Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
40
 

Milli Mücadele Yeni Başlıyor-5

Halen "düşman işgali altında olan" bir ülke, işgalcileri ile yaptığı bir antlaşmayı “Kazandığımız Zafer Sonucunda İmzaladık (!)” diyebilir mi ve bir “Millî Mücadele”, "düşman askerleri ülkeden kovulmadan" kazanılmış sayılır mı ?

Düşman ülkeden kovulmadan, düşman silahlarının gölgesinde yapılan antlaşmalar nasıl yorumlanmalıdır ? 

* * *

Bugünlerde "Yunanistan Soslu" ve “Doğu Akdeniz Vitrinli" bazı Ticari - Askeri olaylar yaşanmaktadır.

Bu olaylar Akdeniz’de petrol rezervlerinin bulunmasından mı, yoksa bizi "Ekonomik ve Siyasal Tam Bir  Bağımsızlığa Taşıyacak Olan Hayati Değerdeki Teknolojik Silahlar" üretmemizden mi kaynaklanmaktadır ?

“...Türkiye'nin Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini Kıbrıs açıklarına göndermesi ve geminin, Kuzey Kıbrıs'ın ruhsat verdiği bölgelerde doğalgaz aramalarına başlaması, Rum kesiminin yanı sıra Yunanistan, Avrupa Birliği, Mısır, İsrail ve ABD'nin tepkisiyle karşılaşmış durumda...” (1)

...

Yukarıdaki haber içeriğinde isimleri sayılan devletler, bakış açıları itibariyle Milli Mücadele ortamındaki "Haçlılar (Hristiyan Avrupa) ve kontrollerindeki sömürgeler" değil midir ?

Anlaşılması gereken şu ki : Bu devletlerin, 1923’te Lozan’da taktıkları ekonomik, siyasal ve sosyolojik kelepçeleri bırakın çıkarmamıza, şartlarının gevşetilmesine bile tahammülleri yoktur.

* * *

Resmi tarihimizde "Millî Mücadele'ye giden süreç" ve "İşgalle birlikte içerisine girilen ortam", çok açık olarak anlatılmamıştır.

NUTUK’ta, bizlere aktarılan şekliyle 1919 yılında başlar. NUTUK’ta, örneğin Mondros Ateşkes Antlaşması'na giden süreçteki (İngilizlerle yaşanan) Filistin Cephesi'ndeki ağır yenilgi yoktur. Gerçeğinde ise bu yaşananlar Mustafa Kemal Paşa ile çok yakından ilgilidir.

Konunun daha geniş pencereden görülebilmesi adına, yazı dizimizin bu bölümünde bunlar aktarılmaya çalışılacaktır.

* * *

Osmanlı İmparatorluğu, 1.Dünya Savaşı’nda büyük bir yenilgi alır ve 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkeş (aslında Teslim) Antlaşması'nı imzalar. Antlaşmaya göre Osmanlı Ordusu terhis edilerek, silahları işgalcilere teslim edilecektir. Sultan Vahdettin, İngiliz askerlerince sarayında (esir olarak) gözaltına alınır ve Cuma namazlarına dahi İngiliz askerlerinin nezaretinde götürülmeye başlanır.

Sultan Vahdettin 1918 yılı Temmuz ayında tahta çıktığında, Osmanlı Devleti, İttihatçı üç paşanın bir emrivakisi ile girdiği Büyük Savaş'ı kaybetmiş, savaşın kaybedilmesi üzerine de bir Alman denizaltısı ile kaçmışlardır. Geride ise ordusu dağıtılmış, savaş masrafları nedeniyle borçlu, genç-yararlı nüfusunu kaybetmiş bir ülke vardır.

İşgal ile birlikte, başkent İstanbul’daki devlet daireleri kontrol altına alınmıştır. İngiliz-Fransız-İtalyan İşgal komutanlarının izni olmadan İstanbul’da bir sinek dahi uçmamaktadır.

Bu tablo, 15 Mayıs 1919’a kadar (6 ay boyunca) devam eder. Ta ki İngilizlerin, Yunan askerlerini İzmir’e getiresiye kadar.

Görünürde Millî Mücadelemiz de o zaman (19 Mayıs 1919'da) başlar. 

Peki Ülkemiz, Yunan işgaline kadar zaten bir süredir düşman çizmeleri altında değil miydi ?

Ne oldu da "Kukla Yunan"ların, 15 Mayıs 1919’daki işgali bizleri harekete geçirdi ?

Bizleri nelerin harekete geçirdiğine gitmeden önce, işgalin ilk günlerini biraz daha açalım.

* * *

"Mondros Mütarekesi, imzalandığının ertesi günü yürürlüğe girdi ve 31 Ekim 1918’de savaş haline son verildi. Türk ordusunun terhis hazırlıklarına başlandı, iki gün sonra da 3 Kasım’da İngilizler, Musul’a girdiler. 4 Kasım’da, ilk defa bir İngiliz savaş gemisi İzmir limanına geldi. Fransızlar da Trakya’daki birlikleriyle sınırı geçerek, 10 Kasım’da Uzunköprü’ye geldiler. Doğu’daki birliklerin geri çekilmesi emredildi." (2)

...

“...Osmanlı İmparatorluğu, daha önce hazırlanmış olan planlara uyularak, her tarafından işgale uğruyordu. Bu işgallerin yanı sıra Müttefikler, özellikle İngilizler, 'Trakya’dan Kafkasya’ya kadar Türkiye’nin her yerine', Türk ordusunun 'terhis ve silahtan arınmasını gözlem altında bulundurmak için kontrol subayları' yerleştirmişlerdi." (3)

...

"(Fransız General) Franchet d’Esperey, bir Türk albayı kendisini selamlamadı diye, 'Harbiye Nâzırı’nın istifasını' istedi... Bu general, bu defa da Harbiye Nâzırı’nı ayakta tutmak suretiyle kabalığını bir daha meydana koymuştu. (4)

Aynı general İstanbul’a geldiği vakit Sadrazam’ı ziyaret etmemiş, hatta görüşmek üzere onu, Fransız Elçiliği’ne çağırmak gibi bir nezaketsizlikte bulunmuştu. Sadrazam Tevfik Paşa Fransız Elçiliğine gittiği vakit de, 'Eğer hükümetiniz şiddetli icraat göstermezse hakkınızda yerilecek hüküm pek vahim olacaktır' şeklinde çok sert ve acı konuşmuştu. (5)

Müttefikler, resmî yazılar hariç öteki yazışmaların kontrole tâbi tutulacağını bildirmiş, İstanbul ve Beyoğlu postanelerine kendi memurlarını yerleştirmişlerdi. (6) Daha sonra karma bir komisyon kurularak basın da sansüre tâbi tutulmuştu. (7)

İstanbul yakası Fransızlara, Beyoğlu ve Boğaz’ın Batı tarafı İngilizlere, Kadıköy, Üsküdar ve Boğaz’ın Anadolu yakası İtalyanlara bırakılmıştı. (8)

Trabzon’dan İnebolu’ya kadar Karadeniz kıyılarını İngilizler, Batı Karadeniz kıyıları ile İskenderun ve Mersin yörelerini Fransızlar, Antalya’dan Edremit’e kadar uzanan deniz kıyılarını da İtalyanlar kontrol edeceklerdi. (9)

Fakat tereddüt etmeden söylenebilir ki, Osmanlı Devleti’nin idare mekanizmasi daha çok İngilizlerin elinde idi. Onlara sormadan en küçük askerî birliğin yer değiştirmesi ve büyükçe bir memurun tayin edilmesi bile mümkün değildi. Nitekim İstanbul Polis Müdürü’nün İngilizlere danışılmadan tayin edilmesi büyük bir hâdise olmuş, sonunda hükümet eski polis müdürünü yeniden o makama getirmek zorunda kalmıştı. (10)

Şimdi istanbul’dan başka Ankara ve Eskişehir’i İngilizler, Adana’yı Fransızlar, hatta bizzat Konya’yı İngiliz ve İtalyanlar işgal etmişti." (11)

* * *

(Canmehmet : Ocak-Mayıs 1919 dönemindeki Paris Barış Konferansında) "(İngiliz) Lloyd George, (Fransız) Clemencau’dan Musul’un İngiltere’ye bırakılmasını istiyor. Filhakika gizli muahedelerle Musul Fransa’ya verilmişti ama emrivaki yaparak işgal edenler İngilizlerdi. (12)

İngilizler, Suriye’yi de aynı şekilde işgal etmişlerdi, İngilizler, 'çok masraf yaptık', dediler. Fransızlar da, 'Garp’ta biz daha çok fedakârlık yaptık', dediler. Nihayet Clemencau Musul’u İngiltere’ye bırakıyor. Aralarında bir İtilaf imza ederek Sykes-Picot Antlaşması İngiltere lehine tadil ediliyor. Fransızlar, F'ilistin ile alâkadar değiliz, fakat Suriye’nin tamamını isteriz' diyorlar." (13)

* * *

Yukarıda aktarılanlardan anlaşılan : Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması ile işgalcilerin tam olarak işgal, kontrol ve yönetimine girmiştir. Yukarıdaki açıklamalardan: Musul, Suriye bölgeleri çok önceden (1919 öncesinde) paylaşılmıştır. Bize de bunların zamanı geldikçe antlaşmalarını imzalamak kalmıştır. Bu, aslında Lozan Antlaşması'nın bir özetidir.

Peki, bu ortamda Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a nasıl gönderildi ? Bunu bize, kendisine Samsun için vizeyi veren İngiliz subay Yüzbaşı Bennet anlatmaktadır :

“...Orada dört kişiydik : (İngiliz İşgal) Ordu kumandanı General Milne, tercüman olarak ben. Sultan Vahideddin ve bir görevli daha… Toplantı bittiğinde General Millne’in biraz sinirli olduğunu fark etmiştim. Özellikle tercümeye dikkat harcadığım için konulara fazla dalamıyordum. Ancak General Milne’in bu konuşmadan hoşnut olmadığı ortadaydı.

Dışarı çıktık, Milne arabasına binerken kulağıma eğildi :

“Bu adama fazla güvenilmez…,” dedi. İngilizlerin bu kişiye (Vahdettin’e) güvenmeyişleri yerinde ve haklıydı. Bennett konuya açıklık getirdi :

“General Milne’in görüşüne katılmıştım. O görüşmeden sonra Sultan Vahideddin’i daha sıkı kontrol altına almam gerektiğini anladım ve Sarayın etrafına tel örgü çevirttim. Tek bir çıkış kapısı bıraktım, nöbetçileri arttırdım. Sonraki günlerde kesin kanıya sahip oldum. Sultan Vahideddin, Anadolu’ya kaçacaktı. Bir fırsatını bulduğunda Küçük Asya’ya geçecek ve Milliyetçi direnişi örgütlemeye çalışacaktı…” (14)

* * *

İngiliz Tercüman / Yüzbaşı Bennett, Mustafa Kemal Paşa'ya verdiği Vize olayını aktarıyor :

“Vize... Boğazı geçmek için bir Türk zabit, o zaman vize lazım geldi.

(Soru) -Vize talebi olduğu zaman siz onu tanıyordunuz,

(Bennett) -Kim olduğunu tanıyordum.

(Soru) -Sultan’a yakınlığını da biliyor muydunuz ?

(Bennett) -Biliyordum… Hatta Sultan adamı bir insan, öyle anladık. Padişah'ın emin olduğu bir adam olduğunu anladık.

(Soru) -Ayrıca gitmeden önce, Padişah Vahdeddin ile görüştüğü söyleniyor.

(Bennett) -Öyle, biliyorum… Herhalde oraya gitti, biliyorum. Evet. Vahdeddin gönderiyor onu. Padişah Vahideddin ona çok güveniyordu.

(Soru) -Siz onun güvenmesinde şüphelenmediniz mi ? Acaba bu adam aldatıyor mu onu falan gibi ?

(Bennett) -Öyle anlamadım, yok, yalnız heyet büyük olduğu için dört kişi yerine otuz beş kişi ve büyük zabitan (subaylar), miralay, mirliva falan. Bunlar Erkanı Harb’tan, en mühimler gidiyordu, yalnız bir müfettişlik için (bunu) çok gördüm ben.

(Soru) -Oradan şüphelendiniz.

(Bennett) –Evet, bunun için benim mes’uliyetimin fevkinde (ötesinde) gördüm bunların hepsine viza vermek, çünkü bana dört kişi gidecek, viza vereceksiniz, yani talimat, emir verildi. Otuz beş kişi ve bunlar hep büyük adamlar, yani, levazım falan değildir, mülazim değildir, ben bunun için bütün evrakı, dosyayı aldım. Harbiye Mektebi orada, İngiliz kumandanlığı Şişli’de değil mi?

- Şişli’de.

(Bennett) -Evet, oraya gittim, dedim ki: Şöyle şöyle… O dört kişi yerine otuz beş kişi gitmek ister, vizayi verebilir miyim ? Onlar telefon ettiler ve cevap geldi ki: Padişah buna itimat eder, siz veriniz.

(Soru) -Kime telefon ettiler ?

(Bennett) -Biz evvela İngiliz Baş Komiserligine, o zaman Rumbolt Komiserdi, sefir yoktu. Onlar bize cevap verdiler: 'Mustafa Kemal gitsin ve ne ki lazımsa yapsın'. Ben derhal gittim, viza’yi verdim. Viza’ları imza ettim ve teslim ettim...

(Soru) -Yunanlılar daha işgal etmemişlerdi değil mi ? Yani Yunanlılar ne vakit İzmir’e gitmişle r?

(Bennett) -16 Mayıs... 15 Mayıs.

- Evet, ve Mustafa Kemal derhal o tarafa geçmiş değil mi ? 15 Mayıs 1919.

- Evet ve Mustafa Kemal Paşa ne vakit geçmiştir ? 15 Mayıs değil mi ? İşgal’den sonra, işgalden evvel geçmiş değil mi ?

- Bir gün sonra..,

- 15 Mayıs Yunanlılar İzmir’e çıkıyor, on altı mayıs…

- Mustafa Kemal’in gidişinden sonra Anadolu’ya Yunanlıların çıkışı ayni günlere rastlıyor aşağı yukarı...” (15)

* * *

Bu noktada, yukarıdaki bir alıntıyı da hatırlayarak bir soru sorulmalıdır. 1919'daki ortam için ne deniliyordu :

“..Fakat tereddüt etmeden söylenebilir ki Osmanlı Devleti’nin idare mekanizmasi daha çok İngilizlerin elinde idi. Onlara sormadan en küçük askerî birliğin yer değiştirmesi ve büyükçe bir memurun tayin edilmesi bile mümkün değildi. Nitekim İstanbul Polis Müdürü’nün İngilizlere danışılmadan tayin edilmesi büyük bir hâdise olmuş, sonunda hükümet eski polis müdürünü yeniden o makama getirmek zorunda kalmıştı..”

Peki (İngilizler), Vahdettin’in 'fırsatını bulduğunda direnişi örgütlemek için Anadolu’ya gideceğini' bildikleri halde, gidemeyince de güvendiği bir Paşa’yı, Genelkurmay’ın üst düzey kurmayları ile birlikte Anadolu’ya göndermesine neden izin verdiler ?

Bir adım ötesinde de : Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağrılması, gitmeyince de (!) hakkında verilen sözde “idam kararı !” ve bu arada ülkenin her noktasını kontrol eden İngiliz-Fransız ve İtalyanlar tarafından bu duruma seyirci kalındığı ve bunlar bahane edilerek (esir) Osmanlı Hükümetine-Sultan’a aşırı baskı uygulanması ne anlama gelmektedir ?

Herhalde İstanbul Hükümeti'nin ve Sultan'ın itibarını aşındırmaya !..

* * *

"Birlikte çalışıyorlar...

İzmir’de Mustafa Kemal Paşa ile bir görüşme yapan Fransız Fevkalade Komiseri General Pellet, İzmir’den döndükten sonra Ahmet Tevfik Paşa’yı ziyaret etmişti... Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa, Trakya’nın Ankara Hükümeti’ne devri kararlaştırılırsa, arabuluculuk yapabileceğini söylemişti. Ahmet Tevfik Paşa’ya göre İstanbul ile Anadolu arasında bir ikilik yoktu. İstanbul Hükümeti de vatanın ve milletin kurtuluşu için çalışmaktaydı. O güne kadar İstanbul ile Ankara arasında görülen anlaşmazlıklar sadece bir şekilden ibaretti. İtilaf Devletleri tarafından Türk tarafı bir konferansa davet edilecek olursa Türk hukukunu savunmak ve haklı taleplere ulaşmak için çalışılacaktı. (16). Ahmet Tevfik Paşa bu doğrultuda basına zaman zaman demeç vermekteydi. Bu durum Ankara’da hoş karşılanmıyor ve tepkilere neden oluyordu." (17)

* * *

Bu noktada çok ilginç bir tespit daha vardır :

“...Anadolu, Yunanistan’a karşı yalnız başına giriştiği mücadelede muvaffak olamazsa İstanbul tekrar Anadolu’ya hâkim olacak, aksi takdirde, yani Büyük Millet Meclisi, Yunan ordusunun hakkından gelecek olursa, İstanbul Anadolu’ya bağlanacak ve Osmanlı Hükümeti de fiilen ve resmen tarihten silinecekti." (18)

* * *

Yukarıda yazılanlar özetlenirse :

İşgalci İngiliz-Fransızlar, ülkemizi işgalle birlikte tam olarak kontrollerine almışlar ve geleceğine yön vermişlerdir. Bu çok açık olarak, "Kendi geleneklerine göre bir devlet kurulması"dır.

Bizim, “Zafer (!)” dediğimiz Lozan Antlaşması da bu ortamda imzalanmıştır : Yani İşgalcilerin silahları bize doğrultulmuş durumdayken...

 

Devam edecek...

 

www.canmehmet.com

 

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :

(1) https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48225246

 (2) OSMANLI'NIN TASFİYESİ. Cengiz Yazoğlu, s.479.

(3) MONDROS'TAN MUDANYA'YA. Selahattin Tansel, s.65. ; Lord Kinross, age, s.230. (Aktaran : Osmanlı'nın Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu)

(4) Tansel, age, s.66. (Aktaran : Osmanlı'nın Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu)

(5) Tansel, age, s.67. ; GÖRÜP İŞİTTİKLERİM. Ali Fuat Türkgeldi, s.202. (Aktaran : Osmanlı'nın Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu)

(6) Tansel, age, s.67.

(7) Tansel, age, s.67. ; MİLLİ MÜCADELE BAŞLARKEN 1. T. Gökbilgin, s.13.

(8) Tansel, age, s.70.

(9) Tansel, age, s.70; Türk İstiklal Harbi, I, s.27.

(10) MONDROS'TAN MUDANYA'YA. Selahattin Tansel, s.71. ; MİN'EL-BAB İL'EL MİHRAB. Refik Halit Karay, s.87. İst., 1964.

(11) Tansel, Age, s.11.

(12) SİYASAL TARİH. Ahmet Şükrü Esmer, s.359. (Aktaran : Osmanlı'nın Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, s.375)

(13) OSMANLI'NIN TASFİYESİ. Cengiz Yazoğlu, s.375-376.

(14) ATATÜRK’E NASIL VİZE VERDİM. İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı Bennett Anlatıyor. Nezih Uzel, 2008. Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/tartismaya-son-nokta-sultan-vahdettin-anadoluya-gitmedi-mi-gidemedi-mi13.html 

(15) ATATÜRK’E NASIL VİZE VERDİM. İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı Bennett Anlatıyor. Nezih Uzel, 2008.

(16) Akşam Gazetesi, 29 Eylül 1338 (1922), nr.143.

(17) YAKIN TARİHTE GÖRDÜKLERİM GEÇİRDİKLERİM, C.2. Ahmet Emin Yalman, s. 815-816. İstanbul, 1997.

(Not : 16 ve 17 no’lu kaynakları aktaran: “LOZAN BARIŞ KONFERANSI ARİFESİNDE İSTANBUL- ANKARA MÜNASEBETLERİ VE İSTANBUL HÜKÜMETİ’NİN İSTİFASI” Nurten ÇETİN, Yrd. Doç. Dr., Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü)

(18) ATATÜRK ANADOLU'DA.  Tevfik Bıyıklıoğlu, s.63. (Aktaran : Osmanlı'nın Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu).

ETEM SEVİK, ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1097
Toplam yorum
: 2702
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster