Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
528
 

Milliyet kavramı ve savaşlar

Bilim ve teknoloji geliştikçe insanoğlunun geçmişe ait sırları ve günlük yaşantısı daha açık ve anlaşılır olarak ortaya çıkarılabilmektedir.

Dünyanın kuruluşundan bu yana insanlar arasında anlaşmazlıklar ve çelişkiler ortadan kaldırılamamış ve savaşlar önlenememiştir.

Günümüzde yaşanılan savaşların büyük bölümünde gösterilen sebep millet ve milliyet kavramı olmaktadır. Farklı uluslar, farklı kökenlerden geldiğini iddia ederek kendilerine bağımsızlık ve edinilecek yurt istemektedir.

Bir çok emperyalist ülke de bu topraklarda milliyet kavramlarını ve kökenleri körükleyerek kendi çıkarlarına uygun sömürü düzenini yürütebileceği küçük devletler kurulmasını arzu etmektedir.

Günümüzde bu şekilde savaşa sürüklenmiş bölgelerden biri de ‘Ortadoğu’ olarak adlandırdığımız bölgedir. Bu bölge, Türkiye’ nin Güney doğusundan başlayarak, Doğu Akdeniz Sahillerini, İran’ı ve Arap yarımadasını da içersine alarak Mısır’ ın doğusuna kadar uzanan bölgedir.

Yıllardır, savaşların eksik olmadığı bu bölgede, ulusların kökenini hiç merak ettiniz mi? Bakın arkeolojik araştırmalardan çıkan sonuçlar ne diyor;

Tarihsel kaynaklara göre Hz. İbrahim, Yukarı Mezopotamya‘ nın Harran Bölgesinde yer alan Ur (Bugün Urfa) şehrinde doğdu.

İbrahim gençlik çağlarında Sarah (Serai) adı verilen bir kadınla evlendi. İ.Ö. 1855 de ailesi ile güneye göç etmeye başlayan İbrahim’in ‘Filistin’in tepe ülkelerinde, onlara vaat edilen topraklarda, yurt edinmeleri için kendi halkına önderlik etmesi için’ Tanrı’ dan çağrı aldığı kabul edilir.

Ancak o yıllarda, bu topraklarda kuraklık ve kıtlığın hüküm sürmesi nedeniyle İbrahim ve Kabilesi daha da güneye inerek Mısır'’ sığınır (İ.Ö. 1853). Mısır Firavunu bu misafirleri oldukça iyi karşılar, hatta emniyet nedeniyle kendisine İbrahim’in kardeşi olarak tanıtılan Sarah’ı beğenir ve onunla evlenir. İbrahim, bu çok güçlü hükümdarın karısıyla evlenmesine daha önce kardeşim dediği için, yalanı ortaya çıkmasın diye ses çıkaramaz. Buna karşılık Firavun da İbrahim’ e bir cariye verir.

Daha sonra, bu oyun ortaya çıkınca İbrahim ve kabilesi Mısır’dan kovulur ve kuzeydeki vaat edilmiş topraklara geri döner. Burası Shalem (Bugünkü Kudüs) şehrine otuz kilometre uzaklıkta bir yerdir.

Yıllar geçince İbrahim ve Sarah çiftinin bir oğlu olur. Adını ‘Isak’ koyarlar. Ancak daha önce, Mısır Firavunu tarafından verilen cariye (adı; Hacar) den, İbrahim’in, ‘İsmail’ adında bir oğlu daha olmuştur. Ancak Sarah, miras hukuku açısından Hacar ve oğlu İsmail’ in sürgüne gönderilmesini ister ve İbrahim Hacar ve Oğlunu Arabistan Yarımadasına doğru sürgüne gönderir.

Yıllar sonra, İsmail, Sina yarımadasına giderek bir Mısır’lı ile evlenir ve ondan on iki oğlu olur. On iki oğlan, on iki kabilenin kurucusu ve isim babası olurlar. Bu kabileler Arap kültüründe ‘Arap Ulusunun Kurucuları’ sayılmaktadır.

Bu arada İbrahim’in kendi karısının hizmetçisi ve aynı zamanda ikinci odalığı olan ‘Keturah’ isimli kadından da altı oğlu olmuştur. Karısı Sarah’ ın dayatmasıyla bunlar da Ürdün’ ün doğusuna doğru sürgüne gönderilir. Burada Kuzey batı Arabistan’ın ‘Midian’ kabilesini oluştururlar. Bu kabile Mısırda kölelik ve taş işçiliği yapan İsraillileri oluşturulmasında önemli bir rol oynamıştır.

İbrahim’in karısı Sarah’ dan doğan Isak ise babasının ölümünden sonra kabilenin başına geçmiş, evlenmiş ve ‘Esav’ ve ‘Yakup’ isimlerinde ikiz oğlu olmuştur.

Bunlardan Yakub’un karısı ve odalıklarından toplam on iki çocuğu olur. Yıllarca süren bir çok maceradan sonra bu on iki çocuğun her biri İsrail Kabilelerinin isim babası olmuştur. Bu arada bazı olaylar nedeniyle Yakup, Shalem bölgesine yerleşir. Adını ‘İsra-El’ olarak değiştirir ki bu lakap, bugün İsrail toplumunu tanımlamaktadır. İsrail, kendi ataları Ur’ dan geldiği için de bu şehre Ur-Shalem adını vermiştir. (Şimdiki Kudüs)

İsrail ve Araplar arasındaki çekişme de o yıllarda İbrahim’ in ölümüyle başlayan miras kavgasından başka bir şey değildir. Bu kavga bu zamana kadar süregelmiştir.

Bu küçük tarihi gerçek bile bizlere toplumların milliyet kavramı güderek savaşmalarının anlamsızlığını gösteren güzel bir örnektir.

Aslında o devirlerde ‘ulus’ ve ‘milliyet’ kavramı olmadığı, bazı göçebe toplumlar ve kabile isimleri olduğu bilinen bir gerçektir. Ulus kavramı daha çok sonradan ve özellikle de emperyalist ülkelerin yaratmış olduğu bir kavramdır.

Günümüzde bu kavram ön plana alınarak, kardeşler arasında savaşlar çıkarılması ve bu şekilde kendi çıkarlarına uygun küçük devletler kurulması istenmektedir. Bu devletlerin, zenginlikleri de ortaya konan yeni sömürü düzeninde yine bu emperyalist ülkelere hizmet etmektedir.

Bana göre tüm dünya sivil toplum örgütlerinde kişilerin, toplumun ve ülkelerin bu konuda bilinçlendirilmesi dünya barışına katkıda bulunacak olumlu bir eğitim olacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 562
Kayıt tarihi
: 13.02.09
 
 

1953 Denizli doğumlu, evli ve iki çocuk babası. Doktor dişhekimi, şimdiye kadar yayınlanmış yedi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster