçek Türklerin kemiğindeki iliği emiyordu. Beş yüz yıldır Türkler Irak’ta, Arabistan’da ve Afrika’da dövüşmüşler ve ölmüşlerdi; hiçbir kazançları olmaksızın Padişah tarafından arsızca sömürülmüşlerdi. Artık yetmişti ! (Canmehmet : M.Kemal Paşa) Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmeye filan kalkışmayacaktı...” (4)

* * *

05 Temmuz 1926 tarihli The New York Times gazetesinin bir haberi :

"Türkiye’deki Yeni Kanunlar.

Temmuz ayı, Türkiye tarihi için olağanüstü önemli bir belge içeriyor. Bu, Adalet Bakanı tarafından teklif edilen 'Yeni Medeni Kanunu'nun, Başbakan İsmet Paşa’ya sunulmuş olduğu konuşmadır.  Bu, Türkçe’ye tercüme edilmiş olan İsviçre Kanunu’dur ve 1 Ekim tarihinde tam yürürlüğe girecektir. Bu, hemen hemen hiçbir değişiklik olmadan alınmış olan üç Batı Avrupa kanunundan bir tanesidir : İtalya’dan Ceza Kanunu, Almanya’dan Ticaret Kanunu ve İsviçre’den Medeni Kanun. Bu kanun Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku ve Mülkiyet Hukuku ile ilgilidir. Adalet Bakanı’nın söylediğine göre, bu kanunun seçilmesinin sebebi 'En yeni, en mükemmel ve en demokratik' (kanun) olmasıdır.

'Eğer çağdaş medeniyetin Türk halkına uymayan özellikleri varsa' diyor Adalet Bakanı, 'Bu, Türklerin yetersizliğinden değil; -bizim ortaçağ kurumlarımızdan- kaynaklanıyordur'. Yeni kanunlar, Türk liderlerini kendi geçmişlerinden kopartarak, rehber olarak Batı’ya doğru bakmaya cesaretlendiren Lozan Antlaşması’nın sonucudur.”

* * *

Mustafa Kemal Paşa’nın yapmış olduğu “Tam Bağımsızlık” tanımını aşağıda tekrar aktararak, "Milli Mücadeleye Niye Asıl Şimdi Başlayabildiğimizi" açıklayacağız.

Mustafa Kemal Paşa'nın (Haziran 1919’da, Franklin Bouillon ile yaptığı görüşme sırasında “İstiklâl-i Tam” (Tam Bağımsızlık) hakkında söyledikleri ) :

İstiklâl-i tam, bizim bugün deruhte ettiğimiz (üzerime aldığımız) vazifelerin ruh-ı aslîsidir. Bu vazife, bütün millet ve tarihe karşı deruhte edilmiştir… Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya tebaiyet yüzünden bu evsaftan (vasıflardan) mahrum kalmağa tahammül edemeyiz… İstiklâl-ı tam denildiği zaman, bittabi siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, harsî (kültürel) ve ilâ… her hususta istiklâl-i tanı ve serbesti-yi tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrumiyet (olması), millet ve memleketin, manâ-yı hakikiyesiyle bütün istiklâlinden mahrumiyeti demektir". (5)

* * *

Milli Mücadele Hangi Şartlar Altında Yapıldı ?

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasına göre Osmanlı Ordusu, silahlarını galiplere / işgalcilere teslim edecek ve askerlerini terhis edecektir. Biz, bu şartlarla Milli Mücadele’ye başladık. Ancak Milli Mücadele, İşgalci İngiliz-Fransız ve İtalyanlara karşı değil, ülkemize 1919 Mayıs’ında hiçbir gereği yokken getirilen "Taşeron Yunanlılar" ile yapılır.

Burada ilginç bir husus vardır; bu da "savaşmamız için (gerekli) silah ve diğer malzemeler"in, ülkemizdeki İşgalciler olan İngiliz, Fransız ve İtalyanlar tarafından verilmesidir.

* * *

Aradan yaklaşık elli yıl geçer ve...

Bizler, (görünürde kazanılmış olan) bir Milli Mücadele ve (görünürde Zaferle ! sonuçlanmış olan) bir Lozan Antlaşması ile 1974 yılına geliriz. Ve Ülke olarak çok acı bir olay yaşarız.

1974 yılındaki Kıbrıs savaşında kendi uçaklarımız, "Kıbrıs’a asker ve teçhizat getirdiğine inanılan Yunan gemileri" olduğu (hatalı) zannıyla, bizzat kendi gemilerimizi bombalamıştı ve bunun neticesinde, Akdeniz’in 54 denizcimize mezar olmasının acısı, halâ yüreklerimizi sızlatmaktadır.

Geminin batışı, o zaman “kuvvetlerimiz arasındaki koordinasyon eksikliğiile izah edilmişti.

...

Kocatepe’nin Türk Uçaklarınca Batırılması, 21 Temmuz 1974, Kıbrıs açıkları. 

"İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde, 1960’da resmen kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, adadaki iki etnik topluluk arasındaki ilişkileri bir sisteme bağladıysa da, Türkler ve Rumlar arasındaki sorunlar bir türlü sona ermiyordu. Her iki topluluk içinde de adanın Türkiye’ye ve Yunanistan’a bağlanması için faaliyetler sürüyor, zaman zaman da saldırılar ve katliamlar meydana geliyordu.

1963, 1964 ve 1967’de kanlı olaylar cereyan etmiş ve Türkiye 'soydaşlarını kurtarmak üzere' adaya silahlı müdahalede bulunmaya bile kalkışmıştı. 1964 olaylarından sonra, Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs’a çıkartmayı ciddi ciddi düşünmüş ama hem 5 Haziran 1964’deki ünlü 'Johnson Mektubu', hem de Türk ordusunun bu çapta bir amfibik harekâtı yürütecek olanaklara sahip olmaması üzerine, çıkartmadan vazgeçilmişti.

…20 Temmuz sabahı başlayan savaş, 21 Temmuz günü de bütün şiddetiyle sürerken, Ankara’da savaşı yönetmekte olan Genelkurmay Karargahına gelen bir istihbarata göre, Yunanistan’dan Kıbrıs’a doğru yola çıkan bir filo, adaya silah ve asker götürüyordu. Baf limanı açıklarına doğru ilerlediği bildirilen bu Yunan savaş gemilerinin durdurulması gerekiyordu...

(O dönem ABD Dışişleri Bakanı olan) Kissinger’ın anılarında aktardığına göre, Ecevit ile konuşmaları şöyle olmuştu : 

Ecevit : Yunanistan’ın ateşkes istediğinden söz ediyorsunuz ama ortada ciddi bir sorun var. Yunanistan’ın samimiyetinden ve güvenilirliğinden kuşkuluyuz. Yuannides’in şeref sözü bir oyundan ibaret. Yuannides’in sözlerinin gerisindeki oyunu şimdi anladık. Yunan bayrağı taşıyan her gemiye ateş açabileceğimizi söyleyip ,ardından da gemilerine Türk bayrağı çekiyor ! 

Kissinger : Eh, kendi gemilerinizi batırırsanız sizi hiç kimse suçlayamaz. 

Ecevit : Hayır, Dr. Kissinger, onlar bizim gemilerimiz değil. Onlar Yunan gemileri. Türk bayrağı çekmiş Yunan gemileri. 

Kissinger : Evet, sayın başbakan, Türk bayrağı taşıyan ve Türkçe konuşulan gemileri batırdığı için Türkiye’yi kimse suçlayamaz. 

...Türk savaş uçakları üç Türk gemisinin üzerinde görüldüğünde, gemidekiler bunların Türk uçakları olduğunu anladılar. Çünkü Yunan uçaklarının menzili bulundukları bölgeye kadar gelip böyle uzun uzun dolaşmalarına yetmezdi. Uçakların saldırıya geçmeye hazırlandığını gören gemiler şaşkınlık içindeydi.

Pilotlarla temas kurmaya çalıştılar. Ama tüm çabalar beyhudeydi, Türkçe konuşmaları ve kendilerini Türk gemileri olarak tanıtmalarının bir şeyi değiştirmesi mümkün değildi. Zaten pilotlara bunun bir Yunan savaş hilesi olduğu bildirilmişti. Pilotlar, kendileriyle temas kurmaya çalışan Türk gemilerinin subaylarına küfürler yağdırarak saldırıya geçtiler ve bombalarını bırakmaya başladılar.

Saldıranın Türk uçakları olduğunu bilen gemiler ateş de edemiyor, kendilerini savunamıyorlardı. Böylece Akdeniz’in ortasında kolay bir hedef haline gelen üç Türk muhripine, Türk uçakları rahat rahat bombalarını attılar. Uçakların ilk saldırısında, üç Türk muhribinden Kocatepe ağır yara aldı ve hızla batmaya başladı.

…Görevlerini başarıyla tamamladığına inanan pilotların üslerine dönerken duydukları bir telsiz anonsu gariplerine gidecekti; Baf bölgesinde Türk gemilerinin batırıldığını bildiriyordu telsiz. Ama üslerine dönene kadar ne olduğunu anlamayacaklar, ancak yere indikten sonra faciayı öğrenebileceklerdi. " (6)

* * *

2000’li yılların başında Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını yerli imkânlarla karşılanma oranı %18’dir. Günümüzde ise bu oran %70 civarına yaklaşmıştır.

Bu, açık ifadesi ile, 2000'li yıllara kadar ihtiyacımız olan tüm teknolojik araç-gereçlerin dışardan karşılanması anlamına gelmektedir.

Ancak, hem I.Dünya Savaşı’nda İngiltere’ye parasını ödediğimiz hâlde alamadığımız iki savaş gemisi, hem de bedelleri ödenmelerine rağmen Amerika’dan alınamayan F-35 uçakları şunu açıkça göstermektedir :

- Eğer ihtiyacınız olan sivil-askeri yüksek teknolojiyi, rekabet ettiğiniz devletler kadar üretemiyorsanız, sizin ekonomik-siyasal boyutta tam bağımsız olmanız sadece bir hayaldir.

Bu konuda kimse kendini aldatmamalıdır.

Peki, gerçek Milli Mücadele neden şimdi başlamaktadır ?

* * *

" Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Savunma sanayinde son 17 yılda yaptığımız hamlelerle, yerlilik ve millilik oranı yüzde 20’lerden yüzde 70’lere çıkmış durumda'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, HİSAR-A füze sisteminin mümkünse hemen Suriye sınırına yerleştirilerek, önemli bir eksiğin giderileceğini söyledi...

Türkiye'nin şu anda Suriye'de ve Libya'da doğrudan sahada mücadele veren, ayrıca Katar'dan Kosova'ya, Afganistan'dan Somali'ye kadar pek çok yerde askeri misyon görevi yürüten bir ülke olduğunu aktaran Erdoğan, 'Hamdolsun sorumluluk üstlendiğimiz, ayağımızı bastığımız hiçbir yerde mahcup olmadık. Girdiğimiz her mücadeleden alnımızın akıyla çıktık. Hedeflerimize doğru yürürken hiçbir masumun, hiçbir günahsızın zarar görmemesini sağlayarak tüm dünyaya mertlik dersi verdik. Ahlâka ve erdeme uyularak da büyük mücadelelerin verilebileceğini dost, düşman herkese gösterdik' dedi.

'Fedakârlıklarla Örülü Bir Gayretin Sonucu'

Elde edilen başarılarda, askerin yürek ve bilek gücünün yanında, savunma sanayisi teknolojilerinde gelinen noktanın da büyük katkısı bulunduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti :

'Türkiye'nin son 17 yılda savunma sanayisinde yürüttüğü kritik çalışmalar olmasaydı, bugün bırakınız sınırlarımız dışını, kendi topraklarımızda bile terör örgütleriyle mücadele edemez hale gelebilirdik. Bu başarı tablosu, çok uzun, zahmetli ve fedakârlıklarla örülü bir gayretin sonucudur. Mesela 2002 yılında sadece 62 savunma projesi yürütülürken, bugün bu sayı 700'e yaklaştı. Savunma sanayisi bütçemiz, 5,5 milyar dolardan, yaklaşık 11 katlık bir artışla 60 milyar dolarlık proje hacmine ulaştı.

...Daha önce neredeyse yok seviyesinde olan araştırma-geliştirme harcaması (da) 1,5 milyar doları buldu. Bugün dünyanın en büyük savunma şirketleri listesinde 5 firmayla temsil ediliyoruz.'

Yerlilik ve milliliğin savunma sanayisinin olmazsa olmazları arasında yer aldığını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

'... ASELSAN ve ROKETSAN tarafından tamamen milli ve yerli olarak geliştirilen HİSAR-A Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemini, çok ama çok önemli görüyorum. Bu sistem, yapılan nihai sistem testlerinde hedefi yüzde 100 başarıyla imha etti... İlk yerli ve milli havadan havaya füzemizin üretilmesi amacıyla yürüttüğümüz proje kapsamında geliştirilen, Bozdoğan görüş içi ve Gökdoğan görüş ötesi füzelerinin testleri de başarıyla gerçekleşti. Bozdoğan füzemizi inşallah en kısa sürede envantere alacağız. Bu başarı sayesinde uzun menzilli hava savunma sistemimiz Siper'in çalışmalarında da önemli ilerleme kaydettik.'

'Artık İhraç Etmenin De Gururunu Yaşıyoruz'

Yüzde 100 yerli tasarım, ilk milli savaş gemisi MİLGEM'in dördüncü korvetinin filoya katıldığını da belirten Erdoğan, 'Milli gemi savar füze sistemimiz Atmaca'yı bu gemimize entegre ederek, atışını başarıyla gerçekleştirdik. Bu gemileri artık ihraç etmenin de gururunu yaşıyoruz.' dedi.

...'İnşallah çıkarma gemimizi bu yılın sonunda Deniz Kuvvetlerimize teslim edeceğiz. Tabii yetmez. Arkasından, biz de artık böyle sadece çıkarma gemisi değil, inşallah inanıyorum ki bu tersanelerimizden biz ideal olanını, şöyle bir uçak gemisini de yapacağız. Türkiye, bu hacimde gemiye sahip sayılı ülkelerden biri olacaktır. Gölcük tersanesinde inşa etmekte olduğumuz 6 denizaltıdan ilki olan Piri Reis'i geçenlerde havuza çektik.

...Tasarımından üretimine her aşamada yerli olacak savaş uçağımızı, inşallah 2023'te hangardan çıkaracağız. Türkiye'yi F35'leri vermemekle tehdit edenlere en güzel cevabı, kendi milli savaş uçağımızla vermiş olacağız. Hem kendi sınıfının en iyisi olacak, hem de bizi, dünyada bu teknolojiyi geliştirebilen 3 ülkeden biri haline getirecek (olan) Akıncı insansız hava aracını uçurduk. Şu anda buna da sahibiz. Yüksek irtifa, ağır yüklü bomba taşıyabilen böyle bir insansız hava aracına kavuştuk. Şimdi yakında bu da hizmete alınıyor. Tamamen milli tasarım olan Gökbey helikopterimiz de test uçuşları sonrası seri üretime geçecek. Daha fazla mühimmat taşıyan son teknoloji elektronik harp ve silah sistemleriyle donatılmış, dünyada sadece iki örneği bulunan ağır sınıf taarruz helikopteri projesine de başladık.'

Tank, hafif zırhlı araç, helikopter, insansız hava aracı ve füze sistemlerinin motor ve güç aktarma sistemlerinin geliştirilip üretilmesi amacıyla projeler başlattıklarını da bildiren Erdoğan, 'Yerli savaş uçağımız dâhil tüm platform ve sistemlerimizde inşallah kendi motorumuzu kullanacağız. Şu anda bunun da çalışmasını yapıyoruz.' dedi.

...Erdoğan, sayılı ülkenin üzerinde çalıştığı elektromanyetik silahlar ve lazer silah sistemlerine ilişkin çalışmaların sürdüğünü kaydederek, şöyle konuştu :

'İlk milli lazer (olan) ARMOL'u envanterimize aldık. Kara Soj Projesi ,düşman hatlarındaki elektronik haberleşme ve radar sistemlerini köreltme anlamında önemli kabiliyetler kazandırdı. Hava Soj Projesi ile de bu alanda dünyada sayılı ülkenin sahip olduğu bir kabiliyete ulaşacağız. Çok uzun menzilde su üstü ve hava hedeflerinin tespit ve takibini gerçekleştirecek radar sistemi de yerli ve milli imkânlarla üretildi. Türkiye, artık sınırlı sayıda ülkenin sahip olduğu yüksek teknoloji radar geliştirme ve üretme yeteneğini de yakalamıştır. Burada sayamadığım yüzlerce savunma sanayi projemizle ülkemizi geleceğin tehditlerine hazırlıyoruz.' " (7)

* * *

Kendi silahlarımızı üretmeden, PKK Olayı bugün bitme noktasına gelebilir miydi ?

Veya Libya ile bir antlaşma yapabilir, Doğu Akdeniz’de petrol arayabilir miydik ?

Veya Azerbaycanlı kardeşlerimize yardım edebilir miydik ?

Daha da önemlisi, ABD, Fransa ve Rusya ile böyle konuşabilir miydik ?

* * *

Sekiz bölümlük bu dizide anlatılmak istenen şuydu :

Rekabetçileriniz, düşmanlarınız veya (geçmişteki) işgalcilerinizle bir masaya eşit şartlarda (hatta daha baskın bir güçle) oturmadığınızda, masadan hiçbir şekilde kazançlı kalkma şansınız yoktur.

Bunu kavramadığımız, kabullenmediğimiz sürece sadece kendimizi aldatırız.

SONSÖZ :

- Biz, Milli Mücadele dönemini ve Lozan Antlaşmasını (şartlarını) yeniden ve özellikle duygusallıktan uzak sorgulamalıyız. Ki, başımıza neler geldiğini doğru anlayalım ve bu şekilde geldiğimiz yeri doğru öğrenerek, kendimiz için doğru yerlere gidebilelim.

... 

www.canmehmet.com

... 

KAYNAKLAR :

(1) Murat Erten. https://dergipark.org.tr/tr/pub/flsf/issue/41871/468205

(2) Makalenin tamamı için bkz: Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, s. 57-73. İngiltere'nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları ve Rawlinson'un Rolü. Yrd. Doç. Dr. Rahmi DOĞANAY. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/20624

(3) KAZIM KARABEKİR ANLATIYOR. Uğur Mumcu, s.35 (25. Baskı, Aralık 2009, Ankara)

(4) BOZKURT. H.C. Armstrong. (Yazar, İngiliz İstihbaratında görevli olan bir subaydır. Milli Mücadele döneminde ülkemizde görevlidir)

(5) Daha fazlası ve kaynaklar için bkz : http://www.canmehmet.com/milli-mucadele-yeni-basliyor-2.html

(6) Konuyu daha detaylı olarak okumak için bkz : http://www.canmehmet.com/sayin-erdogan-halka-iktidari-ordumuza-yuksek-teknolojik-bagimsizlik-kazandirdi-3.html

(7) https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/cumhurbaskani-erdogan-savunma-sanayinde-son-17-yilda-yaptigimiz-hamlelerle-yerlilik-ve-millilik-orani-yuzde-20lerden-yuzde-70lere-cikmis-durumda

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Canmehmet Bey...Yorumunuz başlarken söylediğiniz sözlerin başka türlüsünü, özellikle 'tarihle' ilgili bloglarımda ben de yazarım. Şöyle: "DÜNÜ BİLMEZSENİZ;BUGÜNÜ ANLAYAMAZSINIZ...BUGÜNÜ ANLAYAMAZSANIZ DA; YARIN HAKKINDA ÖNGÖRÜLERDE BULUNAMAZSINIZ...Selamlar.

cdenizkent 
 08.10.2020 10:24
Cevap :
Değerli cdenizkent, Tarih boyunca devletlerin politikalarını gerçekleştirmede kullandıkları asli unsur “Güç” tür. Bu manada geleceği planlayan devletler; amaçları paralelinde, ekonomik, siyasal ve güncel askeri-sivil teknoloji boyutunda güç olmalıdır. Biz, girmememiz gereken I.Dünya Savaşı’nın içine (bir oyunla) çekildik ve savaşı kaybedince de bize “güç” sağlayan (maddi-manevi) tüm değerlerimizden soyulduk. Aradan geçen seksen yılda da (kurulan çarpık düzen sonunda) sömürge ekonomisi ile yerimizde saydık. Büyümek-sanayileşmek için borçlanmak; borçlanmak için yüksek faiz ödemek zorundayız. Ne kadar büyürsek o kadar borçlanıyor; ne kadar borçlanırsak o kadar yüksek faiz ödüyoruz. Bu da “Modern ekonomik sömürge!” tipidir. (Erbakan'ın öğrencisi) Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sistemi; faizciler de Erdoğan’ı yıkmak istemektedir. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh!” dedik, Irak-Suriye-Libya’yı bıraktık. Peki, İngiltere-Fransa-Amerika’nın bölgede ne işi var? Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.   09.10.2020 19:37
 

Ben şu kısa kuşku ile katkı sunayım Mehmet bey: "istiklal-i tam" bu olduysa, 'istiklâl-i yarım' nasıl olurdu acaba?? Ellerinize sağlık...Evet, Milli Mücadele yeni(den) başlıyor! Allah yardımcımız olsun...Selamlarimla

ali açıköz 
 07.10.2020 15:14
Cevap :
Değerli Ali Bey, Bir düşünür: “Güçlü devletler dilediklerini yapar, zayıf devletler ise kabul etmeye mecbur kaldıklarına boyun eğerler.” Der. Lozan’da böyle olmuştur. Biz, kaybettiğimiz bir savaşta, nerede hata yaptık; bir daha hata yapmamak için nelere dikkat etmemiz gerektiğini araştıracağımıza: Sanki I.Dünya Savaşı ile, bir Cihan İmparatorluğunu, tüm değerleri ile kaybetmemişiz gibi yenilgimizden hala (hayali) zaferler çıkarmak peşindeyiz. Hal böyle olunca sıkıştırıldığımız yerden çıkamıyoruz. Geçmişi geri getiremez, kayıplarımızı da geri alamayız, ancak, sistemli, bilinçli ve iyi belirlenmiş bir hedefe doğru çok çalışarak ilerlersek; dün yaptığımız hataların bize kattığı zenginliklerle birlikte daha iyi yerlere gidebiliriz. Bunun için geldiğimiz yeri (Tarihimizi) iyi öğrenmek çok önemlidir. Neticesi ile, güçlü ekonomi ve “Tam Bağımsızlık”; rekabetçi devletlerimiz kadar, yüksek teknoloji üretiminde başarılı olmamız halinde mümkündür. Teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.   08.10.2020 12:02
 

Merhaba Canmehmet Bey...Başladığını söylediğiniz ve "geriye dönüşlerle" anlattığınız bu "Milli Mücadele"nin elbette bir sonucu olacaktır. Ben, bu sonucun "Lozan Antlaşması"nda olduğu gibi, "istediğimizle" değil, ancak "verilenle" yetindiğimiz gibi biteceğini düşünmüyorum...Nasıl biteceği konusundaki görüşüm, şimdilik bende kalsın...Selamlar.

cdenizkent 
 07.10.2020 8:24
Cevap :
Değerli cdenizkent, Çinliler: “Geçmişinizi bilmek istiyorsanız, bugünkü şartlarınıza bakın. Eğer geleceğinizi görmek istiyorsanız, bugünkü yaptıklarınıza bakın.” Der. Geçmişimizden bugüne baktığımızda: I.Dünya Savaşı’nda karşımızda kim varsa bugün de onları görmekteyiz. Bugünün şartlarına baktığımızda ise: Kendine yetecek bir Türkiye’nin hazırlığı-çalışmaları vardır. Bu hazırlıklar elbette ülkemizin ekonomisi ve askeri güçleri arasında bir denge kurabildiği oranda sürdürülebilir olacaktır. ABD-Avrupa; kaybettikleri sömürgeler, yaşlanan nüfuslar ve kaybettikleri Pazarlar nedeniyle ekonomik boyutta inişe geçmişlerdir. Netice itibariyle, uluslararası güç zaten her yüzyılda bir el değiştirmekte ve hazır olan bu bayrağı teslim almaktadır. İçinde bulunduğumuz süreçte Yeni Bir Dünya Düzeni kurulmakta ve Türkiye de hazırlığı ölçüsünde bu düzende bir yere oturacaktır. Peki, bu yer neresi olacaktır? Bunu Çin deyişi ile cevaplandıralım; "Risk=Kazanç." Teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.   07.10.2020 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1100
Toplam yorum
: 2703
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster