Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
618
 

Miş- Muş. Öyleyken Böyle-İmiş. Haberim Yok- Muş.

Miş- Muş. Öyleyken Böyle-İmiş. Haberim Yok- Muş.
 

kiss me!


Özlemek, özlemek, özlemek- miş. Bazen sırf bu sebepten bile bile birbirinin canını acıtmak, bazen özlemenin şekerli tadına varmak- mış. O ilk sarılışa paha biçilemez- miş. Onu her göreceğin gün; özenle hazırlanmak, tekrar tekrar heyecanlanmak- mış. Pamuklu pijamalarımı ve kız arkadaşlarımla vakit geçirmeyi özledim, dostlarımı ihmal ettim derdi yok- muş. 

Normalin kat be kat üstü telefon konuşması yapmak- mış. Çalınca gülümsemek, açınca ortamdan uzaklaşmak, bir dolu bir boş konuşmak, bazen kahkaha krizi bazen tripcan homurlanmalar yapmak, kapatırken gülümsemek- miş. 

Telefonla yetinmemek, skype’da kamera açmak, sms, mms, fb, mail, twitter mesajları atmak- mış. 

Yolların kısalması, bir yandan uzamasıy- mış. Varış çok kısa, dönüş çok uzun-muş. 

Zaman kavramının da aptala bağlamasıy- mış. Ondan uzaktayken, ona yaklaşan günlerin geçmek bilmemesi, ona değerken anların çoğalması ama zamanın çokça hızlanması- imiş. 

Acayip- miş. Her an yanı başında olabilecek bir çoklarından; daha yoğun hissi uzaktan hissettiren olması- imiş. Yanında olunca, her anın değerini bilmek- miş. 

Durup dururken hüzünlenmek- miş. Şimdi niye burada değil, bu arkadaşımla keşke tanışabilseydi, bu davette elimi tutsaydı, bak çok canım sıkıldı evde boş boş oturuyorum, şu filmi sadece onunla görmek istiyorum nidaları arasında... 

Tanımadığım his kıskançlık derken kıskanmak- mış. O kız, bu kadın, berikinden değil. Yanında olabilen herhangi bir arkadaşını kıskanmak. 

“Kavga ettik” diye boktan bir sebep sunan arkadaşına, “salak değerini bilsene yanındakinin” diye bağırmak istemek- miş. Öyle pek kavga nedir bilmemek- miş ama kavga edince kolay kendine gelememek- miş. 

Aklının bi köşesinin hep 450 km uzakta olmasıy- mış. 

Lanet etmek- miş kaderine. Nereden çıktı bu, bak hep bir parçam eksik gibi demek, sonra şükretmek- miş. Ne olursa olsun, iyi ki var- mış. İyi ki doğ- muş. İyi ki gel- miş. İyi ki “şimdi seni öpersem ne yaparsın” de- miş. 

Thy, atlas, pegasus, anadolu jet sitelerine hep bakmak- mış. Kimselere haftasonu program sözü verememek- miş. Öbür hafta gider miyim, Pazar gece mi Pazartesi sabah mı dönerim soru işaretleriyle. 

Şaşırmak- mış. Telefondaki en küçük bir ses değişimini hisseden olunca. Değerli hissetmek- miş. 

Bugünde değil daha çok yarın da olmak- mış. Hep plan yapmak- mış. Sen ne zaman gelirsin, ben ne zaman gelirim, senin işin, benim işim, bodrum’a kaçarız değil mi, yılbaşında kimin arkadaşlarıyla olsak, hadi nolur mayıs gelse de sen dönsen... 

Aptal gibi gözlerinin dolması- imiş. Hani geçici ayrılığa 10 saat kala, “olmak istediğim yer burası” deyip sarılanın gözlerine bakarken. 

Uzak ilişki yaşamak öyleyken böyle- imiş. Güzelmiş, sıcakmış, garipmiş, uzakmış ama en yakın olandan daha bile yakınmış. 

Bilmez- mişim. Öğren- mişim. Bir de bütün bunları anlamak idrak etmek- miş. 

daha fazlası için: http://fortfolio.blogspot.com/ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 752
Kayıt tarihi
: 25.09.10
 
 

Okuyacaklarınız 26 yaşında, İzmirli, altı yıldır uluslararası bir dergide editörlük yapan, biraz tak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster