Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
626
 

Modern hayatta cemaat olgusu

Modern hayatta cemaat olgusu
 

Orgeneral BAŞBUĞUN’un yıllık değerlendirme toplantısında yazarların genellikle paşanın ‘Türkiye Halkı’ tanımlamasına dikkat çekti. Pek azı konuşmanın ‘cemaatler’ üzerindeki vurgusunu dikkate aldı. Ancak iki gün aradan sonra Yeni Şafak gazetesinin yazarı Fehmi KORU Orgeneral BAŞBUĞ’un cemaatler ile ilgili uyarılarına bir cevap verme gereği hissetti ve cemaatleri modern hayatın bir gereği olduğunu savundu. Hatta toplumda bazı kesimlerin ‘din’i kendilerine bir tehdit görerek, düşmanca bir tutum takındıklarını da ifade etti. Peki, gerçekten de cemaatler modern hayatın gereği midir? Ya da dini tehdit olarak görenlerin aslında din dışında başka bir şey mi işaret etmektedirler?

Modern hayatın temelleri aydınlanma çağının başlangıcı ile atıldığı varsayılabilir. Peki aydınlanma felsefe ne idi? Genel geçer bilinen en temel tanım ve “Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, Aydınlanma felsefesinin 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başladığı dönemdir. Batı toplumunda 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen ve akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen varsayımlardan, önyargılardan ve ideolojilerden özgürleştirmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünsel gelişimi kapsayan dönemi tanımlar.”[1] Modernizm de felsefi temelini buradan alarak gücünü akıl ve insana dayandırır. Yani modernleşme insanın özgürleşmeye ve varlığıyla dünya da tek başına bir birey olma yolunda atılan bir sürecin başlangıcıdır. İnsanlar kul oldukları için değil ya da bir üst zümreye tabi olduklarından dolayı değerli ya da değersiz olarak nitelendirilmiyordu artık; kişi insan olarak var olduğu için değerliydi. Günümüzde kişiye ve benliğe verilen önem bundan kaynaklanmaktadır. Yani modernlik, kişilerin sahip oldukları özgür düşünce, inanç ve değerlerle doğrudan ilgilidir. Dogmatik olan, dayatan ve kişiyi geri plana iten unsurlar modern düşünce ile yakından uzaktan ilgili değildir.

Dolayısıyla cemaatlerin modern çağın gereği olduğu iddiası ne kadar tutarlıdır? Fehmi KORU’nun şu tespiti doğrudur;

“…modern zamanlar'ın ittiği yalnızlıktan bunalan, teknolojinin kendisini köşeye sıkıştırdığını fark eden bireyin bulduğu neredeyse tek çıkış yolu, 'grup' veya 'cemaat' aidiyeti oluyor. Modern çağın tehditlerine karşı kendisi gibi olanlarla biraraya gelerek ayakta kalmaya çabalıyor 'modern' birey... Hemen her ülkede karşımıza çıkan 'sivil toplum' özendirmesinin altında bu gerçeklik yatıyor.”

İnsanlar modern hayatta yalnızlığa ve teknolojik gelişmelerin sıkıştırmasına uğramaktadırlar. Pek çok ülkede de insanlar bu zorlukları aşmak için ve ayakta kalmak için devletlerinin özendirdiği ‘sivil toplum’ örgütlerine katılmaktadırlar. Ancak Fehmi KORU’nun kaçırdığı nokta, batılı devletlerin özendirdiği gruplar kesinlikle ‘cemaatler’ değildir. Çünkü cemaat olgusu, bir gruba aidiyet olma fikrinin yanında teslimiyet ruhunu da getirmektedir. Bu da Batı Felsefesine tamamen ters düşmektedir. Avrupa’da da, bizim ülkemiz kadar olmasa da, pek çok cemaat vardır. Ancak orada devletler vatandaşlarını bu tür topuluklara özendirme girişiminde bulunmamaktadırlar.

Elbette ki cemaatler modern hayatın zorluklarını hafifleten bir yönü vardır. Bu inkâr edilemez. Aksi takdirde bu kadar çok insan kendisini bir cemaate dâhil etmezdi. Ancak cemaatlerin getirdiklerinin yanında kaybettirdikleri de vardır. Ve cemaatlerin kaybettirdikleri en büyük değer modernleşmenin insana kazandırdığı veya kazandırmaya çalıştığı özgür birey ve akılsal bilinçtir. Çünkü bir kişi bir cemaate girdiği zaman yolunu kendisine değil, grubun liderine göre belirlemektedir. Kul olarak teslimiyet ve itaat ön plandadır. Doğru ve yanlış baştaki kişi tarafından dillendirilir ve cemaat üyelerince yaşam biçimlerini bu tespitlere göre şekillendirirler. Burada sorgulanan cemaat liderinin üyelerine verdiği doğru ya da yanlış kararlar değildir. Buradaki mesele kişinin kendi doğru ya da yanlış yapma eyleminin belirleyicisi olarak artık var olamamasıdır. Kişisel seçimler o cemaate katılana kadar vardır. Ancak özgür seçim ve özgür bilinç cemaate katıldıktan sonra ortadan kalkar.

Aklı ve özgür bilincin olmadığı hiçbir yerde modernlikten bahsedilemez. Günümüzde bazı düşünürlerin dine mesafeli yaklaşmaları bundandır. Aslında karşı durulan ‘din’ olgusunun kendisi değildir. Din duygusu, bir anlamda inanç, pek çok zaman insan hayatını anlamlandıran ya da kolaylaştıran bir ihtiyaçtır. Burada kişinin neye inandığı önemli değil, nasıl inandığı önemli olmaktadır. Çünkü kişi kendi varlığını, sorgulama, araştırma ve düşünme yetilerinden uzaklaştırarak, yok etme yoluna girmişse iktidar ve güç olma odaklarının güdümüne girmeye çok eğimlidir. Dolayısıyla saf inançlı kişiler sömürü ve istismara açık hale gelmektedirler. Ve işte Fehmi KORU’nun bahsetmiş olduğu ve din’i tehdit olarak algıladıklarını iddia ettiği kesimlerin endişeleri buradan gelmektedir.

Cemaatler asla modern hayatın bir gereği olamaz. Çünkü cemaatlerin düşnsel temeli buna uygun değildir. Cemaatler olsa olsa modern hayatın bir sonucu ya da modern hayatın yol açtığı bir problem olabilir. Bu problem, modern çağda hızla gelişen teknolojik ve bilimsel gelişmelerle, henüz dünyayı ve evreni kavramaya başlamış olan insanoğlunun, tekrar evrenin ve hayatın anlamını yitirmeye başlaması ile açıklanabilir. Bir anlamda cemaatleşme olgusunu, anlama becerilerinin kontrolünü kaybeden insanın doğaya yenilerek ve bütün modern değerlerini bırakarak, geri çekilip kendisini cemaatlere teslim etmesi olarak ifade edebilir.

[1] Aydınlanma Çağı, wikipedia.org

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 327
Kayıt tarihi
: 26.02.07
 
 

Adana'da yüksek lisans okuyorum. Beş bucuk yıl Mili Eğitim' de resim öğretmenlik görevinden sonra Ah..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster