Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
38
 

Milli Mücadele Yeni Başlıyor-4

Hesap sorma sırası Türkleri mi geçti ? Yunan İşgali ve Lozan Antlaşması, bir mizansen miydi ? (*) Yaşananlar, belgeler ışığında dikkatlice değerlendirildiğinde, ortaya böyle bir ihtimal çıkmaktadır.

* * *

"...(ABD Başkanı) Wilson'un yakın müşaviri (olan) House, Ağustos 1917'de Wilson'a : 'Türkiye, Boğazların milletler arası bir kontrola tabi olmasını tensip (kabul) ederse, müstakil kalabileceğini ve bu suretle itilaf devletlerinin onu taksim etmek kararının da önleneceğini' söylemişti.

Buna göre, Boğazlar'daki Türk hükümranlığı ortadan kalkacak idi ki, Wilson tarafından benimsenmiş bu fikrin de prensiplerinde yer almış olduğunu biliyoruz…" (1)

...

“…Wilson'a göre bu milletler arası idare, dünya barışına hizmet için yapılacaktır. Yani Boğazlar ve İstanbul’dan dolayı büyük devletler arasındaki mücadele ortadan kalkacaktır…” (2)

...

Bu iki açıklamadan sonra, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nın Boğazlar ile ilgili şartlarına ve 15 Mayıs 1919 tarihli Yunan İşgaline gidiyoruz.

* * *

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’ndaki “Boğazlar Sözleşmesi” :

“...Türkiye Cumhuriyeti, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Romanya, Rusya, Yunanistan ve Sırp-Sloven (Yugoslavya) Devleti arasında imzalanmıştır. Anılan Sözleşme ile Boğazlar bölgesinde, barış zamanında, ticaret gemisi ve uçaklar için geçiş serbestliği ilkesi kabul edilirken, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri tonajına sınır konmuş savaş zamanında ise, ticaret gemisi ve... tonajına bakılmaksızın savaş gemilerine geçiş hakkı sağlanmıştır.

Bu geçiş güvenliğinin sağlanması için Boğazlar’ın her iki kıyısı, 20 km uzaklıktan geçen çizgiye kadar ve Marmara Denizi’ndeki adalar ile Çanakkale Boğazı’na ulaşan deniz yollarını kontrol eden ve Boğazönü Adaları olarak adlandırılan Semadirek, Limni, İmroz (Gökçeada) ve Tavşan Adaları askersiz hale getirilmiş, bu bölgelerde tahkimat yapmak ve asker bulundurmak yasaklanmıştır.

Buna karşılık, bu bölgenin güvenliği Milletler Cemiyeti’nin garantisi altına konulmuştur. Ayrıca, bu statünün yürütülmesinin kontrolü için, bir Türk temsilci başkanlığında, sözleşmede imzası bulunan devletlerin temsilcilerinden oluşan bir 'Boğazlar Komisyonu' kurulmuştur...

Ancak, Boğazlar Sözleşmesi’nin rahatsız edici iki olumsuz yönü vardı.

Birinci olumsuz yönü :

- Boğazlar’ın askerden arındırılıyor olmasıydı.

İkinci olumsuz yönü :

- Boğazlar’dan geçecek savaş gemilerinin ve uçakların denetimini yapacak (olan) Boğazlar Komisyonu kurulmasıydı.

Türkiye’nin Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde egemenliğini kısıtlayan bu hükümleri istemeyerek de olsa kabul etmesinin nedeni, Konferansı bir an önce barışla sonuçlandırma isteğinin yanı sıra, Milletler Cemiyeti çerçevesinde oluşturulan kolektif güvenlik sisteminin işleyeceğine ve uluslararası düzeyde silahsızlanmanın gerçekleşeceğine inanmış olmasıydı..” (3)

* * *

Bu noktada İngilizler/Galipler, Boğazlar ve Süveyş Kanalı hakkında bir not düşülmelidir.

Kaynak: 17 Ekim 1929, Cumhuriyet Gazetesi

"İngiliz filosu ve amiralin ziyareti… Daily Telegraf gazetesi, şu makaleyi yayınladı : ‘… 1841’deki antlaşma gereğince, boğazlar tüm yabancı devlet savaş gemilerine kapatıldığından, 1918 senesi anlaşmasına kadar çanakkale boğazından ingiliz savaş gemileri geçmemişti... bunu hatırlatmaktaki amacımız, 19.yüzyılda avrupanın başına kabus gibi çöken doğu meselesinin, artık büyük kısmının halledilmiş olduğuna işaret etmektir. Boğazlar bölgesinin tamamı lozan antlaşması ile tarafsızlaştırılmıştı. Buradan geçen deniz yolu, süveyş kanalı gibi bütün gemiler için serbesttir... "

Kaynak: 20 ağustos 1929, Cumhuriyet Gazetesi

“Sunday Times gazetesi, İngiltere’nin Mısır’da sadece bir alay süvari bulunduracağını yazmaktadır. Süveyş kanalının korunması, merkez kıtalarına bağlı 4.000 kişilik bir kuvvet tarafından sağlanacaktır.”

Bu iki alıntıdan anladığımız:

İngilizlerin (Galiplerin), Süveyş ve bizim Boğazları, eş zamanlı olarak kontrollerine aldıkları ve “tarafsızlaştırdıkları!” dır.

* * *

Bu noktada Yunan İşgali'ne geçmeden önce bir konuya açıklık getirilmelidir.

I.Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914 – 11 Kasım 1918 tarihleri arasında yaşanmıştır.

İngiltere Başbakan Lloyd George, 5 Ocak 1918’deki, İşçi Sendikaları Kongresi'nde bir açıklama yapmıştır (bu tarihte, I.Dünya Savaşı'nın resmi olarak bitmesine daha 10 ay vardır) :

Türkiye’yi başkentinden veya ırkça hakim unsuru Türk olan Küçük Asya ve Trakya’nın verimli topraklarından mahrum etmek için savaşmıyoruz. Biz, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki deniz trafiği uluslararasılaşmış ve yansızlaşmış olmak kaydıyla, başkenti İstanbul ile birlikte Türk ırkının anayurdunda Türk devletinin varlığını sürdürmesine karşı değiliz” 

...

Bu açıklamadan üç gün sonra, konu ile ilgili bir açıklama da Amerika’da yapılır.

Tarih : 8 Ocak 1918. ABD Başkanı Wilson (Wilson ilkeleri 12.madde)

Osmanlı Devleti’nin Türk olan kısımlarında egemenliği sağlanacak, Türk olmayan milletlere kendi geleceklerini tayin hakkı tanınacak, Boğazlar uluslararası trafiğe açık olacak ve uluslararası denetim altında tutulacak” (4) demiştir.

...

Yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü üzere;

Wilson’ın yakın müşaviri olan House, (Lozan’ın imzalanmasından altı -6- yıl önce) 1917’de, ABD Başkanı'na ne demiştir :

Türkiye, Boğazların milletler arası bir kontrola tabi olmasını tensip (kabul) ederse müstakil kalabilecek, bu suretle itilaf devletlerinin onu taksim etmek kararını da önlenecektir“ !

...

Örtülü olarak söylenenlerin arka planında ne vardır ?

“Osmanlı Devleti parçalanacak ve Türkler Anadolu Çanağı'na sıkıştırılacak, Boğazların yönetimi ellerinden alınacaktır. (Batı Trakya, Musul-Kerkük, Yakın Adalar, Suriye, Filistin, Lübnan ile Mısır, Libya, Sudan vb. üzerindeki hukuki hakları da kalmayacaktır.)

Özetle : Lozan’da alınan kararlar, bu tarihten 6 yıl evvel Amerikalı Müşavir’in, ABD Başkanı'na ilettiği doğrultudadır.

...

Soru : İşgalciler, istediklerini (aslında önceden düşündüklerini) Lozan’da aldıklarına göre... Yunanlılar ülkemize neden getirildi ? Biz Yunanlılarla ne için savaştırıldık ? 

1921’de Suriye’yi Fransızlara; 1926'da da Musul-Kerkük Petrolleri'ni İngilizlere neyin bedeli olarak verdik ? “Tam Bağımsızlık” derken, Boğazlar Sözleşmesi “Tam Bağımsızlık” içinde ne anlama gelmektedir ?

Ve...

“Kanal İstanbul” da ister istemez,

Lozan’ı ve bağlantılı olarak 20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni akla getirmektedir. Adaları ve Doğu Akdeniz meselesini de...

...

Görünen o ki, Milli Mücadele döneminde bize istediklerini yaptıran, elimizden her türlü değerimizi alarak, bizleri yüzyıl frenleyenlerle henüz yeni yeni hesaplaşmaya başlıyoruz.

* * *

Şimdi Yunan İşgali'ne geçebiliriz.

İşgal, bir Mizansen midir ?

Yunan mezalimi; ülkenin en zengin (Ege) bölgesinin İngiliz-Fransız gözetiminde soydurularak Yunanistan'a taşınması, Yunanlıların insanlık dışı tecavüzleri, insanlarımızın camilere doldurularak yakılmaları, yapılan her türlü zulüm... Neden Lozan’da cezalandırılmamış ve hatta aksine ödüllendirilmiştir ?

...

“…Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918’de imzalanmış ve 31 Ekim’de yürürlüğe girmişti. Aradan altı ay geçtikten sonra, Yunanlar İzmir’e çıkınca, birden istiklalimizi, vatanımızı, hürriyetimizi hatırlamış ve bunu düşman işgalindeki İstanbul’da haykırmıştık.

Demek ki, Yunanların İzmir’e çıkışı ile yeni bir süreç başlatılıyordu. Dünyanın en güçlü devletleri, devletimizi ve ordumuzu kayıtsız şartsız esir alıyor, istedikleri kişileri istedikleri makamlara getiriyor ve biz bu işgale boyun eğerek kabul ediyoruz da, bunların en zayıf halkası olan Yunanların İzmir’e çıkması ile mi istiklalimiz aklımıza geliyor ?

İşgalci büyük güçler, bizzat harekete geçirdikleri çömez taşeronlarına karşı koymamız için bizi 'el altından' destekliyor. Yunanların Anadolu’ya çıkışını bu büyük güçler planlayıp uyguladığına göre, sonuç baştan belirlenmişti.

Elbette Yunanların hareket şeklini, onlara bu misyonu veren güçler belirleyecekti. (5)

...

Aşağıda tekrar vereceğimiz gibi, Anadolu’daki Yunan Kolordu kumandanı olan, "Kral’ın oğlu Prens General Andre"nin sözleri ilginçtir :

Ordumuz, müttefikler tarafından tayin edilmiş olan belirli bir hattın ötesine ilerlemeye izinli değildi. Müttefikler, düşman ordusunun (Türklerin) teşkilatının yapılarak taarruzlara başlamasını beklemeye Yunan ordusunu mecbur etmişlerdi.” (6)

Yunanlı Kolordu Komutanı Prens Andre anlatmaya devam ediyor :

“Yirmi yıl hizmet ettiğim ordudan, 1922 yılının Aralık ayının 3. günü çıkarıldım. Hizmetimden affımın şekil ve tarzı, 1921 yılının yazında Küçük Asya’da vukua gelen hadiseleri hikâye eylemeye beni mecbur etmiştir...

Biz düşmanı Küçük Asya’nın nihayetsiz genişlikleri içinden Kürdistan’a ve Iran sınırlarına kadar kovalayabilir miydik ?

Bizim zayıf kuvvetlerimizle öyle bir memleketi işgal etmekliğin, ne demiryolları ve ne de anayolları olmayan bu memleketi ekip biçmek ve işletmek işinin ne derece mümkün olduğunu anlamak için Küçük Asya haritasına bakmak yeterlidir

Bu yeni hududu, Bursa-Uşak hattını, 500-600 kilometre uzunluğundaki hudutları tam manasıyla düşman bir memlekette 100 bin neferlik bir kuvvet ile korumaya imkân yoktu. Er geç biz kendimizi bir çıkmaz içinde bulacaktık, hatta galip gelsek bile, düşman düzensiz teşkilatı ile, gerçekte olduğu gibi, bizi duraksamaksızın hırpalayabilirdi...

Başlangıçta, Yunan ordusunun karşısında cephe tutan bir Türk Ordusu yoktu. Yalnız bizim birliklerimizi türlü türlü yollar ve usullerle hırpalayıp yoran bazı düzensiz birlikler vardı.

Fakat ordumuz, MÜTTEFİKLER TARAFINDAN TAYİN EDİLMİŞ OLAN BELİRLİ BİR HATTIN DAHA ÖTESİNE İLERLEMEYE İZİNLİ DEĞİLDİ."

...

Bunun manası da şudur: MÜTTEFİKLER, DÜŞMAN ORDUSUNUN (Türklerin) TEŞKİLATLANMASINI VE TAARRUZLARINA BAŞLAMASINI BEKLEMEYE YUNAN ORDUSUNU MECBUR ETMİŞLERDİ.

Ordunun durumu da iç açıcı değildir. 1916 yılı Eylül’ünde Selanik’te Yunan subayları, Amyna ya da Savunma denilen cemiyet kurdular. Amaçları Yunanistan’ı 'Büyük Harp'e sokmaktı. 1917 Haziranı’nda Kral Konstantin’i tahttan indirdiler, kendilerine itaat etmeyen 2.000 subayı ordudan kovdular. Güvendikleri küçük rütbeli subayları büyük makamlara geçirdiler...

...

22 Şubat 1922’de (Yunanlı) Gounaris, Curzon’a ümitsizliğe düştüğünü bildiren bir mektup yazar. Levazım azalmıştır; para ister, Yunanların kaynakları tükenmektedir. Türkler, yalnız Rusya’dan değil, Müttefik (İşgalci olan) devletlerden de yardım alırken; Yunanlar (da) azalan levazım ve kaynaklarını karşılamak için para isterler. Yunanistan’ın güçlenmeye, taze savaş malzemesine ve malî desteğe acil ihtiyacı var. İngiltere, gerekli olan yardımı yapmaz, Curzon 6 Mart’ta (1922) verdiği cevapta, savaşın diplomasi yoluyla çözülmesinden yana olduğunu bildirir." (7) (Not : Prens Andre'den alıntılanan yazılardaki büyük ve koyu harfli vurgulamalar tarafımızca yapılmıştır-Canmehmet)

* * *

Bu noktada bir açıklama yapılmalıdır :

Yunanlılara İzmir işgalinin başında her türlü yardımı yaparak savaşa sokan İngilizler, (maksatlarına ulaştıklarında ise) Yunanlılara neden :

Buraya kadar, artık savaşmak yok! Başınızın çaresine bakınız !” (9) demiştir ?

* * *

Yunan İşgal olayı özetlendiğinde akla gelen sorular :

- Gerçekte Yunanlıları İzmir’e çıkaran (hamileri) İngilizler, onların denize dökülmelerine izin vermişler midir ? Yunanlılar gemilerle İzmir’i terkederken, İngiliz-Fransız birlikleri İzmir’e gelen askerlerimizi karşılamış, onlara rehberlik yapmış ve savaş gemileri ile İzmir sahilinde beklemişlerdir. Açık ifadesi ile, "Kukla Yunanlılar" geri giderken, I.Dünya Savaşı’nın galipleri olan İşgalciler hala İzmir’de, ülkemizdedir.

- Biz, her türlü insanlık dışı davranışı sergileyen Yunanlıları "denize dökmekle" yetinmeli miydik ? Yoksa onları başımıza bela eden İngiliz, Fransızları da denize dökmeli miydik ? Veya neden dökmedik / dökemedik ?

- Bu durumda biz “Yedi Düvel’i mi yendik, yoksa dünkü vilayetimiz olan bir avuç "Kukla Yunan"ı mı ?

* * *

Sonsöz :

Milli Mücadele yeni başlıyor. Bu manada tarihimizle, gerçeklerimizle korkmadan yüzleşmeli, “Ama”ların arkasına saklanılmamalıdır. Neticede bu topraklar da, başarı ve başarısızlıklarımız da, sonuçları itibariyle hepimizindir.

 

www.canmehmet.com

 

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :

(*) Mizansen :

1.Yönetmenin oyuncuları oyuna uygun bir uyum içine sokması için yaptığı hazırlık, çalışma.

2 . mecaz; Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla hazırlanan düzen:
"Bu bir mizansendi, inceden inceye düzenlenmiş bir sahne."- T. Buğra (Daha fazlası için bakınız: https://www.turkcebilgi.com/mizansen)

(1) TÜRKİYE’DE AMERİKAN MANDASI MESELESİ, 1919-1920. s.8. Dr.Mine Erol (İleri Basımevi, Giresun, 1972) Sahife:8 (Yazara ait İç Kaynak : The lntimate Papers of Colonel House, III, s.153)

(2) Aynı eser, s.9.

(3) Daha fazlası için bakınız: TÜRK BOĞAZLARI’NIN HUKUKÎ STATÜSÜ : SEVR VE LOZAN’DAN MONTRÖ’YE GEÇİŞ. Yrd. Doç. Dr. Sami DOĞRU. Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi.

https://hukuk.deu.edu.tr/dosyalar/dergiler/dergimiz-15-2/samidogdu.pdf

(4) Kaynaklar ve daha fazlası için bakınız : http://www.canmehmet.com/lozan-antlasmasi-imparatorlugun-ve-milletin-donusturulmesi-karsiligidir-bu-nedenle-degisiyor-2-2.html

(5) OSMANLI'NIN TASFİYESİ. Cengiz Yazoğlu. s.644

(6-7) FELAKETE DOĞRU. Prens Andre. Askeri Matbaa, İstanbul, 1932.

(8) OSMANLI'NIN TASFİYESİ. Cengiz Yazoğlu. s.657 (Yazarın kaynağı : H.Howard, age, s.265)

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Mehmet bey,serinin 4.sü gecikince biraz meraklanmıştım..Iyi olmanıza sevindim... Tarih hep tekerrür ediyor...Ama bu defa emperyalist filminin Yunan figüranı benzer olsa da Türkiye tarafı aynı değil..Bu yüzden final aynı olmayacak inşallah... Ellerinize sağlık...Selamlarimla!

ali açıköz 
 20.09.2020 0:33
Cevap :
Değerli Ali Bey, Nezaketinize ve iyi dileklerinize teşekkür ediyorum. Yakın tarihimizle ilgili, belgelere dayalı bir yazı yazmak istenildiğinde tarafsız ve doğru bir kaynağa ulaşmak nerede ise mümkün değil. "NUTUK", Devlet/Milli Eğitim ve üniversiteler tarafından "Doğru" kabul edilmekte, üretilen her bilgi bu paralelde olmaktadır. İlginçtir, İngiliz-Amerikan akademisyenlerin yazdıkları da bu temel üzerinedir. Bu konuda büyük resmi (gerçeği) görmek, tüm tarafların arşivlerinin açılması ile olacaktır. Ancak, arşivler açılmamaktadır. Hal böyle olunca, amatörler iğne ile kuyu kazarak suya (doğruya) ulaşmaya çalışmaktadır. Son makale için 25'e yakın tez çalışması okudum, görülen, akademisyenlerin bir şeylerden çekindiğidir. Bu, tezlerin kabul görmemesi vb. olabilmektedir. Özetle: Bizim savaşta yenilgimiz, uzun ve planlı bir çalışmanın ürünüdür. Ekonomik (petrolün kaybı) ile sosyal yıkım (Batılılaşmak!) ana amaçları olarak sayılabilir. Şimdi mesele bunu tersine döndürmek. Sağlıcakla kalınız.  20.09.2020 12:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1100
Toplam yorum
: 2703
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster