Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
723
 

Modern anlayışların en zorlu sınavı...

Modern anlayışların en zorlu sınavı...
 

Çocukken, bizi tenefüsten derslerimize zille çağırırlardı. Zile şartlanmış yüzlerce küçük ayak koşuşturup büyümeye çalışırdık siyah koridorlarda. Ama şimdi müzikle, melodiyle haber veriliyor ders zamanı. Fıstık gibi özel okullarda, şıkır tıkır dolaşıyor minikler. İşte anlayış farkı...

Şimdi soruyorum: siz yıllarca bir zille güdüleydiniz, ne kadar özgür kalabilirdi ki yürekleriniz? Ama bugün farklı… Bugün ufacıktan “birey” olduğunu hissettiriyoruz artık çocuklara. Yarınlar, tıpkı bizim devrimizde ve bizden önceki kuşaklarda olduğu gibi, kişilik sorunlarıyla boğuşmayacak.

Benim zamanımda bay doğru ve bay yanlış vardı. Yolun önce sağına bakmalıydık. Sonra sola ve sonra tekrar sağa. Bu tip modeller bizde işe yarıyordu. Saf saf oturup onları izliyorduk. Şirinleri seviyor, Ayı Yogi ve ailesine tapıyorduk. Çok istersek Voltranla güçlerimizi birleştiriyor, Hi-man ve Atılganla stres atıyorduk. Şeker Kız Candy gibi aşık olmak istiyor, Ninja Kaplumbağalarla dünyayı kurtarıyorduk. Şimdi savaşan ve vurup kıran modellerle çevrili çocukların etrafları… Acaba şimdiden sonra ne olacak?

Bu kadar gelişmiş bir öz benlikle gelen kuşaklar nasıl şekillenecek? Birey olmayı bencillikle karıştırmadıkları takdirde daha sağlıklı, daha verimli, daha güçlü nesiller yetiştirmiş olacağız. Peki ya birey olmak “sadece kendi alanında var olmak” anlamında kısılıp kalırsa? Sadece kendisini düşünen, sadece kendi doğrularını benimsemiş ve kendisinden farklı olan her türlü bireye ya da kendisinin dışındaki her türlü görüşe “karşı duran” biri haline gelirse? Hastalıklı düşünceleri olan bir nesil bizi ne kadar ileriye götürecek?

Modern anlayışların en zorlu sınavı, batıdan aldığımız normları kendi özümüze uyarlamaktır. Uyarlamalarımız ne kadar başarılı olmuş ki? Bakalım: Mini etekli, makyajlı liseli kızlar, eğlence düşkünü küpeli beylerin en büyük meşguliyeti haplar ve uyuşturucu… Hatta seks ve şiddet. Hatırlarsanız satanizm birkaç sene önce gündemimizin en önemli problemiydi.

Benim lise dönemimde bunların yarısından haberdar olan ve ne şanssızlıktır ki bir şekilde alet olan öğrencilerin sayısı koca şehirde bir elin beş parmağını geçmezdi. Onlar ayıplanırdı. Bu tip teşhirci ve “fazla” olan biri, arkadaş gruplarına giremezdi bile. Yalnız kalırdı. Belki de bu yüzden “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” deyişi ortaya çıkmıştır. Biz de bu lafla büyütüldük. Arkadaşın sağlamsa, sen de sağlamsın demekti. Ama bugün, kimin eli kimin cebinde bilinmiyor. Ufacık çocuklar her türlü art niyete maruz kalıyor. Onları etkilemek, hele ki sevgisiz ve ilgisiz bir ailesi varsa çok daha kolay.

Ben küçük ama modern bir şehirde temiz ve örnek bir genç olarak büyütüldüm. Ne kadar şanslıymışım. Sevgili babam yine doğruyu söylemiş. Rahmetle anıyorum. Derdi ki: “Bu küçük yerde bir kavak yetişir. Bir de evlat!” Ne zaman evden izinle bir yere gidecek olsak sadece “Bizim kızımız olduğunuzu unutmayın.” derlerdi. Bu da bize yeterdi. Yanlışlıkla düştüğüm (!) bu büyük şehir İstanbul’a nasıl bir evlat teslim etmeliyim ki, onu bozulmadan geri alabileyim. Bilemiyorum. Allah tüm anne ve babalara güç versin. Biz aday adaylarına da cesaret…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten doğru insan yetiştirmek çok zor. Geriye dönüp nerede hata yatım diye düşüneceğimize adımlarımızı düzenli atmamız gerek diye düşünüyorum.

Müyesser Saka 
 17.01.2007 14:37
 

Gelişen teknoloji ile bilgisayar kurdu olarak büyüyorlar. Ancak kurtluk durumları ne yazıkki savaş oyunları üzerine. Maharetmiş gibi okul sıralarında bilmem hangi oyunun hangi evresinde olduklarını tartışıyorlar. Oysa gazoz kapaklarından, meşelerden haberleri bile yok. Hatta dokuz kiremitten, saklambaçtan ve köşe kapmacadan. Biz şanslıydık, benim gazoz kapaklarımda oldu, meşelerimde... Güzel yazı için teşekkürler. Kucak dolusu sevgiler...

Pelin KALYONCU 
 13.12.2006 10:30
Cevap :
Hani sorsan niye böyle şeylere kafa yoruyorsunuz diye, anlamsızca bakarlar herhalde insanın yüzüne. Bilgisayar hepsini kapattı. Hoş sokaklarda olmalarını istemeyen anne babalar eminim bu durumdan mutludur. Başına bir iş geleceğine, gözümün önünde dursun. Aklıma ne geldi... Sene doksanların başı galiba. Bilgisayar yeni yeni çıkmış ortaya. Tutturmuştum bizimkilere, isterim de isterim diye. "Ödev yapacağım." Yalana bak. Ama olsun. Aldılar. Tam dört bin dolara toplatmıştı babam. Hala atabilmiş değilim o külüstürü. Çalışmasa da duruyor. Artık ne kadar istediysem... Biz gerçekten şanslıydık canımcım. Sevgilerimle...  14.12.2006 9:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 86
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 55
Ort. okunma sayısı
: 3092
Kayıt tarihi
: 09.10.06
 
 

Marmara İng. İşletme mezunuyum. Pazarlama bölümünde uzmanlaştım. Reklamcı olmak istiyordum. Olmad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster