Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2008
 

Misak-ı Milli= Atatürk'ün yol haritası - 2

Misak-ı Milli= Atatürk'ün yol haritası - 2
 

"Bir de gördüm ki, doğduğum Selanik ve oarada anam, kardeşim düşmana teslim edilmiş". M.Kemal ATATÜRK


"BİR DE GÖRDÜM Kİ, DOĞDUĞUM SELANİK VE ORADA ANAM, KARDEŞİM DÜŞMANA TESLİM EDİLMİŞ"(M. Kemal ATATÜRK)

LOZAN'DA MİSAK-I MİLLİ'Yİ GERÇEKLEŞTİREBİLDİK Mİ?

Lozan'a gidecek Barış Kurulu, İsmet Paşa'ın(İnönü) başkanlığında, Sağlık Bakanı Dr.Rıza Nur ve Maliye Bakanı Hasan Bey(Saka)'dan oluşuyordu.

Bu görevlendirmeden sonra İsmet Paşa, 3 Kasım 1922 günü Meclis'te yaptığı konuşmada Lozan'da izlenecek yolun Misak-ı Milli doğrultusunda olacağı hususunda Meclis'e güvence verdi...Meclis de, Başbakan Rauf Bey ve diğer bazı milletvekillerinin, ülke bütünlüğünün  ve ulusal egemenliğin sağlanması için büyük bir çaba harcanmasını önermişlerdir. Bu öneri ve ileri sürülen diğer görüşler, "2 karar" halinde İsmet Paşa'ya verilmiştir(1).

Lozan Barış Kurulu'na verilen direktifin, Misak-ı Milli'nin  Musul konusunun ilgi sahasına giren yanları şöyleydi (2)

-- IRAK SINIRI; Süleymaniye, Musul ve Kerkük'ün Türkiye'ye geri verilmesi istenecek(İnglltere'ye bazı ekonomik ayrıcalıklar; örneğin petrol işletmeciliği alanında ayrıcalıklar  düşünülebilir)

-- SURİYE SINIRI ; Suriye ile sınır daha güneye ve Güneydoğu'ya çekilmelidir.(Sınır, Re'si İbn Hayr'dan başlayarak Harm, Müslimiye, Meskene ve Fırat yolu, Denizor ve sonunda Musul ile güney sınırına ulaşan bir hat olmalıdır.

NOT : Bu hattı haritadan izlerseniz, IRAK sınırının bugünkü Kuzey Irak'ı içine aldığı ve SURİYE sınırının da, bugün Özgür Suriye Ordusu'nu ve sonradan bölgeye gelen PYD'nin bulunduğu bölgeleri içine aldığı  görülebilir.

Lozan heyetinden istenen Suriye sınırı; Musul, Süleymaniye ve Kerkük'e irtibatlı olup Misak-ı Milli'nin Güney sınırını tamamlıyordu. Bu kısa ve kesin direktifle, genel olarak Misak-ı Milli  temel alınıyordu.

 

LOZAN'DA NE OLDU ?

Lozan Konferansı'nda, İngiliz  Baştemsilcisi  Lord  Curzon'da sonra bir konuşma yapan İsmet Paşa, özetle, ".....Bütün uygar uluslar gibi özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz" dedi..(.Konuşmanın tam metnini vermedim ama,cd) İsmet Paşa'nın meydan okuyucu konuşması, Konferansa katılanları etkilemişti...İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, "Türkler, bir elde Misak-ı Milli, bir elde kılıç olduğu halde Konferansa gidiyorlar"(3) demişti.

Ancak, ismet Paşa'nın meydan okuması, Konferansın devamı sırasında yavaş yavaş etkisini kaybetti...Sonuçta, Misak-ı Milli haritası eksik olarak gerçekleştirildi...

Batı Trakya, Adalar, Hatay ve Musul alınamadı...Ayrıca Boğazlar üzerinde de tam kontrol sağlanamadı...

Genel, yani büyük hedef elde edilmişti; "özgürlük ve bağımsızlık" kazanılmış ve Yeni Türkiye, uluslararası ortamda yerini alan bir ülke haline gelmişti.

 

ELDE EDEMEDİKLERİMİZ NE OLACAK?

Bana göre M .Kemal  için defter kapanmamıştı...O'nun için, bu sonuç "kesin bir çözüm"  anlamında değil; "şimdilik bir erteleme" ya da "zamanı gelince halledilir" şeklinde kabul edilen bir durumdu...Çünkü, M. Kemal'in Misak-ı Milli  konusundaki sonraki sözleri ve tavırları, bunun böyle olduğunu göstermektedir...

"Bir de gördüm ki, doğduğum Selanik ve orada anam, kardeşim düşmana teslim edilmiş"(4) diyen  Mustafa Kemal'in içindeki acı elbette büyüktü...

Belki bunun içindir ki, aradan yedi yıl geçmesine(Çünkü Musul, kesin olarak 1926'da elimizden çıkmıştır), "Yurtta barış, dünyada barış"ı  bir ilke olarak ortaya atmasına rağmen, M. Kemal,1933 yılında Ankara'da görüştüğü Amerikalı General Mc. Arthur'a aynen şöyle demiştir :

"Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım"(5)

 

MİSAK-I MİLLİ'NİN EKSİKLERİ TAMAMLANIYOR....

M. Kemal, verdiği sözü tuttu ve gereğini yapma yoluna girdi...Önce, 1936'da imzalanan Montreux Antlaşması ile Boğazların tam kontrolü sağlandı...Sonra, 1939'da --hastalığı sırasında sık sık sorguladığı-- Hatay, Türkiye'ye bağlandı...

Mustafa Kemal'in, Yurtta barış, dünyada barış"  ilkesi, "her ne pahasına olursa olsun barış" anlamına gelen "durağan" bir politika olarak kabul edilmemeli, düşmanın yaptığı stratejik ve taktik yanlışlarından yararlanılarak hak edilen kazanımlar elde edilmelidir.

Bu arada, Misak-ı Milli'nin güney hududunun, Mondros Mütarekesi'nin hemen ardından İngilizler tarafından siyaseten, hukuken haksız bir şekilde işgal edildiğini de unutmamalıyız.

 

BÜYÜMEK ZORUNDAYIZ; BÜYÜMEK İSTEMEYENİ KÜÇÜLTÜRLER...

Tarihi süreçte, dünya üzerindeki hiçbir ülkenin sınırları uzun süre aynı kalmamıştır. Birbirini izleyen savaşlar ve arkasından yapılan antlaşmalar, mevcut sınırları değiştirmiştir. Bu süreçte, bazı küçük beylikler ve prenslikler imparatorluk olmuş ve bazı imparatorluklar da ya parçalanmış ya da ortadan kalkmışlardır. Kaçınılmaz olan bu tarihsel siyasi süreç hala devam etmektedir. Yirminci yüzyılda, Rusya'da, Balkanlarda ve Kafkaslarda bunun örneklerine hepimiz tanık olduk....

Bize gelince, Osmanlı İmparatorluğu, bildiğiniz gibi 600 yıl önce, bir Beylik'ten üç kıtaya yayılan bir imparatorluk haline gelmiş ve sonunda Viyana surları önünde duraklamıştır. Sonra da gerilemeye başlamış ve bu gerileme, Ankara'yı merkez alan küçük bir bölgeye kadar devam etmiştir. Sakarya'daki top sesleri Ankara'dan bile duyulmuştur.

Sakarya'dan başlayan ileri hareket, Türkiye'yi yeniden büyüme  safhasına sokmuştur...Önce Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Lozan'da arzu ettiklerimizin tamamını elde edememiş olsak da, tekrar büyümemizin bir belgesi olan bir haritaya sahip olmuşuzdur...

Yukarıda değindiğim gibi, Boğazların tam kontrolünün sağlanması ve Hayat'ın sınırlarımıza katılması gibi, Lozan'ın bazı eksikleri tamamlanmıştır...Yani Türkiye adım adım yeniden büyümeye başlamıştır

Türkiye 90 yıldan beri aynı sınırlar içinde varlığını sürdürüyor...Aynı sınırlar içinde 10-15 milyonduk; şimdi 75 milyonuz...Bu sınırlarımızın 90 yıl daha aynı kalacağını düşünebilir mi?...Belki başka bir coğrafyada bu mümkün olur- örneğin Avrupa'da- ama; bizim sorunlarla dolu coğrafyamızsa bu mümkün değildir bence...

Çünkü, yukarıda da belirttiğim gibi, ülkelerin büyüme ve küçülme süreçleri hala devam etmektedir. Bence, mevcut sınırları muhafaza etmek bile, küçülmenin başlangıcı olabilir...

Bana göre, "BÜYÜMEK  İSTEMEYENİ  KÜÇÜLTÜRLER"

 

MİSAK-I MİLLİ, "MİLLİ HEDEF" OLMALIDIR...

Bakın şimdi, Yunanistan'ın,  "eti ne budu ne?", AB destek vermese iflas bayrağını çekecek...Ama, İstanbul'un fethi ile tarihe karışan Bizans İmparatorluğu'nun mirasçısının hala kendisin olduğunu sanıyor. Bunu da, "Megola İdea" adı ile bir "ülkü" haline getirmişler ve "her ne hal içinde olurlarsa olsunlar" bu ülkünün, bir gün gerçekleşeceğini düşünüyorlar...Yani, İstanbul'un(Konstantinopolis) başkent olduğu ve Ege Bölgesi'nin tamamını içine alan  Büyük Helen İmparatorluğu hala hayallerini süslemektedir...

Dış özendirme ve kaynaklı olsa da, PKK ve yandaşları olan bir kısım radikal Kürtlerin de "Büyük Kürdistan" hayalleri var...

Peki bizim böyle bir "hayalimiz" ya da bir "milli hedefimiz"  ya da "milli ülkümüz" var mı?...Olması gerekmez mi?

Eğer, Yurtta barış dünyada barış"  ilkesinin bir gereği olarak; "Türkiye'nin, hiçbir ülkenin bir karış toprağında gözü yok; ama hiçbir ülkeye de bir karış toprak vermeyiz" diyenlere, Atatürk'ün sık sık tekrarladığım şu sözlerini hatırlatmak gerekir.

BİRDE GÖRDÜM Kİ, DOĞDUĞUM SELANİK VE ORADA ANAM, KARDEŞİM DÜŞMANA TESLİM EDİLMİŞ....ALLAH NASİP EDER, ÖMRÜM VEFA EDERSE MUSUL, KERKÜK VE ADALARI GERİ ALACAĞIM. SELANİK DE DAHİL BATTI TRAKYA'YI TÜRKİYE HUDUTLARI İÇİNE KATACAĞIM"

Atatürk aramızdan ayrıldı diye O'nun bu isteğini, bir anlamda içinde kalan bu "milli ukde"yi, O'nun içinden çıkarıp ruhunu rahatlatmayacak mıyız?

 

SONUÇ :

Şu anda, çok önemli bir "Çözüm ve Barış Süreci" yaşıyoruz...Bu sürecin içinde ve sonunda "Misak-ı Milli" de işin içine girecektir...Şimdi bize düşen, "bölüneceğiz", "bizi bölecekler" gibi korkuları bir tarafa bırakıp, bu süreci lehimize olacak bir sonuca bağlamak olmalıdır....

NOT : Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşundan 600 yıl sonra, ancak küçüldü ve bölündü...Osmanlı'dan daha sağlam temeller üzerinde yükselen Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin,  daha 90'ıncı yılında bölüneceğini düşünmek ne kadar doğru bir düşüncedir? Daha bu cumhuriyetin temelleri  atılırken kullanılan harcın içindeki  şehit kanlarımız bile kurumadan....

Bu süreç, bize  Lozan'da elde edemediğimiz Misak-ı Milli'nin güney hudutlarına kadar büyümek imkanı  verebilir...

Benim önerdiğim bu ülkü, Yunanistan'ın "Megola İdea"sına,  PKK ve yandaşlarının ve onlara destek veren bir kısım radikal Kürt halkının, "Büyük Kürdistan Hayali" ne ulaşması kadar zor ve imkansız değildir...

Ayrıca, Misak*ı Milli hudutlarına ulaşmak için illaki bir savaş durumu gerekmez, Siyaseten çıkan fırsatlardan da yararlanılabilir...Aslında yakın geçmişimizde böyle fırsatlar da çıkmış ama ne yazık ki, bu fırsatları değerlendiremedik...Örneğin, Lozan görüşmelerinin kesildiği dönemde Cafer Tayyar Paşa'nın Musul'u işgal etmek istemesi, Körfez Savaşı sırasında Cumhurbaşkanı Özal'ın Kuzey Irak'a girmek istemesi ve  2003 yılındaki ünlü 1 Mart Tezkeresi'nin Meclis tarafından kabul edilmemesi, bana göre kaçan fırsatlar olarak değerlendirilebilir.

Bu bir "savaş çığırtkanlığı" da değildir...Bu, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyanın, jeopolitik ve jeostratejik hassasiyetinin dayattığı jeopolitik bir gerçektir...Şimdi ya da sonra "olması gereken" bir durumdur...Olmak zorundadır....

Bu ülkü ya da bu milli hedef, aslında ATATÜRK'ÜN YOL HARİTASI'DIR.

Bu ülküyü gelecekte ulaşılacak bir milli Hedef olarak kabul etmez ve peşinden gitmezsek, bir gün bir bakarsınız kendinizi Orta Asya'da bulmuşuz...

Bu ülke hepimizindir. Bayrağımızın kırmızısı, etnik kökenlerimiz farklı da olsa hepimizin kanının rengidir...Bugün, gerek Çanakkale'deki gerekse Anadolu'daki şehitliklerimizde, etnik kökenleri farklı insanlarımız koyun koyuna yatmaktadır...Şehitlik ziyaretlerinde yalnızca Türk şehitleri için mi dua ediyoruz...?

FARKLILIKLARIMIZLA BİRLİKTE VE BİR BÜTÜNLÜK İÇİNDE YAŞAMALIYIZ...ÜLKEMİZİN GELECEĞİ BUNA BAĞLIDIR...

 

cdenizkent

 

____________ :

(1) TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt-3, Ankara: TBMM Basımevi,1980,ss.980-1006(2-11-1922 ve 3-11-1922 tarihli oturumlar.

(2) Tevfik Bıyıklıoğlu, Trakya'da Milli Mücadele, cilt-II, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayını,1987, ss.104-105,(Belge No.54) s.469

(3) İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold'tan Curzon'a telyazı(telgraf.Cd) ve tutanaklar. (17-101922'den R.Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Cilt-2, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayını, s.30

(4) Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgeleriyle Sakarya'dan İzmir'e, 2.b. Ankara, 1989, s.395

(5) "Misak-ı Milli", Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, 1998,ss.216-217

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 2472
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1397
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster