Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '08

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
651
 

Milliyet Blog'ta tefrika öykü olur mu?

Milliyet Blog'ta tefrika öykü olur mu?
 

Önce “öyküyü” ele alalım… Üç türlü sakıncası var: Birincisi “Edebi”…İkincisi, telif yasalarıyla ilgili olarak “Hukuki”… Üçüncüsü ise Milliyet Blog yayın politikasıyla ilgili “İdari” sakıncalar.

Öncelikle belirteyim ki Milliyet Blog’ta “öykü” kısıtlaması yok! Sıkıntı, sitenin yapısıyla pek uyuşmayan “uzun öykülerin”, “Tefrika” halinde ( 1.Bölüm, 2. Bölüm vb.) yayınlanmak istenmesinden kaynaklanıyor. Bol diyaloglu ve tasvirli öykülerin (Longstory) bölümler halinde okura sunulması pek cazip değil kanımca.

Televizyonun olmadığı, “arkası yarınları” merakla beklediğimiz radyo dönemlerinde gazetelerimiz ister istemez birkaç “roman” ve “öykü” tefrikası yayımlıyorlardı. Dikkat ederseniz günümüz gazeteleri artık tefrika eserlere pek yer vermiyorlar. Bu güzel sitemizden bir örnek vermek gerekirse, mizahi yazılarını beğeniyle okuduğumuz sevgili Gülname Kurtgöz Hanım’ı (Vakayinüvis) ele alabiliriz (Nazımız geçtiği için tabii).

Kaybolan geyikler…


Sevgili Vakayinüvis “Kaybolan geyikler” adlı mizah öyküsünün son bölümünü yazarken çok şirin bir giriş yapmış ama “tefrika” dan kaynaklanan sıkıntıları da dile getirmiş:

Özet: Özet mözet yok kardeşim. Biz burada kafa patlatıyoruz. Siz hikâyenin başını okumaya üşeniyorsunuz. Ne o? Özetle… Bi zahmet üç blog öncesini okuyun gelin. Olmaz ki canım!


Gördüğünüz gibi sevgili Gülname de şikâyetçi bu durumdan. Dikkat ederseniz profesyonel köşe yazarları bile ele aldıkları konuyu tek bir güne sığdırmaya çalışıyorlar. Birinci, ikinci, üçüncü bölüm diye ele alınan konular kopukluk yaratıyor okurun kafasında. İlgiyi azaltıyor. Kısaca toparlarsak:

Öykü yazılmalı… Ne anlatılmak isteniyorsa bir veya bir buçuk sayfada anlatılmalı ve öykü “Tefrika “halinde uzayıp ikinci güne sarkmamalı. Sevgili Ali Gülcü’nün “Kırlangıç balığının vefası” yazısını örnek gösterebilirim bu konuda. Uzun öykülerin yeri kabul edersiniz ki MB sayfaları değil, kitaptır bence. Bu konu sadece MB idaresini değil, sevgili MB üyelerini de ilgilendiriyor. ”Edebi” açıdan tabii…

Olayın bir de telif haklarından kaynaklanan “Hukuki” yönü var ve bu önemli konu kimi MB üyelerince yeterince algılanabilmiş değil. Gözlerine kestirdikleri bir yazıyı veya öyküyü hiçbir kaynak belirtmeden “Kes, kopyala, yapıştır” usulü sahiplenmenin ne tür “Hukuki” sakıncaları ve yaptırımları olduğunun farkında değiller.

Kısaca belirtmek gerekirse… Olası bir ihlalde dava “Milliyet İnternet Hizmetleri A.Ş’ne” karşı açılır, bu kesin! Açılır ama Milliyet İnternet Hizmetleri’nin üçüncü kişilere ödemek zorunda kalabileceği her türlü tazminat ve/ veya adli/idari para cezaları da “Kes, kopyala, yapıştırıcılardan” rücu edilir. Yani efendim bir dava da MB tarafından açılır… Bu tür üyelere… Ondan sonrasını da sormayın gitsin artık!

Konu kapsamlı ve geniş. Yazının fazla uzayarak kafaları daha da karıştırmaması için şimdilik kısa kesiyoruz. Bu soruna elbette bir çözüm bulunacaktır. Hem MB’ un değerli üyelerine, hem de MB idaresine büyük görevler düşüyor. Artan üye sayısı ile birlikte ortaya bir “denetim” sorunu çıktığı aşikâr.

Naçizane fikrim, yeniden ele alınmalı bu güzel site. Yani düzenlemelere gidilmeli. Öncelikle de ana sayfada “Editörden uyarılar” diye bir bölüm açılmalı. Uyarılar da kişilere yönelik değil, tüm üyelere yönelik yapılmalı.

Selamlar, saygılar efendim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Sesli Öykü" ye "İLGİNÇ" demişsiniz Niçin sesli öykü gerektiğini bulabildiniz mi ? Bulamadıysanız, cevabı : http://ahmetunalcam.googlepages.com/sesli.htm

Şair-Yazar: Ahmet Ünal ÇAM 
 28.01.2008 10:45
 

Merhaba Ümit Bey. Oldukça keyifli bir üslubunuz olduğunu söyleyerek konuya giriyorum. Usta mizah yazarı Atilla Atalay'ın "Sıdıka" adlı bir yazı dizisi vardı. Ama her hikaye her hafta kendi içinde başlayıp bitiyordu. Bu durumda bu yazı dizisi tefrika sınıfına girer mi, girmez mi? (Bence girmez) Mizah yazılarında sizin de bileceğiniz birçok örnek çıkacaktır. "Sıdıka" örneğini çok bilindiği için yazdım. Yani ben burada bu şekilde bir yazı dizisi yazamaz mıyım? Gönderdiğim blogları birbirinden ayırmak için başlıklara (1), (2), .. (5) şeklinde tanımlamalar koymam o yazıyı tefrika yapar mı? Hayatın anlamı ne?... kısaca açıklayınız. :)

Faruk Sürener 
 23.01.2008 23:42
Cevap :
Öncelikle,"Tefrika" bir yazım biçimi değil, yayım biçimidir. Tefrika eser yoktur! Tefrika edilmiş eser vardır. Bir Öykünün, Romanın veya bir makalenin vb. gazetelerde veya dergilerde bölümler halinde yayımlanmasına "Tefrika edilmek" denir. Atilla Atalay'ın yazı dizisinde olaylar "Sıdıka"nın çevresinde başlayıp bitiyorsa ve bölümler halinde yayımlanıyorsa buna da "Tefrika etmek" denir. Her hafta başka bir öykü olması sonucu değiştirmez. Gönderdiğiniz öyküleri (1),(2),(5) diye birbirinden ayırıp yayımladığınız zaman da "tefrika" olur.Arada bir bütünlük var ki bölmek ihtiyacını hissediyorsunuz. Yani tefrika ediyorsunuz Faruk Bey. Celal Çelik arkadaşımızın 9 bölümlük Otobya adlı öyküsü de tefrikadır. Ama Ali Gülcü arkadaşımızın "Kırlangıç balığının vefası" başlıklı öyküsü ise tefrika değildir. "Kısaca açıklayınız" ise emir kipli bir ifade biçimidir ve önüne vaya arkasına bir" Lütfen" gelmesi gerekir:)) Hayatın anlamına gelince... O da TEFRİKADIR Faruk Bey! Saygılarımla:)))  24.01.2008 1:51
 

Yorumlardan birine verdiğiniz cevaba çok güldüm. (Sonunda, tefrikanın kralını yaparım şeklinde tehdit bile aldınız.) Allah iyiliğinizi versin e mi :))

Nilgün Akad 
 23.01.2008 20:52
Cevap :
Evet, maalesef bu tür bir tehdit de almış durumdayız:))  27.01.2008 22:41
 

Aslında öykü ile blog bağdaşmıyor. Bu konuda size katılıyorum, ki benim de bir öyküm var burada yayınlanan. Lakin bahsettiğim öykü tefrika şeklinde bile değil. O halde onu yayınlarken çok tereddüt etmiştim. Üstelik ben bölümler halinde öykü takip edip okuyacak bir tip değilim. Blog deyince, beni eğlendirecek, sıkmayacak, icabında bilgi verecek ve en önemlisi -kısa- yazılar gelir aklıma. Arz talep meselesi deniliyor, ama kriterler konulması yanlış değil kanımca. Tek yanlış varsa, çifte standart. Yeşim'in öyküsüne kadar onlarca ve belki yüzlerce öykü ve öykü dizisi yayınlandı burada. Bir kural uygulanacaksa, ya tam uygulanmalı yada hiç uygulanmamalı. Değil mi?

Nazan Köseoğlu 
 23.01.2008 18:44
Cevap :
Sorun bu zaten. İnternet okuru gazete ve kitap okurundan farklı. Ekranın karşısına geçtimi alternatifi çok. Sıkılınca bir tık darbesiyle kaçıp gidebiliyor. Ürkek ve nazenin yani,sıkıntıya gelemiyor. Her şey bir (kısa) sayfada olup bitmeli diyorum ben. Bu, öyküde de böyle olmalı... Kısa ve öz! "Arkası yarınlar" devri çoktan kapandı. Benzer düşündüğümüz için sevindim:)) Selamlar, saygılar Nazan Hanım. Kendinize iyi bakın:))  27.01.2008 22:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1638
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster