Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
477
 

Milli Mücadele gerçeği; “Araplar bizi arkadan vurdular!” İddiası görüleceği gibi boştur. (2)

Milli Mücadele gerçeği; “Araplar bizi arkadan vurdular!” İddiası görüleceği gibi boştur. (2)
 

Tarih, bir Deniz misalidir, zamanı geldiğinde içerisindekileri sahile getirir.


Milli Mücadele’de bir başarı elde edilmişse bu sadece Türkler, Kürtler, Araplar’a değil, tüm İslam Âlemi’ne aittir. Bu gerçeğin üzeri, başarıyı, “Tek kişi”ye indirgemek amacı ile olsa gerek, örtülmüş ve zaman içerisinde unutturularak, bu uğurda; can, kan ve mal vermiş nice Müslümanlar küstürülmekle kalmamış, yaşadıkları büyük hayal kırıklığı ile, İslam Alemi'ni Türklerden uzaklaştırmış ve Türkler uzun süreli bir yalnızlığa itilmiştir.

...

Araplar ve İhanet eden (Haşimi Aşireti lideri) Mekke Şerifi Hüseyin'de gerçek nedir?

Arap Nüfusu Ortadoğu’da, 260 milyon, “İhanet ettiler!” denilen Mekke Şerifi’nin (Haşimi) Aşireti kaç bin kişidir?

“Araplar Osmanlıya ihanet etti!” iddiasının arkasını tarihimizde dolduracak (bilinen) bir olay yoktur.

Şimdi bu çok maksatlı ve hala kasıtlı olarak (kimi) iç-dış medyada 7/24 işlenen iddia, tüm boyutları ve mümkün olduğu ölçüde çeşitli kaynaklardan farklı görüşlerle ortaya konulmaya çalışılacak, karar her zaman olduğu gibi okuyanlara ve basiretlerine bırakılacaktır.

...

Araplar Osmanlı’ya ihanet etti mi?

-Bu iddia ile;“260 milyonluk tahmini nüfusu ile Orta Doğu'nun en kalabalık (Arap) halkına, Akdeniz'in güneyinde Afrika'da Büyük Sahra ve Sudan'a, doğusunda Irak'a ve Arap Yarımadası'na kadar uzanan bir coğrafyada yaşayanlara netice de Tüm Araplara (hatta tüm İslam Âlemi’ni de suçlayarak) bir bütüne maletmek ne kadar doğrudur?

Bunlarla beraber;

-İttihat Terakki Cemiyeti’nin, (Bünyesinde onlarca farklı topluluğu barındıran bir İmparatorluk’ta)  “Türkçülük”, (*) Türk Milliyetçiliği anlayışını uygulamaya koymaları ve bunun (Diğer toplumlarda da “Milliyetçilik anlayışı”nı körüklemesi ile) ters tepmesini;

-İttihatçı Hükümet’in, (Cemal Paşa’nın), Arap Aydınlarına olan katı (Arap aydınlarını Suriye ve Lübnan meydanlarında astırması vb) davranışlarını,

-İttihatçıların, I.ci Dünya Savaşı’na Almanların yanında (zorlama ve oyunlarla) girmelerini ve “Cihat ilanı”nın, Bir Hristiyan Devleti’nin ( Almanların) lehine olduğunu (hatta Halifenin İttihatçıların esiri olduğu) propagandaları ile İslam Alemi’nin kafasının karıştırılmasını da dikkate almadan, (Ve o günün iddiası ilginçtir; Son Sultan Vahdettin ve Son Halife Abdülmecid yurt dışına sürgün edilerek doğrulanmıştır.)

-İngiltere’nin, “Mekke Emiri Hüseyin bin Ali'nin önderliğinde Vahhabi Arapları kışkırtmaları ile ayaklandırmasını, “Arabistanlı Lawrence” gibi İngiliz casuslarının oya gibi işlenmiş planlarını, İttihat ve Terakki'nin deneyimsizliklerinden kaynaklanan hatalı yönetim anlayışlarını,

-“Vahhabi Mezhebi’nin Osmanlı ile olan geçmişleri ve sürtüşmeleri” de dikkate alındığında ve bu iddiayı, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde hatta günümüzde de devam ettirilmesinin “bir amaca yönelik!” olduğuna dair “güçlü işaretler” ile birlikte görmek ve değerlendirmek herhalde yanlış olmayacaktır.

...

Ve uluslararası kabule dayalı bir tarihi belge;

-“...30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti gücünü kaybetti; böylece (İhanet eden Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu) Emîr Faysal’a karşı bölgede İtilâf devletlerinden başka muhatap kalmadı. Faysal, Fransa’nın muhalefetine rağmen İngiltere’nin desteğiyle Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’na katıldı. Fakat kendisi Araplar adına katıldığını belirterek onların bir bütün halinde istiklâlini savunduysa da sadece Hicaz temsilcisi olarak kabul edildi.. "(daha fazlası için bakınız; http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/hasimiler/)

...

-Yukarıda, Uluslararası toplantıda belirtildiği gibi, (Mekke şerifi Hüseyin’in oğlu) Emir Faysal’ın,  Arapların değil, Sedece “Hicaz Temsilcisi” olduğuna işaret edilmiştir.

- Neticede, 260 Milyonluk bir Nüfusa ait (Mekke’yi de kapsayan geniş bölgedeki çok sayıda Arap Aşiretlerinin içerisinde belki de sadece Haşimi’lerin (**) (Aşiret) lideri ve Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizlerin tertibi ile yaptığı ihaneti, Tüm İslam Alemi’ne özellikle de Araplara mal etmek bir boş iddia değil midir?

 

Devam edecek;

-Şimdi yukarıda sayılan olayları ve arka planını anlamak için biraz açalım;

 

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklamalar;

(*) Türkçülük, Turancılık, Pan-Türkizm, Türk halklarının özgürlüğünü ve birliğini savunan kültürel, ilmî, felsefî ve siyasî görüş. Turancılık ise tüm Ural-Altay kavimlerinin kültürel, toplumsal ve siyasi birliğini savunan görüştür. (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BCk)

(**) Haşimiler; Hz. Hasan’ın soyundan gelen Mekke emîrleriyle Hicaz, Suriye, Irak ve Ürdün krallık aileleri. X. yüzyıldan XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar (1924) Mekke’nin yönetimini elinde bulunduran emîrlerle I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir müddet Hicaz, Suriye, Irak ve halen Ürdün’de hüküm süren kralların mensup olduğu ailenin adıdır. Bu ülkelerdeki devletler Hâşimî Krallığı adıyla tanınmıştır. Aile adını Hz. Peygamber’in büyük dedesi Hâşim b. Abdümenâf’a nisbetle almıştır. Resûl-i Ekrem’in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soylarından gelen şerif ve seyyidlerin Hicaz’da eskiden beri büyük nüfuzları bulunuyordu ve Mekke’nin idaresi bazı fâsılalarla da olsa uzun süre onların yönetiminde kalmıştı. Nihayet Hz. Hasan’ın soyundan gelen sülâle, 916-950 yılları arasında Karmatîler’in sürdürdükleri baskınlar ve sonunda Mekke’yi istilâları ile ortaya çıkan krizden faydalanarak gücünü arttırdı ve onların bölgeden çekilmeleriyle burayı idaresi altına aldı..

... 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti gücünü kaybetti; böylece Emîr Faysal’a karşı bölgede İtilâf devletlerinden başka muhatap kalmadı. Faysal, Fransa’nın muhalefetine rağmen İngiltere’nin desteğiyle Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’na katıldı. Fakat kendisi Araplar adına katıldığını belirterek onların bir bütün halinde istiklâlini savunduysa da sadece Hicaz temsilcisi olarak kabul edildi. Paris Barış Konferansı’ndan Suriye’nin geleceği hakkında sağlıklı bir karar çıkmadığı gibi İngiltere ile Fransa da karşı karşıya geldi. İki devletin yaptığı çetin müzakereler neticesinde Suriye Fransa’ya bırakıldı. Emîr Faysal Ocak 1920 ortalarında Suriye’ye döndü ve aynı yılın mart ayında toplanan eşraf kongresinde Filistin ve Lübnan’ı da içine almak suretiyle “büyük Suriye kralı” ilân edildi. Ancak bu durum, 1920 Nisanında toplanan San-Remo Konferansı’nda reddedilerek daha önce yapılan gizli anlaşmalar gereği Suriye ve Lübnan Fransız mandasına bırakıldı. İki taraf arasında 24 Temmuz’da cereyan eden Meyselûn Savaşı’nın ardından Fransızlar Şam’ı işgal edip Suriye’deki Hâşimî krallığına son verdiler.”
Daha fazlası için bakınız; http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/hasimiler/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Canmehmet Bey...Osmanlı'dan sonra, Atatürk'ün deyişi ile, "Yeni Türkiye"nin, idari ve sosyal yapısını, Amerika ve İngiltere belirlemiştir. Lozan'da, bizim istediklerimiz değil de, onların lütfettikleri kadarını aldık. İstanbul üzerinde bile tam kontrolü sağlayamadık...Resmi bir kurumda çalışırken yazdığım bir kitap için, R. Selahi Sonyel'in "Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Cilt-2" kitabından yaptığım alıntıları kullanamadım...İnsanımız, gerçek tarihimiz ve kültürümüz konusunda hep uyutulmuştur. Şimdi, yanaklarına tokat vurarak uyandırmaya çalışıyoruz ama, "ne oluyor yaa! Niye uyandırıyorsun, daha uykuma doymadım" diyerek bize kızıyorlar...Selamlar.

cdenizkent 
 19.11.2014 15:29
Cevap :
Değerli cdenizkent, Konuya ilginize ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Türkiye'de okur-yazar olan herkes şu soruyu muhatabına sormalıdır; "Cumhuriyet", denildiği gibi "Temsili Demokrasi" ise, neden halkın onayı ile işbaşına gelen siyasi partiler, programlarını uygalamaya kalktıklarında (çeşitli güçlerce) tehdit edilmekte; bir siyaset adamı olan Mustafa Kemal Paşa'nın uygulamalarının eleştirisi yasalarla yasaklanmaktadır? Bu sayılanlarla biz, meseleleri "ama"sız sorgulamadan nasıl bilgi toplumu olabilecek, nasıl düşünürlerimizin sayısını artıracağız? Bir taraftan, çağdaş-modern Batılı anlayışı kutsuyor, diğer taraftan bunların olmazsa olmazı, düşünce-ifade hürriyeti'ni geliştirmiyor, önündeki engellerin kalkması için çaba harcamıyoruz? Neticede gelişmişlik, sorgulamak, eleştirmekten geçmektedir. Burada, her ne kadar çok dikkat çekmesede, yazılanların kamuoyunca değerlendirildiğinden boşa gitmediğini; her okur'un, yazmasının da gerekliliğini tekrar belirtilmiş olalım. Sağlıcakla kalınız.   20.11.2014 12:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1076
Toplam yorum
: 2683
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1708
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster