Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
811
 

Minik yüreğim, bebeğim...

Bebeğim, minik yüreğim.

Düşüverdin aklıma yine. Bu türküyü duyunca dayanamıyorum ki; dönüyorum geriye, eskiye... Seninle olduğumuz o kısacık zaman dilimine. Özlemin hala öyle yakıcı ki! Kavurucu ve hala taze...

Seni ilk gördüğümde, nasıl da acılar dolduydu içime, yüreğime! En çok da sen acı çektiğin için üzüldüm ben. Hiçbirşey yapamadığım, öylece bakakaldığım için. Senin daha sağlıklı doğmanı sağlayamadığım için kahroldum ben.

Camın arkasındaydın miniğim. Heryerinde hortumlar, serumlar, kolların ve bacakların çıplak öylece. Ağzına bir hortum koymuşlar; nefes alabilmen için. O minicik ciğerlerin öyle yorgunmuş ki; kendi kendine soluyamıyormuş benim şu kolayca soluduğum havayı! Nasıl dayanır o minicik bedenin, bunca acıya, ızdıraba? O pır pır hızla çarpan yüreğin, nasıl kaldırır bunları?

Babanla beraber görmüştük seni ilk kez, o an.Her zaman olduğu gibi, yanımdaydı bebeğim. Ellerimiz kenetli birbirine...Kanatırcasına batırmışım tırnaklarımı da, hissetmemiş o da acısından...Gözlerimiz, camın arkasında yatan o minicik bedeninde takılı, buğulu... Acılar tarifsiz, acılar anlatılmaz... Ne zor artık bizim için nefes almak. Haksızlık zaten! Senin alamadığın havayı, bende solumamalıyım bebeğim. Sen orada acılar içinde yatarken, ben rahat olmamalıyım. Uyumamalıyım... Seni sütümle besleyemezken, ben nasıl doyurayım karnımı? Aç kalmalıyım... Acı çekmeliyim bende...

Bir anda öfkeden deliye dönmüşüm bebeğim. Ortalığı yıkıp, dökmüşüm. İlaç yapmışlar yine. Babanın beni zorla yatırdığını hatırlıyorum, hayal meyal. Bir de gözlerini... Kan çanağına dönmüş, yeşil gözlerini... Ilık yaşlarını sessiz sessiz içine akıtan baban, yosun yeşili gözleriyle bakıyordu bana, üzgün ve kederli. Ve çaresiz...

Sadece bir hafta kalabildin bizimle bebeğim. Bir damlacık bedenin dayanamadı bu zulme. Ve sen, bizi bırakıp gittin cennetine.

Önceleri çok karışıktı herşey. Baban ve ben, ardından teşekkür ettik sana. Bir haftalığına da olsa bize ana babalığı yaşattığın için...Sen hiç hissedemedin, farkedemedin ama evlat olduğunu! Minicik yüreğinle bilmedende olsa, bizi mutlu ettin bebeğim.

Arkandan çok ağladım bebeğim. Çok istedim yanına gelmeyi. Anlamadılar beni, dinlemediler. Oysa ben biliyordum senin orada çok üşüyeceğini, karanlıkta korkacağını, anneni isteyeceğini, ağlayacağını...

"O minicik "dedim ben, "Üstelik yorgun, yıldı artık. Benim gitmem lazım, onu göğsüme bastırıp, sıcağımla ısıtmam lazım, acıkır, onu doyurmam lazım !" dedim. Çok dedim bebeğim, çok dedim! " Gideyim ben, bırakın!" dedim. Beni dinlemediler. Ne yaptımsa beni, sana göndermediler. Seni oracığa bırakınca, bende öldüm bebeğim! Parçalandım, o toprakla üzerine örtüldüm ben bebeğim... Anlamadılar beni, dinlemediler. Seni orada öylece bırakıp, beni de eve götürdüler. Uyuşmuştum artık, içimdeki şeytani öfkeyi de uyuşturmuşlardı. Bırakıp seni o toprakta, gittim bebeğim. Gittim ve ben YİTTİM!

Sonraları babana çok öfkelendim. Kustum bütün öfkemi ona. Hiç acımadan, onu hiç anlamadan. Öyle yanıyordum ki, öyle acıyordu ki her yanım! Öyle bencildim ki! Oysa O da parçalandı benimle, belki de en çok o kanadı. İçin için... Sessizce... Her bulduğu kuytuda ağladı. Uzun bir süre, yosun yeşili gözleri hep kan çanağıydı! O öfkesini atamadı bebeğim. Benim kadar açamadı içini kimseye. O nu çekebilecek, kendisi gibi biri yoktu ki! O benim gibi şanslı değildi!

Ben dagıldıkça o, hep toparlanmak zorunda kaldı. Acısını, hüznünü, kederini yaşamadı hiç. Hiç hıçkırarak ağlayamadı. Hep güçlü olmak zorunda kaldı. Benim sana gelmemem için, çok uğraştı. Beni burada tutmak için kaldı hep benimle, elleri herdaim ellerimde... Sabırla bekledi beni. Yıllar önce seni beklediğimiz gibi.

Seni ilk öğrendiğim anı hatırladım birden. Hamile miyim, değil miyim, öğrenmek için sabırsızlanıyordum ve kan tahlili yaptırmıştım erkenden. Doktor telefonda söylemişti sonucu. "Tebrikler! hamilesin!" Öylece yığılmıştım kalorifer peteğinin yanına. Dizlerim tutmuyordu. Gözlerimden yaşlar boca olmuştu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. İşyerindeki herkes bana bakıyordu. Ve ben hayatımda ilk kez, mutluluktan ağlıyordum! Bana mutluluktan da ağlanabileceğini, ilk kez sen öğretmiştin bebeğim... Acıdan ağlamaktan öyle yorulmuştum ki!

Evet bebeğim, hayat bu!
Geldin ve gittin... Yaz yağmuru gibiydin... Yağdın, geçtin... Arkandan ıslağa doymuş gözlerimiz kaldı sadece, nemli, buğulu...

Çok istedim o an yanına gelmeyi. Ama burada, babana ve umuda yenildim bebeğim. Bazen düşünüyorumda, yokluğunun bu onuncu yılında, kızıyorum kendime hala. Seni oralarda öyle yalnız, öyle ıssız bıraktığıma...

Ama bebeğim, insan anlıyor zamanla; hayatın devam etmesi gerektiğini. Her yeni günün, yeni bir hayat olması gerektiğini. Umut etmek ve varolabilmek için bir neden bulmak gerektiğini. Hayata acılarlada olsa tutunmak gerektiğini... Ben, senden sonra hayata, babanla tutundum bebeğim. Senin için her doktor muayenesine gidişimde olduğu gibi, öfke nöbetlerimde olduğu gibi, kederli halimde de hep yanımdaydı. Beni hiç bırakmadı. Sevgisiyle, hüzünlü yosun yeşili gözleriyle ve dingin yüreğiyle, hep benim huzur limanım oldu. Ve O, benim yeniden tutunmamı sağladı bu acımasız hayata.

Ve evet, bu bağıran, yaramaz çığırtkan da senin kardeşin bebeğim! Henüz dört yaşında. Gökyüzünün ve denizin güzel mavisi onun gözlerinde buluşmuş sanki! Büyülü bakışları var. Bukle bukle kumral saçları... Ve duyduğun gibi oldukça güzel ve tiz bir sesi! Artık birde onun için tutunuyorum bu hayata bebeğim. Yapıştım hiç bırakmamacasına... Bil istedim bebeğim, anla istedim bizi. Biz seni unutmadık! Sadece sensiz yaşamaya alıştırdık kendimizi, her ölümde olduğu gibi. Ve her yitimde... Yumuk gözlerinden öperim hasretle...

NOT: Bu, gözleme dayalı, empati ile yazılmaya çalışılmış bir kurgu sadece. Ama biliyorum ki; aslında yaşananlar, bunun kat ve kat fazlası. Ve kelimelerle ifadesi çok zor. Böylesine dayanılması güç bir acının, hepimizden çok çok uzak olmasını diliyorum...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar da masum ne kadar da şirinler öyle değil mi? Ama yazınızı okurken tüylerim diken diken oldu.Bu kadar ince,bu kadar içten dile getirilebilir miydi acaba bu acı.O kadar güzel dile getirip kaleme almışsınız ki! benimde gözlerim dolu dolu oldu.Sanki bu acıyı ben yaşıyormuşum gibi oldum bir an.Uamrım sizinde söylediğiniz gibi; böylesine dayanılması güç bir acı hepimizden çok uzak olur.Sağlıklı ve huzur dolu günler diliyorum...

SEMRA SOBACI 
 27.12.2008 9:49
Cevap :
Eğer gerçekten çabalarsak çevremizdekileri, sevdiklerimizi ve yaşananları daha iyi anlayabiliriz. Herkes söyler, en büyük acılardan biridir bu diye. Sanırım haklılar...Evlatlarımızın her zaman sağlıklı ve mutlu olması dileğiyle...Saygılar...  27.12.2008 12:19
 

Filmler, hikayeler beni ağlatmaz biliyormusun. Ben, annem de gördüm o acıyı, başkası beni ağlatamadı. 20 yıl sonra, ilk defa sen, gözümden bir damla yaş akıttın. Çok güzel yazmışsın. Kurguda olsa, yaşattın acıları tekrar. Yalnız merak ettim. 4 yaşında bir oğlun ve yeşil gözlü babası var mı? Sevgiyle kal.

SINIR 
 27.12.2008 0:39
Cevap :
Aslında bir dostuma;" haybeden değil, gerçekten seni anlamaya çalışıyor ve olabildiğince paylaşıp, azaltmak istiyorum acılarını" demek amacıyla düşünmeye başladım ve bu çıktı ortaya. Senin acılarını tazelediysem üzüldüm inan. Evet, anneyim bende.Cin gibi bir kızım var.Ama babası yeşil gözlü değil:)Kurguya, çok gerçek karıştırmak istemedim.Çünkü bu haliyle bile gece uykum kaçtı, yaşanmış olabilecekleri düşünmekten...Biraz batıl tarafım vardır da, yenmeye çalışıyorum çoğunlukla!:) sevgiler sana ve oğluna...  27.12.2008 11:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 502
Kayıt tarihi
: 26.10.08
 
 

Aşka aşığım ben. Ve hayata ve yaşamaya, doyasıya. Hüzünlerimi de, elimdeki güzelliklerin farkına var..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster