Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
579
 

Modernizmle ne değişti?

Değişim kavramı insan soyunun doğaya uyum sağlama yeteneğinden doğdu. İhtiyaçların motive ettiği atalarımız bugünkünden çok daha zorlu yaşam koşullarında mücadelelerini sürdürme başarısını düşüncelerini eyleme kavuşturmalarına borçlular. Bazen tesadüflerle bazen de büyük emekler verilerek yapılan icatlar üretim süreçlerini yaratarak zaman içerisinde bizleri modern hayatın nimetlerine sahip kıldı. Bu hareketin ilk adımı ise uygarlık maceramızın yerleşik hayata geçilmesinden çok daha önce soyumuzun evrimi ile başlayan biyolojik değişim aşamasının yavaş yavaş yol almasıydı. Maymundan gelip gelmediğimize değil de bugün ulaştığımız noktaya odaklanırsak halen devam eden sosyal evrimi iliklerimize kadar yaşamıyor muyuz? Öyleyse biyolojik açıdan evrim kavramına neden bu kadar karşıyız? Yaradanın büyüklüğü karşısında evrim fikri daha mı az mucizeler içeriyor?

Sabah sabah aklımın kurcaladığı soruları okuyanlarımla paylaşmak isterim. Düşünen ve araştıran aklın hayatımıza kazandırdığı aygıtlar sayesinde yazılarımı kişisel web sayfama ekliyorum. Elektronların hareket kaabiliyetlerinden faydalanarak bildiklerimizi ya da bilmediklerimizi başka insanların bilgisine sunuyoruz. Bu tür bir değişim sürecini insan ırkından başka hangi tür gerçekleştirebildi?Bilimin elinden tuttuğu eleştirel düşünce ile merak duygusunun kamçıladığı bilgi edinme arzusu işbirliği yaparak yaşam maceramız daha gelişmiş imkanlara kavuştu. Bundan 30 sene öncesinde kullandığımız aletlere bakarak şimdiki zamanla kıyaslama bile yapamaz durumdayız. Peki bundan 30 sene sonra nelere sahip olacağız?

Irkımızın bu denli değişime açık olması sahip olduğu sorunların büyüklüğünü azaltmıyor elbette. Bana kalırsa modernizm karşısında benliğimizi yitirmemiz bu kayıpların en yakıcısı.Doğadan uzaklaştıkça özüne yabancılaşan insanlığımız modern hayatın kurumları karşısında çaresiz kalarak tehlikeli bir tür mutasyon geçiriyor. Çölleşen doğa, kitlesel kıyımlara yol açan savaşlar, adını ancak heceleyebildiğimiz ölümcül hastalıklar, kendinden korkan bir faşizm... bu başkalaşım sürecinin giderek yaygınlaşan meşum işaretleri bana kalırsa.

18. YY.da hızlanan Sanayi Devrimiyle birlikte milliyetçilik hareketlerinin at başı gitmesi tesadüf olmasa gerek. Aynı damardan beslenen teknolojik evrim ve savaşlar birbirlerimize olan düşmanlıkları körükleyerek yaşam maceramızı kana buluyorlar. Sanırım geçen iki yüzyıldan bu yana yaşanan toplumsal değişimin en büyük tetikleyicisi bilimin öncülük ettiği teknolojik gelişmeyle birlikte kitlesel üretimin hız kazanmasıdır. Tüketen pazarlara duyulan ihtiyaç kapitalist ekonominin insan doğasına aykırı saydığımız üretim süreçlerini güçlendirmekten başka bir işe yaramadı. Emeğine yabancı kalan insanlık sürgün halinde geldiği şehirlerde isteyip bir türlü ulaşamadığı hayatı örün ağlarında sanrı biçimde yaşıyor ne yazık ki.

Değişimin, ben dahil, insanlık lehine olduğunun tartışmasız kabul edildiği bilimsel gelişmeye aşık modernizm döneminden post-modernist döneme geçiş yaptığımızdan bu yana tek kutuplu dünyanın yarattığı baskıcı kültürle iç içeyiz. Sürekli tüketen insanların varlığına ihtiyaç duyan kapitalizm Yeni Dünya Düzeni'ni dev şirketlerin dünyamızı tamamen ele geçirdiği küreselleşme kavramı ile açıklıyor. Kriz ve savaşlarla birlikte değişmeye duyduğu ihtiyaç gün gibi ortaya çıkan kapitalist üretim biçimi pazar kavramına insanı sürece ait olan nesne haline getirerek boyut katmaya ısrarla devam ediyor.

Uyanıkken gördüğümüz kabus haline gelen modern şehir hayatı tek tip insanlık malzemesi yaratma hevesinde.Bu amaçla tüm toplumsal kurumları hiç düşünmeden kullanıyor. Şeyleştirilen insan -Ünsal Hoca'ya Allah rahmet eylesin- doğasını yaşayamadığı için mevcut düzenin çıkarına uygun olduğu fikri bilinç endüstrisi ile benimsetilerek kendi kendinin kurdu haline getiriliyor.

Herkesin kardeş kabul edildiği yeryüzündeki sahte cennetlerden keyifle bekçilik ettiğimiz gerçek cehennemlere adım attığımız günümüz dünyasında ruhumuzu satarak ancak bir ev bir araba sahibi oluyoruz. Uygarlığın insan aklıyla geliştiği düşüncesi insan eliyle yaratılan kurumlarla yerle bir ediliyor yine. Değişime olan inanç yıkılarak kötünün iyisi en iyi seçenek gibi kabul ediliyor. Bilinç endüstrisi sayesinde bilinçaltımıza gömülen zihinsel çapalarla vardığımız sonuç gelişmeye duyulan kör inancı sarsar nitelikte.

Değişimin dinamiğini oluşturan insan ihtiyaçlarının karşılanmasının yerini kitlesel üretimin almasıyla yaşam bulan milliyetçilik fikri kapitalizmin son aşaması hali sayılan küreselleşmeyle birlikte nesneye çevrilen insanın yeniden sarıldığı anakronizmdir.

Ülkemizde de olanca hızıyla geliştirilmeye çalışılan ve aynı zamanda Kürt-Türk gerginliğine ya da ilerici-gerici çatışmasına neden olan bu çeşit insan doğasına aykırı üretim biçiminin yarınlar için yeni tehlikelere yol açacağını görmezden gelemeyiz. İnsan aklının evrimiyle alet kullanarak ulaştığımız modern hayat biçimi kendi kurduğumuz kurumlar yüzünden ırkımızın sonunu getirebilir. Yüzüm gülmedikten sonra Iphone benim neyime!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Haluk bey, yazınızı zevkle okudum...Kaleminize bilincinize sağlık...sevgiyle dostlukla...

CAFER DEMİRTAŞ 
 01.09.2010 19:07
Cevap :
Sağolun eksik olmayın...  02.09.2010 9:46
 

Haluk Bey, Modernizm Yakınçağ'ın temel değerleri üzerinden insanları tek tipleştiren; düşünüleni onaylayan, üretileni tüketen, kendi farkındalığını anlayamayan bir insan tipi geliştirdi... Bununla birlikte insanlığı, vaadettiği sahte özgürlük anlayışı ötesinde; gerçekte onu özgür olmaktan çıkaracak bir biçimde tüm özgürlük alanlarını kuşatan ve devamında da onu yalnızlaştıran bir sisteme dönüştürdü. Modernizm, insanı ve insanlığı tek tipleştirirken örselemiş ve 1970'li yıllarda başarısızlığı üzerine de, Postmodernizm gibi insanı ve insanlığı herhangi bir toplumsal gerçeksiz sağa, sola ileriye, geriye savuran çok daha acı çekeceği bir noktaya bırakmıştır... Bugün tek tipleştirilirken, sağa, sola, ileriye, geriye savurlan insanlık, insani değerlerle yeniden ortak yaşam alanları oluşturmak zorundadır. Eğer toplumsal yapıları ve insani değerleri sürdürmek gibi bir niyetimiz varsa!.. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar...

Rıza Üsküdar 
 01.09.2010 18:01
 

İnsan ve değerlerini çıkış noktası olarak görmüyor kapitalizm ama işveren ,işalan ,üreten ve tüketen olarak bakıyor. Tüketmek için üreteceksin. Aksisinde harapsın! Türkiye üzerinde, kapitalizm tam kontrol sağlamak için dualızmı kullanıyor.

Süleyman Akyürek 
 01.09.2010 4:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 459
Kayıt tarihi
: 09.06.09
 
 

21-07-1973 tarihinde İstanbul'da doğdum. M.Ü. İletişim Fakültesi Radyo-T.V. Bölümü'nden 1995 yılı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster