Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
490
 

Misyonerler üzerine

Misyonerler üzerine
 

Geçtiğimiz Temmuz ayından itibaren aylarca bütün dünyanın gündemini Taliban tarafından kaçırılan 23 Güney Koreli meşgul etti. Kaçırılan 23 Güney Koreli'den ikisi Taliban tarafından öldürülmüş geri kalan 21 Güney Koreli ise Seul Yönetiminin Afganistan'dan yıl sonuna kadar askerlerini çekmeyi ve misyonerlik faaliyetlerine son vermeyi kabul etmesi karşılığı peyder pey serbest bırakılmışlardı.

Taliban 23 Güney Koreli'yi neden kaçırmıştı? Şart koştuğu serbest bırakma koşulu Afganistanda tutuklu olan tüm militanlarının serbest bırakılmasıydı.

Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, Taliban militanlarının rehine eyleminin "utanç verici" olduğunu, özellikle kadınların kaçırılmasının İslam'a aykırı olduğunu belirttmişti. Karzai, bir Güney Kore heyetiyle görüşmesinden sonra yayımlanan açıklamasında, "yabancı konukların, özellikle de kadınların kaçırılmasının İslam'a ve Afgan kültürüne aykırı olduğunu" söylemişti.

Güney Kore'nin dinsel kökeni Hırıstiyanlık mı? Güney Kore'nin tarihi geçmişinde Hırıstiyanlığa uzakktan yakından yakınlaşma var mı ? O halde neden daha 100 yıl öncesine kadar neredeyse hiç Hıristiyan’ın bulunmadığı Güney Kore bugün ABD’den sonra dünyanın en fazla sayıda misyonerine sahip? Peki bu nasıl oldu? Üstelik misyonerlik faaliyetlerini yürütmek hususunda devlet desteğine sahip değillerken?

Misyoner
, bir dini yayma amacıyla, başka bir ülkede bulunanlardır. Kelimenin kökeni Latincedir. Misyonerlik faaliyetleri tüm dinler için geçerli değildir, örneğin; Musevilik ve Sihizm.

Günümüzde iletişim teknolojisi geliştiği için, misyonerlerin fiziksel olarak ülke değistirmesi gerekmemektedir. Sözü edilen faaliyetler radyo yayını, basılı medya ve internet aracılığıyla da sürdürülmektedir.(VİKİPEDİ)

Konda'nın yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri artmış. Çok seslilik açısından da bu durum Türkiye için bir sorun teşkil etmiyormuş.

Bir insan inançları uğruna yerini, yurdunu, evini, barkını, ailesini, sosyal ve kültürel yaşantısını terk edip yollara dökülüyor. İnanç tacirliği yapmak adına. Bilmediği, tanımadığı, alışkın olmadığı bir ülke, konuşamadığı bir dil, alışkın olmadığı gelenek ve görenekler. Her şeyden mada esir olup ölümü bile göze alabilecek kadar kuvvetli bir inanç. Üstelik devlet desteği olmadan. Bu nasıl bir ütopyadır ki bir insana her şeyden vazgeçme fedakarlığını göstertebiliyor?

Oldukça takdir edilebilir bir davranış olduğu yadırganamaz. Kaçımız inançlarımız uğruna ölümü dahi göze alacacak şekilde kıtalararası devinimler gerçekleştirebiliriz ki? Fakat bu insanlara bunu yaptıran ne? Sadece inanç mı? O kadar küçük ve basit ya da benim gibilerin aklının alamayacağı kadar büyük bir mesele mi inanç meselesi?

Güç. Tanrısal güç. Siyasi güç. Fiziki güç. Güçlü olmak için sistemleri mi izlemek gerekiyor? Hırıstiyan sistem, Müslüman sistem, herhangibir tanrısal sistem? Ya da üniter devlet, militer devlet, sosyal devlet? Sistemleri oluşturan güçler değil mi? Ve bizler o sistemler üzerinden gittiğimiz takdirde, eğer egoları yüksek olan insanlar isek ki öyleyiz, izlediğimiz hangi sistem olur ise olsun o sistemi oluşturan gücün esiri olmazmıyız?

Orta yaşı aşmış bir kadın olarak yıllardır ama yıllardır, Ermeni ağırlıklı olmak üzere, Süryanisi, Musevisi, Alevisi ve Müslüman'ı bir arada yaşayan, kahvelerini bir arada içen, hastalandıklarında birbirlerine çorbalar götüren, ölümlerinde en az kırk gün birbirini yalnız bırakmayan, günlerce birbirlerinin ardından göz yaşı döken, iyi günde , kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta hiç bir etnik ayırım gözetmeden birbirinin yanında olan bir mahallede yaşadım ben.

Bu gün görüyorum ki bir yrlerde bir şeyler yazılıyor. Bir yerlerde bir şeyler yayımlanıyor. Birleri gelip bir şeyler konuşuyor ve ortalık bulandırılıyor. Her şeyden mada insan değilmiyiz? Dilimiz, dinimiz, etnik kökenimiz ne olur ise olsun hangimizin kanı mavi akıyor? Hangimizin parmağı kesildiğinde kahkaha atıyor?

Hem herşeyi göze alıp buralara gelenlere sözüm, hem de bu insanları düşman görenlere. Hayatta hepimizn tercihleri vardır. Allah bize bir akıl vermiş. Tercihlerimizi o akılla belirleriz. Umarım hiç birimiz tercihlerimiz yüzünden pişman olmayalım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Türkiye'de misyonerlere yönelik olumsuz tutumların mesela zaten Hıristiyan olan Alman'ların dinsel tutumlarını daha da dernleştirmesini yeterli buluyorlar. Misyonerlik faaliyetlerine bu açıdan da bakmakta yarar olduğunu düşünüyorum!:)

Erdal POYRAZ 
 30.01.2008 12:39
 

"Mission Imposible!" Modern misyonerlik davranışını ekonomik bulmadığımı belirtmeliyim. Keşifler çağının ve endüstriyel gelişimin bir sonucu olarak niteliksel bir dönüşüm geçiren misyonerlik büyük bir olasılıkla "bir koyulup üç alınabilen" ekonomik bakımdan rasyonel bir davranıştı. Paganizm gibi göreceli olarak ilkel dinsel sistemler yerine, silahların da gölgesinde geniş kitlelerin devşirilmesi mümkün olmuştu. Filipinler, Güney Kore, Afrika'nın büyük bölümü bu dönemin misyonerlerinin etkisiyle din değiştirmişti. Şimdiki misyonerler geçmişteki misyonerlerden epey farklı. Devişirilen insan sayısıyla çok ilgili değiller. Mevzii elde etmeyi daha fazla önemsiyorlar. Halkla ilişkilerin ve global seviyede kamuoyu oluşturmanın sağladığı gücün farkındalar. Mağdur edilerek, mağdur edilenlere "suçüstü" aptırmanın yararını iyi biliyorlar. Temel amaçları kendi dinlerinden olanların sayısını artırmak değil; bu dinden olduğu halde dinsel bilincini yetersiz buldukları kimseleri "uyandırmak" amacı

Erdal POYRAZ 
 30.01.2008 12:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 320
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 1848
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

01/06/1967 Rize/fındıklı doğumlu olmama rağmen doğum yerimi hiç görmedim. Türkiye'nin hemen her ilin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster