Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Nisan '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
746
 

Milliyet satılınca, "Karşılıksız çek mi olduk?"

Milliyet satılınca,  "Karşılıksız çek mi olduk?"
 

"N'olcek şimdi?" Düzelir elbet. Aşağıda ise Bartın'dan bir manzara.


Öteden beri konuşuluyordu. Nihayet olanlar oldu. “Milliyet”, bir başkasına satıldı. Diğer Vatan’la birlikte.

Kısacası: içindeki, yağı ile, tuzu ile, aşı ile, tası ile, pılısı pırtısı ile ölçüldü, biçildi, kefelere kondu, kaç okka geldiği hesaplandı, el sıkışılıp “ Hayrını gör” denildi ve gazete el değiştirdi. Yakında logosu da değişir.

Bu satışın içinde, şüphesiz bizler de vardık tabi. Her birimizin sormağa hakkı olsun bu kadarcık: “Kaça gittik acaba?!”

Birim fiyatı içinde “Milliyet Blog’un esamisi, okunmuştur elbet. Alıcı, altın yumurtlayan tavuğu görmemezliğe gelse bile, ortada koskoca 6 bin kişilik blog ordusu dimdik ayaktadır. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Ama bu büyük satışta, bir kalemde öbür tarafa geçivermişizdir her halde.

6 bin kişi. Hangi medya’da bu kadar iyi eğitilmiş ordu vardır? Hiç birinde! Yurdun her yerinde tık çeşmeleri kurulmuş. Sebil gibi. Gelen içer, giden içer, sevabına tık’lanır da. Gerisi sen sağ, ben selamet.

Bu tık tık’lar uğruna Zigetvar Kaleleri alındı, verili, Mohaç Ovasında seferler düzenlendi, Mercidabık’da palalar sallandı, kelleler uçuruldu, Sonuçta sitemiz dipdiri, özgün, reklama açık ve yatkın “Aslan Asker Svayk” misali hala hükmünü sürdürüyor.

Bizlerin sırtı bile sıvanmadı. Varsın olsun: “Aslan Memetler / Hayırlı nöbetler, / Ettiniz çok hizmetler / Ederiz teşekkürler / Tık-Tık-Tık eyi günler / Hadi iyi geceler / Enine nanay / Dikine nanay / Şinanay yavrum şinanay…

Satışlarda ilkten, yeni gelecek olan kadronun hazırlığı yapıladursun, eskisi bir müddet gider. Yeni logo’da, en son yenilikler yerini alır. Bir bakarsınız. Elinize bir mektup tutuşturulur “Güzelim hizmetlerinize teşekkür ederiz. Sizi şööööyle alalım!” Te işte bu ka!

Bu işlerden köşe başlarını tutanlar, köşe yazarları, köşe yastıkları, habur sınır kapısı nöbetçileri zarar görür. Manevi baskı da cabası.

Hiç sevmediğim Hasan Cemal, bu haber kendisine bildirilince “burukluk” hissetmiş. O bile, “Tüh, satış öncesi pasif kaldık “ diyor. Hadi canım sen de. Ört ki, ölem!

Bizleri, işin blogculuk tarafı ilgilendirir. Sahi! “N’olcek halimiz?” Yeni İdare, mangal kömürü seçer gibi, tek tek durumlarımızı inceler.

Geri kalanlarımızın eline de, duvarlarımızı süsleyelim diye “teşekkür sertifikası” tutuşturur.

Amerika’da bir site yazarları siteyi dava etmiş yazıları yayınlanırken daha. “Bunca kazanca, bizim yazdıklarımızla ulaştınız. Her tıklanan yazımızla prim yaptınız ve zenginleştiniz. Bundan payımızı isteriz!” diye. İyi mi?

Site sahibi şirket cevaplıyor: “ Bu kadar aptalca çıkış görmedim, işitmedim. Blogcular, yazmağa başlamadan önce karşılık istemediklerini belirtmişlerdi.” Diyesiymiş. Demek ki onların yazı şartnamesinde böyle bir madde var. Bizde de yok olmasına rağmen, bizde sadece homurtular duyuldu zaman zaman. Bizler ne kibarmışız değil mi?

Bizim sitede durum neydi? “ Gelin yazın. Kapımız sonuna kadar açık” denildi. Koşa koşa, yuvarlana yuvarlana, akın akın koştuk buralara. Günlerce yazısına onay bekleyenler oldu. Onaylanınca da, sevinçten, evin tek tavuğunu şerefe kesip, akşamına da ziyafet çektiydi. Kimiz zaman günlerce bekletildik. Sonra da sevinçten göbekler attık. Öyle olmamış mıydı a dostlar? Hı?!

Ard niyetsiz. Karşılık beklemeden yazılar yazdık. Kimimiz akademik, kimimiz laylay-lom’lu yazılar döşendik.

Şimdi karşılıksız bir çek gibi ellere düştük. Sahi, “ N’olcek halimiz?!”

İnternet Medyacılığı değerini bulacak. Az kaldı. Basın dünyasının gözü, blogculukta. Ama, yazılı basın, İnternete “ kocaman bir çöplük!” diyorlar. Varsın desinler. İnternetcilik ve blogculuk, kağıt üzerindeki medyayı, silip süpürecek. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Yeni sahiplerimiz bu farkı görüp, mevcut blogculara daha sıcak davranmazlarsa, yerimiz hakikaten çöplük olur. Yeni sahiplerimiz umarız ki bu duruma düşmez. Düşerlerse, içimiz “cız” bile etmez. Böyle biline.

Kendimden örnek vereyim. Bartın, gençliğimin ve çocukluğumun geçtiği memleket. Sevgimi belirtirim bu sütunlarda ara sıra. Bartın’ın Valisi, edebiyata yakın bir kimse.. Tanışmayız. Bir telefon aldım kendisinden 2 gün önce. “ Bartın Yangunu” diye hitap ediyor. Bartın’ı bu kadar seviyorsanız, buraya gelmeniz lazım. Sizi tanımak isterim. dedi.

Şiirlerimi okuyor bana telefonda. Bir edebiyat semineri de varmış. Beni konuşmacı olarak programa alacaklarmış… “Gelirim” dedim. Bu Salı yolcuyum Bartın'a. Çocukluğumun memleketi. Halâ daha, deynekten atımı arayan ben. Anamın hoşaf tasını, zırh diye başıma geçirdiğim ben. Polisin elbiseleri toplayıp da ırmak kenarında cıscıplak kalan ben... Kendi erik bahçemizi, arkadaşlarla bir olup taşlatan sonra da kaçışanların arasında olan ben...

Vali İsa Küçük, Bartın Şiirlerimi bana, eksiksiz okudu. “ Ben bir Milliyet Blog okuyucusuyum. Sizi kaçırmıyorum” diyor. Gurur duydum. Hepimiz okunuyormuşuz.. Gidip tanışacağım bakalım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sn.Muzaffer abi, Yeni patronun elibol meraklanma. (Bkz. Delgado, Quaresma, Guti) Dün sabah benim banka hesabına baktım 25.000 Avro olan maaş 40.000 Avro olmuş bile. Sanırım alfabetik sırayla yatırıyorlar, ya da herzamanki gibi beni tanıdılar kaçırmak istemediler. Blogda yeni tarife de aşağıdaki şekilde oldu: Yayınlanan her blog 50 Avro'dan, 65 Avro'ya, artı her tıklama 5 TL'den 6,5 TL'ye, alınan her yorum 20 TLden 26,5 TL'ye ,girilen her polemik için -senin tabirinle- "idare ödemesi" de 100 TL den 165 TL'ye çıkarılmış. Artık 2. bir işte çalışmamıza gerek kalmadı ama ben yine de limon tezgahımı kapatmayı düşünmüyorum. Bi şekilde yazarken ordan besleniyorum abi.

kurşunkalem 
 25.04.2011 8:52
Cevap :
Yazmışsın upuzun. Olmuş bir blog. Havasını bozmayayım diye "Yorumsuz" bırakırken, bir çift de benim lafım var. Bizim Bloğa bakan genel müdürümüz duruyor mu yerinde bilmem ama, bütün yenilikler, peyderpey sıraya girdi şimdi. Oldu olacak, doğum parası, ölüm parası ve de ücretli izin parası da isteyelim. Selam ve sevgilerle.  25.04.2011 14:08
 

Nasıl da salınırım o kırmızı halının üzerinde, takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş bir halde. Hani nerde? Kırmızı halı nerde? Hazırlanayım da geç kalmayayım bare. Çekemeyenler bulansın hasede. Saygı ve sevgilerimle. Hocam iyi yolculuklar.Bartın'a gidip de bizleri unutmayı sakın haa! Ayşen Kura

Ay Şen 
 25.04.2011 0:18
Cevap :
Merak etme. Kimseyi unutmam. Benim için imza günü de tertiplemişler. Üniversitenin salonunda, imzadan önce, soruları cevaplayacağım. Kitapta birebir yaşanmışlıkları anlatacağım. Hem de suyun başında. Yani Bartın'da. Kim derdi ki, Bartının haylaz çocuğu büyüyecek, sonra kitap yazacak, sonra da gelip bunları halka bir bir anlatacak. Bu ne iş?! Rüyamda görsem inanmazdım. Ört ki, ölem! Bi şey daha diyeyim sıcağı sıcağına: Şayet MB. olmasaydı, bu yazdıklarımın hiç biri olmazdı. Hiç biri. O bakımdan MB'a müteşekkirim. Beni gizliden gizliye teşvik etti. Yoksa ben, yine bu hikayeleri sağda solda anlatır, hikayelerimi ona buna kaptırırdım valla. Teşekkürler. Sağolasın.  25.04.2011 11:40
 

Sevgili Cellek, blog konusunda endişelerimi "ben bu filmi daha önce görmüştüm" diyerek uzunca anlatmıştım. Hatırlarsanız siz de üç yorumla katkıda bulunmuştunuz. Editörlerimize "korkuyorum, endişeleniyorum" demiştim. Hepimizin emekleri heba olup gitmesin demiştim... Korkularım gerçek olursa hep birlikte üzülürüz. Burası gerçekten hafife alınmaması gereken bir ortam. Büyük bir nimet... Umarım yeni sahipleri MB' a sahip çıkarlar. Ama önce yazarlarının sahip çıkması gerekiyor. Yazarlar burayı ciddiye almalı ki, yazdıranlar da ciddiye alsınlar. Yoksa marabasıyla birlikte yanan bir çiftlik olur burası. Böyle bir ortam yeniden kolay kolay oluşturulamaz diye düşünüyorum. Eğer burada da bildik son olursa bir daha internete yazmam herhalde. Buz üstüne yazmak gibi bir şey oluyor. Emeğimize saygı gösterilmeli. Aksi taktirde karşılıksız çek değil, çalıntı çek gibi olacağız. :-) Sevgi ve saygılarımla...

Haluk Seki 
 24.04.2011 23:37
Cevap :
Felsefi bir yaklaşım. Şimdi taraflar, koridorlarda, bürolarda, yemekhanelerde konuşulanlar, yürütülen faraziyeler bu tür şeyler. Sizin değindiğiniz şeyler. Onların sorunları, kendilerine göre büyük. İnternetçi bloglar, eğri kavak ağaçları. Bu saatten sonra sulasan da olur, sulamasan da. Yapraklarını dökse de, beli eğrilse de, bir şey yazmaz. Blog hakkında uzmanlar, defterleri, kalamozaları önlerine çektiler görüşüyorlardır. Blogculuk ne getirir ne götürür diye. Onların indinde birer "kül" üz. Biraz da duman. Blogda kıymetli yazanlar var. Bakıyorum da herkes, "bu işten yandım bittim kül oldum. N'olcek şimdi" diyenler gibi algılanmışım. Okuduğunuz yazı, genelleme, blog adına yazılmıştır. Ben, sadece üzülür geçerim. Arkadaşlar adına üzülürüm esas. Emeğe saygı gösterilmesi için patron dahil, en ufak birime kadar, gazetecilikten (Basın Yayın) anlaması lazım. Simavi gibi, Web Makinelerinin altına, tulumları giip yatabiliyor musun? İşte mesele bu. Selam ve sevgilerle kardeşim.  25.04.2011 1:11
 

Daha önce de Hürriyet Onpunto da bunu bise yapmıştı Doğan. Bir günde bitirmişti blog sitesini. Kapatmıştı.

NADİR KALBİNUR 
 24.04.2011 19:05
Cevap :
Bu seferhki, bir günde bitmez. "Bu pilde iş var daha. Ki, hemen atılmaz!" 6 yıldır onca emek sığdı Blog dünyasına. Aniden sırt çevrilir kapatılırsa, yıldırımları üzerine çeker. Silinir. Prestij kaybeder. Altın yumurtlayan tavuğu, kimse bırakmak istemez. Ne olur? Tırpanlanır sadece. Seçme yaparlar. Selam ve saygı ile  25.04.2011 11:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster