Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '09

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
595
 

Milli Takım ve çöküş

Milli Takım ve çöküş
 

TFF Amblemi


Ülke olarak futbolda ne zaman istikrarı yakalayacağız bilmiyorum. Özellikle milli takımımız en umutsuz zamanlarda mucizevi işler yapıyor fakat tüm ülkenin kenetlendiği, herkesin garanti gözüyle baktığı maçlarda mutlaka puanları saçıyor.

‘Okyanusu geçip, derede boğulmak’. Milli takımımızın tarihinde baktığımızda bu sözün izlerine bolca rastlıyoruz. Mesela 98 Dünya Kupası öncesinde Hollanda’dan 4 puan alan ekibimiz, Belçika’ya iki maçta da mağlup olarak kupaya gidememişti. O şampiyonada Hollanda 3.lük elde ederken, Belçika ilk tur gruplarından dahi çıkamamıştı. Tarihi bir başarı kazandığımız 2002 Dünya Kupası’nın elemelerinde de grup birinciliği maçını İsveç ile oynamış, 87. dakikasına 1-0 önde girdiğimiz maçı ne yapıp ne edip kaybetmiştik. Letonya’ya elendiğimiz baraj maçlarını söylemiyorum bile. Kuraların çekileceğin gün gazetelerimizin attığı ’Çek bir Letonya.’ manşetleri bugün bile gözümün önüne geliyor.

Son yıllarda ise yeni bir furya başladı. Bizim takımımızı göklere çıkartanlar bir küçük-büyük takım ayrımı yapmış gidiyorlar. Önceden bu küçük tabir edilen takımları içerde dışarıda gole boğan ekibimizin son 3 yıldır bu takımlara kaptırdığı puanın haddi hesabı yok. Özellikle bu son elemelerde yaşanılan kayıpların boyutu çizmeyi aştı. Bence de ayar olarak bizden alt klasta olan Bosna önünde dün yaşananlar ise bardağı taşıran son damla oldu. (benim açımdan)

Bu yaşananları beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama bir gerçeği göz önüne almak zorundayız. Tam 12 yıl sonra milli takımımız ilk kez eleme gruplarından çıkamayacak. Önceden turnuvalara katılamasak bile en azından eleme gruplarından çıkarak play-off oynama hakkı elde ederdik fakat bu sefer grubumuzda büyük ihtimalle 3. olacağız ve Türk futbolu yeni bir çalkantılı dönemin içine girecek. Yine herkesin hatırlayacağı gibi 2002 de Dünya Üçüncülüğü apoleti takan milli takımımız, Euro2004’e katılamayınca bunun faturasını Şenol Güneş ödemişti. Yıl 2009 oldu ve ülke olarak bir Dünya Kupasını daha yabancı takımları izleyerek geçirmek üzereyiz. İşte bunun bedelini kim ödeyecek orası tam bir muamma.

Bosna maçı öncesinde gelen ‘Fatih Hoca ile 2012’ye kadar devam edeceğiz’ lafları bence kimseyi aldatmasın. Şu anda mucizelere bağlı da olsa bir şansımız olduğu için medyadan çok eleştiri yükselmiyor. Eğer 10 Ekim gecesi bizim 2010’da seyirci olacağımız resmi şekilde belgelenirse bu yükün altından ne federasyon ne de Fatih Terim kalkabilir.

Bence şu anki başarısızlığın en büyük sorumlusu teknik heyettir. Özellikle 2006’dan sonra 2010 Dünya Kupasına da takımımızı götüremeyen hocamız istediği güven ortamını bulamayacaktır. Euro2008’deki başarı sonrası güven tazeleme operasyonunda bulunan Terim, herkesten onay almıştı ama şimdi işler farklı. Omzunda Avrupa, Dünya ve Konfederasyon Kupası 3.lük apoletlerini taşıyan Türkiye oynadığı 8 maçta sadece 12 puan alabiliyorsa (maksimum 10 maçta 18 puana ulaşabiliriz) ortada bir idari sorun olduğu apaçık meydandadır.

Kimse beni skorcu, tabelacı birisi olarak düşünmesin. Ben şu anda gördüklerimi ve düşündüklerimi yazıyorum. Arda, Hamit, Tuncay, Nuri gibi Avrupa’da saygınlıkları olan oyuncularımızın sadece yüreklendirmekle, cesaret vermekle bir şeyler oynayamayacakları gün gibi meydanda. Özellikle son Bosna maçında teknik ekibimizin sınıfta kaldığını ve rakibi en ufak bir analiz etme gereği duymadığını hisseder gibi oldum. Bosna’nın oyuncularını az çok tanıyan herkes bilir ki bu takıma gereksiz yere faul yapmayacaksın. Buna rağmen bizim oyuncularımız sırt dönük rakibe, alakasız yerlerde faul yaparak onların ekmeğine yağ sürdü. Rakibin bastırdığı ve kendi sahamıza hapsolduğumuz anlarda onlara resmen bedava orta açma şansları verdik. Kulübeden bir yetkili de çıkıp oyuncularımızı uyarmadı. Bu görüntü ilk yarı boyunca devam etti.

Estonya maçında bile kabak gibi meydanda olan bazı gerçeklerin resmen üstü örtülmüş. Konsantrasyon eksiliğidir, Bosna maçında yapılamaz denilerek geçiştirilmiş. Mesela Kayseri’deki maçta dökülen savunmamız, bu maçta yine aynı şekilde saha sürülmüştü. Dortmund’da takımın her şeyi olan ve Almanların elinden kapmak için ne uğraşlar verdiğimiz Nuri Şahin kenarda beklerken; milli takım tecrübesinden uzak, topu kullanamayan Ceyhun tercihini bana kimse açıklayamaz. Belki uzaktan şut atar diye oynatılmış olabilir ama kullandığı frikiklerde topun barajı bile geçmeden geri gelmesi onun kapasitesini anlamaya bence yetip de artardı bile.

Sadece Bosna maçında değil, deplasmandaki İspanya maçında her şey harika giderken birdenbire maçın en iyisi Semih’i de oyundan alan bu teknik heyet değil miydi? Şu elemeler boyunca ben teknik ekibimizin sadece İspanya maçları için analiz yaptığını, geri kalan maçları nasıl olsa kazanırız düşüncesinde olduklarını düşünüyorum. Bu nedenle suçlular sırasının ilk basamağına onları koyuyorum. Kişisel kaprisleri yüzünden en verimli çağında futbolcuları milli takıma almayan bir anlayış bu saatten sonra bizlere faydalı olamaz.

İkinci sırayı kesinlikle federasyon alıyor. Belçika maçında biletleri 80-100 TL den satarak insanlara resmen maça gelmeyin diyen federasyonumuz. Sponsorların elinde oyuncak olan, futbol seyircisini tiyatro seyircisine dönüştüren yöneticilerimiz. Milli takımın ilk kaybını yaşadığı Belçika maçında federasyon gerçekten büyük hatalar yaptı ve o maçtan sonra takımda bazı şeyler yerinden oynadı. Yine İspanya maçını Ali Sami Yen stadına almakta onların dâhiyane fikirlerinden sadece bir tanesiydi. Şu sıralar zaten Ankara takımlarıyla başı dertte olan TFF yöneticileri de 2010 umutlarımız bittiği an bence bu yükün altından kalkamazlar.

Üçüncü sırada ise istikrarı sağlayamayan futbolcular geliyor. İki maç süper oynayıp üçüncü maçta kaybolan, takımı sakinleştireceğine işleri kızıştıran, bencillik yüzünden bir sürü gol pozisyonlarını heba eden (bkz. İspanya maçları) futbolcularımız da bu işte suçlu durumdadır.

Heralde bu işin bir diğer suçlu tarafı da kazanılan Ermenistan ve Estonya maçlarını çok abartan, gol atanı göklere çıkartıp, eksiklerin üstünü örten medyamız olacaktır.

Bu işte tek suçu olmayanlar ise sizin benim gibi takımını Dünya Kupasında görmek isteyen, her maçında gerek tribünde gerek tv başında onları yalnız bırakmayan ve boş ümitlere inanarak maç esnasında ağzını bozan, kendini şişiren halkımızdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1788
Kayıt tarihi
: 10.02.09
 
 

1990 Kadıköy Doğumluyum. Hala İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü'nde öğrenciyim. Koyu bir Beşikt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster