Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
15182
 

Milli Mücadele Kahramanı Kara Fatma

Milli Mücadele Kahramanı Kara Fatma
 

Kara Fatma


Milli mücadele ve değişik savaşlarda kahramanlıklar yapmış kadın kahramanlarımız vardır. Kaç tanemiz bu kadın kahramanları tanıyoruz? Onların neler yaşadıklarını biliyormuyuz? Nene Hatunu, Kara Fatma'yı, Tayyar Kadını, Emire Ayşe Aliye'yi biliyor muyuz?

Bunlardan biri olan Kara Fatma'yı sizlere aktarmaya, tanıştırmaya çalışacağım.

Kara Fatma lâkabıyla tanınan Fatma Seher Hanım, 1888 yılında Erzurum'da doğmuştur. Babasının adı Yusuf Ağa, kocasının adı ise Derviş Bey'dir. Kocası da asker (Binbaşı) olan Fatma Seher Hanım, Edirne'de görev yapan eşiyle birlikte Balkan Harbi'nde yer almıştır. Daha sonra ise kendi ailesinden 10'a yakın kadını örgütleyerek 1.Dünya Savaşı'na katılmıştır. Mondros Mütarekesi'nden sonra ise eşi Derviş Bey'in vefat haberini almış ve Erzurum'a dönmüştür.

Erzurum'da bir süre kalan Fatma Seher Hanım, Sivas Kongresi'nde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için Sivas'a gitmiş, kendisinden Milli Mücadele'ye katılmak için görev istemiştir. (Fatma Seher Hanım, bu dönemle ilgili anılarını 1944 yılında yapılan bir röportajda şu şekilde anlatmaktadır:

"Atatürk'ün Sivas'ta faaliyete geçtiğini haber aldığım dakikadan itibaren duyduğun sevinci tariften acizim ve ilk işim kısa bir hazırlıktan sonra Sivas'a müteveccihen hareket etmeyi kararlaştırdım; hemen yola çıktım ve Gülcemal Vapuru'yla Samsun'a, oradan da Sivas'a vardım.

Mustafa Kemal'in huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafete girerek üç günlük bir mücadeleden sonra, devamlı bir takibin neticesi olarak, Sivas'ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı, yüzümde peçe ile kapalı idi. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince, ilk defa sert bir lisan kullanarak, "Ne görüşeceksin?" mukabelesinde bulundular. Kalbimdeki vatan aşkı bu sert muameleye galip gelerek derhal peçemi kaldırdım ve İstanbul'dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldiğimi, maruzatımın bir dakika için dinlenmesini rica ettim. Bunun üzerine pek yakında bulunan bir lokantaya beni kabul ettiler.

Mustafa kemal bu görüşme sırasında ona adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip-bilmediğini, savaştan korkup-korkmadığını sormuştur. Kara Fatma'nın verdiği cevaplar Mustafa Kemal'i memnun etmiş, "Kara Fatma, bütün kadınlar keşke senin gibi olsaydı" demiştir. Bu olaydan sonra Fatma Seher Hanım'ın adı "Kara Fatma" olarak kalmıştır.

Daha sonra ise Mustafa Kemal eline aldığı kâğıda bazı notlar yazarak Kara Fatma'ya vermiş "Haydi göreyim seni, verdiğim talimatı unutma, bir an evvel İstanbul'a git, hazırlan ve işe başla" demiştir (Tansel, 2001, s.41). Fatma Seher Hanım, Mustafa Kemal'in bu isteği üzerine Sivas'tan hemen İstanbul'a geçmiştir.

Bir süre sonra İzmit'in işgal edildiğini duyan Kara Fatma, Topkapılı Pire Mehmet, Laz Tahsin, kardeşi Süleyman ve oğlu Seyfeddin'nle birlikte bir çete kurarak, trenle gizlice İzmit'e geçmiştir. Bahçecik ve Servetiye yoluyla Paşaköyü'ne geçen Kara Fatma ve adamları burada karargâh kurmuşlardır. Bu bölgede kısa sürede teşkilatlanmalarını tamamlayan Kara Fatma çetesi, çevredeki Türk köylüleriyle birlikte Yunanlılara karşı uzun süre mücadele etmişlerdir. (Özellikle, Bahçecik, Yeniköy, Değirmendere, Servetiye, Kaynarca ve Fındık Tepe civarında faaliyet gösteren Rum ve Ermeni çetecilere karşı, büyük bir başarı kazanmışlardır.)

İzmit, Kara Fatma gibi cesur yürekli insanlarımızın üstün gayretleriyle, 28 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Kara Fatma ve ailesi, İzmit'in kurtarılmasından sonra bir süre daha bu bölgede kalmışlardır.

Balkan, Sakarya, Başkomutanlık Muharebeleri'ne de katılarak Üsteğmenlik rütbesine kadar yükselmiş olan Kara Fatma, 1955 yılında İstanbul'da vefat etmiştir.

Kara Fatma'nın İzmit'teki Faaliyetleri

30 Ekim 1919'da yürürlüğe giren Mondros Mütarekesi'nden sonra, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul işgal edildi.

İngilizlerden oluşan emperyalist güçler, İstanbul'un işgalinden sonra İzmit Körfezi'ne yönelerek, bu bölgeyi de kontrol altına aldılar. Bu durum sonucu İzmit yöresindeki ortam iyice gerginleşti. Bölgede yaşayan bazı gurupların, Türkler aleyhine çeşitli faaliyetlere giriştiği görülmeye başlandı. Özellikle Rum ve Ermeni nüfusun yoğun olduğu bazı bölgelerde, İşgal güçlerinden güç alınarak çeşitli çeteler oluşturuldu. (Oluşturulan çetelerden bazıları: Yeniköylü Deli Yani ve Çetesi, Kocabaş Hıristo, Barbar Yani, Deli Hıristo, Çakır Yorgi, İzmit Mihaliç Köyü'nde Kostantin Çetesi, Deli Petro Çetesi, Köse Dimitri Çetesi, Pandeli Çetesi, Yuvacık'tan Vahan Çetesi, Donik Çetesi, Karamürsel'de Artrınik Çetesi, Darıca'da İstel Çetesi)

Ermeni ve Rumların kurduğu bu çeteler bir süre sonra, askeri güçlere saldırmaya, çevredeki Türk köylerini basarak evleri yakmaya, burada yaşayan insanlara zulmetmeye başladılar.

İzmit'te bu üzücü olayların yaşandığı dönemde, Kara Fatma İstanbul'da bulunuyordu. Durumun her geçen gün daha kötüye gittiğini gören Kara Fatma, kardeşi Süleyman'ı, kızı Fatma'yı ve arkadaşlarını alarak İzmit'e geçmeyi planladı. Muhacir kılığına giren Kara Fatma ve arkadaşları tirenle İzmit'e geldi. Buradan Bahçecik-Servetiye yoluyla Paşaköy'e geçerek karargâhını kurdu. Bölgedeki teşkilatlanma çalışmalarını hızlandıran Kara Fatma ve arkadaşları, bir yandan da çevredeki çetelerle mücadele etti.

İşgal dönemin de yayınlanmış olan bazı gazeteler, Kara Fatma'nın İzmit'teki faaliyetleriyle ilgili önemli bilgiler vermektedir. Özellikle İstikbal ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde Kara Fatma ile ilgili çeşitli haberlere rastlanılmaktadır. Mesela İstikbal Gazetesi muhabiri, Kara Fatma ile 1922 yılında görüşmüş, bu görüşme sırasında edindiği izlenimlere köşesinde şu şekilde yer verilmiştir:

"...Bir gün İzmit civarında Davulcular Ormanı'ndan Arpalık Köyü'ne doğru yorgun argın beş kişi iniyordu. Bunlardan üçü erkek, biri küçük bir kızdı. Köye indikleri zaman, köylüler bu garipleri biraz tuhaf karşıladılar. Garipler Karamürsel Muhacirlerinden olduklarını söylüyorlar, iş arıyorlardı. Uzun pazarlıklardan sonra dört çoban, Kasım'a kadar yirmi liraya çalışmaya razı oldular. Ertesi gün, yamaçlara doğru sığırları süren dört çoban gayet neşeli idiler. Üç-dört gün sonra, dört çoban sığırları Gülbahçe Deresi'nin etrafındaki yamaçlara salmışlar, oturuyorlardı. Bu sırada uzaktan iki silahlı belirdi. Az sonra yanlarına geldiler. Bunlar Gülbahçe, Orhaniye, Arpalık, Mecidiye köylerindeki Ermeni Jandarmalarındandı. Dört fakir çobana şüphe ile baktılar; onlara kim olduklarını sordular. 'Arpalık'ın çobanlarıyız' cevabı şüphelerini izale edemedi. O akşam Arpalık Ormanı'na doğru dört çoban ellerinde iki tüfekle dönüyorlardı. Bunlar Kara Fatma ile oğlu Seyfeddin ve iki kardeşi idi.

Ertesi gün, kaç zamandır Davulcular Ormanı'nda gizlenmiş olan yüzeli kişilik çetesinin başına geçen Kara Fatma, Gülbahçe, Orhaniye, Arpalık, Mecidiye köylerinin imam ve muhtarlarını ormana çağrttırdı, onlara; "Ben Kara Fatma'yım, Ermeni jandarmalarının sizden her ay aldıkları iki yüzer lirayı bundan sonra vermeyeceksiniz. Sizin ırzınızı, namusunuzu ben bekleyeceğim" dedi.

Köylüler memnun döndüler. Kara Fatma artık kendini meydana vurmuştu. Bir taraftan Sapanca havalisindeki (...) Bey vasıtasıyla silah satın alıyor, bir taraftan civar köylerden gelen delikanlıları çetesine yazıyordu. Az zamanda mevcudu 480 kişiyi bulmuştu" (Tansel, 2001, s.43).

Tevhid-i Efkar Gazetesi muhabiri de Kara Fatma ile görüşmüş (1922), yapılan bu görüşme sonrasında şu bilgileri aktarmıştır:

"Fatma Seher Hanım, çeşitli muharebelerde erkeklerden daha büyük hizmetler ifa etmiş, düşman karşısında bir dişi arsan gibi çarpışmıştır.

Onu geçen kış İzmit'te gördüm. Ne olursa olsun böyle pür silah omuzdan aşağı fişeklere sarılı, belinde uzun kaması ve tabancasıyla bir Anadolulu kadın. İlk defa görünce insana önce derin bir hayret hissi geliyor, sonra bu hayret yavaş yavaş bir kahraman karşısında duyulan hürmet ve tazim hislerine karışıyor ve insan ne büyük bir milletin evladı olduğunu o zaman anlıyor, gurur ve iftihar duyuyor"

Kara Fatma ve Çocukları: Kızı Fatma, Oğlu Seyfeddin

Kara Fatma İzmit'te savaşmaya başladığı zaman kızı Fatma, oğlu Seyfeddin ve iki kardeşi yanında idi. Özellikle kızı Fatma ve oğlu Seyfeddin'in İzmit'te Rum çetecilere karşı verilen mücadelede önemli gayretleri vardır. Hatta kızı Fatma, bir mücadele sırasında koluna isabet eden şarapnel nedeniyle sağ elini kaybetmiştir.

Fatma Seher Hanım çocuklarıyla ilgili şu bilgileri vermektedir.

"- Bu kız da deli midir, nedir bilmem şimdiye kadar yanımdan hiç ayrılmadı. Onu ekseriya İzmit'te bırakıyordum, fakat durmuyor, neferlerin peşine takılarak tâ siperlere kadar geliyordu. Kaç defa harb ederken bana ve askerlerime mataralarla su taşımıştır. Bu çarpışmada zavallı kız sağ elini kaybetti. Şimdi İzmit'tedir"diyor.

Fatma Hanım bu defa izinli olarak Ankara'ya geldiğinde kızı bir mektup yazdırarak ona göndermiş, mektubunda kendisinden küçük bir tabanca isteyerek, "Sağ elim yok ama sol elle pek güzel atıyorum anne!" diye yazmış. İzmit'te, Yakın Şark Yardım Heyeti Reisi bir gün kendisinden bir fotoğrafını çıkarmaları için müsaade talep etmiş. Fatma Hanım da müsaade etmiş. Fotoğrafı alındıktan sonra Amerikalı kendisinden bu hediyesine mukabil ne hediye edilirse memnun olacağını sormuş. Fatma Hanım,

"-Hani onbeşli İngiliz filintaları vardır" demiş. "Onlardan bulamadım, hediye edersiniz, nihayetsiz derecede makbule geçer."Amerikalı; yüzük, bilezik, küpe yerine silaha, bombaya meyli olan bu kadının karşısında cidden hayrette kalmış. Ancak, o silahtan bulamayıp, iki tane saplı Ingiliz bombası hediye etmiştir.

myolcu@ttmail.com

Berati Kolci bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 156
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 889
Kayıt tarihi
: 26.06.09
 
 

1953 Yılı Çorum iskilip doğumluyum.  inşaat mühendisiyim Ankara'da ikamet ediyorum Ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster