Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
93
 

Mış gibi yapıyor, mış gibi yaşıyoruz

"Mış gibi yaşamlar" ifadesini ilk olarak sn Doğan Cüceloğlu ortaya atmıştır. Kendisi bu ifadeyi bir çok kitabında da kullanmıştır. Buradan kendisine saygılarımı sunuyorum. Doğan Bey ve kendisinin kitapları sayesinde benim de bu konuda farkındalığım arttı. Doğan Bey, kitaplarında zaman zaman, mış gibi yapılmış olan kaldırımlardan, mış gibi konulmuş ancak uygulanmayan hukukî ve toplumsal kurallardan bahseder. Ben de son zamanlarda etrafıma bakınca hep eksiklikler, hep bir sahtelikler, hep bir "mış gibi yapılan işler, mış gibi yaşanan hayatlar" görüyorum. Doğan beyin söylediği gibi mış gibi yapılan kaldırımları, mış gibi yapılmış özürlü yollarını, mış gibi yapılan belediye hizmetlerini, yapıyormuş gibi yapılan göstermelik eğitimleri görüyorum. Lüks AVM lerde, üst düzey sitelerde, rezidanslarda ve gösterişli şirketlerimizin girişlerinde ilk göze çarpan güvenlik mış gibi yapılan güvenlik işlerini görüyorum. 
 
Aslında memleketimizde neredeyse bir çok şey "mış" gibi yapılıyor. Aslında yapmıyoruz, ancak yapıyor görünüyoruz. Belkide "İşi bileceksin, işe gitmeyeceksin." sözü böylece çıkmıştır. İş hayatımız mış gibi yapılan işlerle yürüyor. Her şey uydurma, geçici çözümler, günü kurtaran hareketler ile geçiyor. Aslında bir çoğumuz görevlerimizi hakkıyla yapmıyoruz. Görevlerimizi çoğunlukla savsaklayıp baştan savıyoruz. Trafik kurallarını, iş güvenliği kurallarını, toplumsal kuralları, etik kuralları hiç birini içselleştirmedik. İçselleştirmek bir yana, kuralları gözardı ediyor, görmezden ve duymazdan geliyoruz. Yoksa kurallara uymuş olsaydık güzel ülkemizde bu kadar trafik ve iş kazası olmazdı. Eğer denetleme görevini yapan insanlar işlerini savsaklamayıp, mış gibi yapmayıp da, hakkını vererek iyi bir şekilde yapsalardı bir Soma faciasını yaşamazdık. Eğer trafik polisleri işlerini mış gibi yaparak değil de, gerçekten hakkını vererek yapsalardı, trafik kontrollerini tam bir şekilde yapsalardı bu kadar kaza olmazdı. Her yıl on binlerce insanımız (sanki kadermiş gibi) trafikte ölmez, on binlercesi yaralanıp sakat kalmazdı. Milyarlarca dolarlık milli gelirimiz de, kazalarda hurda haline gelen araçlar yüzünden heba olmazdı. Ve eğer maliye, sgk ve diğer devlet görevlileri de şirketleri ve işletmeleri denetlemek işlerini mış gibi değil de, gerçekten hakkını vererek yapsalardı bu ülkede vergi kaçırılamaz, bu sayede vergi yükünü sadece çalışan kesim omuzlamak zorunda kalmazdı. Denetlemeler mış gibi yapılmasaydı, ne gelir adaletsizliği oluşurdu, ne de devlet gerçekten çok kazanan firmaların karşısında acizane bir görüntü sergilerdi. Denetimler mış gibi yapılmasaydı, merdivenaltı firmalar gerek çalışanların hakkını gerekse devletin vergisini gasp edemezlerdi. Eğer tarım bakanlığı ve belediyeler gerçekten işlerini mış gibi değil de gerçekten hakkıyla yapsalardı, sebze-meyve hâllerini, semt pazarlarını, gıda firmalarını ve çarşıyı hakkıyla denetleselerdi, biz ne yediğimizden şüphe etmezdik. Hormonlu, gdo lu tarım ürünleri ile, kimyevi ve kanserojen katkılarla hızlı üretim ile üretilmiş tarım ürünleri yiyor şüphesi taşımazdık. Eğer belediyelerimiz işlerini mış gibi yapmak yerine, hakkıyla yapıyor olsalardı böyle çarpık, çirkin, plansız şehirlerde üst üste yaşıyor olmazdık. Eğer işlerini denetimlerini hakkıyla yapsalardı gökdelenlerle gecekondular yan yana olmazdı. Hatta hiç gecekondu olmazdı. Şehir planlamacıları ve mimarlar işlerini mış gibi yapıyor olmasalardı, bugün yaşadığımız türden bir trafik ve park sorunu olmazdı. Daha yaşanır daha yeşil şehirlerimiz olurdu.
 
Aslında bizim ülke olarak, yasalar ve hukuk olarak bir eksiğimiz yok. Bizim tek sorunumuz, yasaları uygulama konusunda, kurallara uyma, uydurma ve iş ahlakı konusunda. Ancak işlerimizi mış gibi yapma alışkanlığı sadece devlet ile ilgili bir durum değildir. Toplumsal olarak genlerimize işlemiş bir konudur. Anlı şanlı büyük şirketlerimiz, mühendislik ve inşaat firmalarımız, esnafımız, ticaret erbabımız, çiftçimiz, kısacası hepimiz maalesef işlerimizi mış gibi, yani yapıyormuş gibi yapıyoruz. İdealist bir yaklaşımı, neredeyse hiç bir alanda, hiç bir sektörde, hiç bir meslek grubunda göremiyoruz.
 
Yurtdışındaki yerleşimi ve binaların güzelliklerini ve yüzyıllar boyu kullanılabilen sağlamlığını bizim binalarımızın çirkinliklerini ve çürüklüğünü karşılaştırın. Onların mimarları mimar, mühendisleri mühendis iken, bizim mimarlarımız ve mühendislerimizin işlerini mış gibi yaptıkları ortada değil mi? Eğer onlar da işlerini mış gibi yapmayıp hakkıyla yapsalardı, birçok şehrimizde bu güne kadar meydana gelen depremlerden sonra yaşadığımız binaların yerle bir olmasından dolayı yaşadığımız acıları yaşamaz, ahlar vahlar etmezdik. Elbette en küçük depremde çöküveren binaların tüm suçu ve günahı devlet ve mühendislerde değil. Elbette müteahhitleri de unutmamak gerekir. Eğer işinin üçkağıdına kaçan müteahhitler olmayıp, işlerini mış gibi yapmayıp, malzemeden çalmayıp işlerini hakkıyla yapsalardı bu derece yıkımlar ve trajediler yaşamak zorunda kalmazdık. Elbette tüm meslek grupları veya tüm insanlar herkes aynı değil. İstisnalar da mevcuttur. Ancak "istisnalar kaideyi bozmaz" sözü maalesef doğru.
 
Peki, sanatçılarımız, sporcularımız, entelektüellerimiz, akademisyenlerimiz işlerini mış gibi mi yoksa hakkıyla mı yapmaktalar? Pek öyle görünmüyor! Maalesef ülke olarak her meslek dalında amatörlükten kurtulamıyoruz. Yaptığımız işlerde uzmanlaşmayı bir türlü başaramiyoruz. Maalesef ülke olarak, yaptığımız hiç bir işte iyi değiliz. Çünkü bizde her alanda değişim ve sirkülasyon çok fazla. İdealizm ve profesyonel bir yaklaşım olmadığı için de yaptığımız her işi "Mış" gibi yapıyoruz. Bu yüzden bu dünyada biz Türkler'in olarak en iyisi olduğumuz herhangi bir konu yoktur. Ben çok düşündüm ama hiç bir şey bulamadım. Evet maalesef hiç bir meslekte dünyanın en iyisi değiliz. Sadece mesleklerde değil, tarımda da iyi değiliz. Sporda olmadığımız gibi,  sanatta ve akademik çalışmalarda da yokuz. Bilimde yokuz. Üniversitelerimizde her türlü imkan var. Adeta akademisyen ordusuna sahibiz. Eğer sahip olduğumuz tüm üniversitelerdeki akademisyen ordusu işlerini mış gibi yapmak yerine hakkıyla yapsalardı üniversitelerimizin seviyesi bu kadar yerlerde olur muydu? Eğer işler mış gibi yapılıyor olmasa; onlarca, yüzlerce, binlerce yeni buluş, patent, teori ve akademik başarıya sahip olmaz mıydık? Her yıl binlerce doktoralı masterli akademisyenlerimiz mevcut sayının üstüne ilâve geliyor. Ama ciddi bir bilimsel araştırma yada bilimsel buluş göze çarpmıyor. Çünkü, bilimsel olması gereken akademik çalışmaların çoğu da mış gibi yapılıyor. Doktoralar ve master faaliyetlerinin çoğu sırf o ünvanları elde edebilmek için yapılıyor. Sırf bir şeyler yapıyor görünmek için yapılıyor. Maalesef bir çok bilimsel araştırma Google'dan copy paste yapılarak yapılıyor. Eğer işlerini mış gibi yapmak yerine hakkıyla yapan sporculara sahip olsaydık futbolda, basketbolda, amatör dallarda başarıdan başarıya koşmaz mıydık? Eğer öyle olsaydı olimpiyatlarda altın madalya ve başarı sıralamasında son sıralarda olmak yerine başı çeken ülkelerden biri olmaz mıydık? Futbol ve basketbolda Avrupa ve dünya kupalarında başarıdan başarıya koşmaz mıydık? Çünkü artık ülke olarak elimizde her türlü imkan var. Paraysa para, tesis ise tesis, imkan ise imkan her şey var. Ama başarı bir türlü gelmiyor. Bu zihinsel kalıplarla başarı gelmez! Çünkü yaptığımız hiç bir işte profesyonellik olmadığı gibi, sporda ve sporcularımızda da profesyonel anlayış olmadığı için başarı gelmiyor.
 
Peki kurallara uymayışımızın, kuralları uygulamayışımızın, denetimlerin takipcisi olamayışımızın, işlerimizde bir türlü profesyonelleşemememizin nedenleri nelerdir? Benim bulabildiğim sonuçlar; içimizde idealizmin bir değer olarak yer almaması ve genlerimizdeki dıştan gelen hiçbir kuralı içselleştiremeyen özgür ve yarı vahşi yanımızdır. Maalesef bu durumlar eğitimle öğretimle değiştirilemez. Bir kültürün ve değer algılarının değişmesi gerekir ki bu çok zor bir şeydir. Büyük bireysel farkındalıklardan, toplumsal farkındalıklar oluşması gerekir. Bu süreç, en az iki, üç yüzyıl alabilecek bir zamandır. Belki artık hepimiz için en iyisi kendi kendimizi de olduğumuz gibi kabul etmektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 215
Kayıt tarihi
: 28.01.17
 
 

Blog yazarlığına kişisel gelişim, hayat menkıbemizi bulmak ve farkındalığımızı artırmak için başl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster