Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '12

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
519
 

Modernleşme ve Feminist yaklaşım

Modernleşme ve Feminist yaklaşım
 

Seksenli yılların sonlarına doğru yaşanılan sosyal döngü, modern olmanın batılılaşma gibi bize sunulması, kültürel iletişimin kültürel değişimi sonucu kadının toplumumuzdaki rolü üzerinde derin tahribatlara yol açtı. Kadının özgür olma dayatmacılığı, modern olmanın temeli olarak verildi.

Feminizm de kadının duygusal ihtiyaçlarını göz ardı ederek yeni aşılanmaya çalışan bu düzene zemin hazırlamış oldu. Çalışan kadının toplumdaki statüsünün arttığı vurgulanarak kadın evden uzaklaştırıldı. Doğal olarak hem eşiyle hem de çocuklarıyla iletişimi koptu ya da zayıfladı. Burada unutulan bir nokta vardı kadına çalışma statüsü ile ekonomik özgürlük verilirken, bu yeni rolle artan sorumlulukları perde arkası edildi. Aslında kadın eski rollerini tamamen terk edemedi. Eve döndüğü zaman ev hanımı olma ve sorumluluklarını devam ettirme çabası toplumda yorulan ve stresli mutsuz kadın ve anne sayısını arttırdı. Geleneksel ve genetiğimize işlene kadın beklentisi bitmedi. Eşler arasındaki ev düzeninde yardımlaşma beklentilerin artması çatışmalarını haliyle tetikledi. Kadın ve erkek arasında başlayan kimlik savaşı ile en çok zararı elbette aileler aldı ve yaygınlaşan boşanmalar ile de faturaları çocuklar ödedi.

Feminizm kadını, fıtratındaki duygusallığından sıyırırken kendisini aslında mutlu eden ihtiyaçlarının da karşılanmasına yine kadının tercihinden dolayı engel olmuştur. Nedir mi bu duygusal ihtiyaçlar? Her kadın doğasında sevilmek, korunmak ister ve yine bu ihtiyacının karşılanması için kendisini seven, aitlik duygusunu hissedeceği, kendisini koruyabilen bir erkeğe gereksinim duyar.

Oysa batılılaşmanın bize hediyesi feminizm, kadının erkek gibi olması gerektiği dayatılırken kadının hem duygusal hem cinsel kimliği zarar gördü. Kadının özgürleşmesi hedeflenirken; ideal kadın profili yüksek hedefleri olan, başarılı, hırslı, entelektüel iş kadını olarak çizildi. Bunlar çizilirken yine kadının ruh dünyası duyguları görmezden gelindi örselendi ama kimseye güçlü olma imajı zedelenmesin diye hissettirilmedi. Kadın hayatındaki hızla değişen sosyolojik gelişimine psikolojik değişimi ile ayak uyduramadığı için mutsuzluğu kaçınılmaz oldu.

(Belirtmek isterim ki, kadınlar zinhar çalışmasın diye algılanmasın paylaştıklarım. Elbette ki ihtiyaçlar çerçevesinde gerekliyse omuz omuza verilmeli ve herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Fakat bu görev dağılımında cinsel kimlikler göz ardı edilememesi gerektiği gibi aile içinde düzenin devamlılığı için eşler arasında dayanışma ve yardımlaşmalar da olmalıdır!)

Evinden koparıldığı için de anne olma rolü de elinden alınmış oldu. Kadın kariyer için ya anne olmayı tercih etmedi ya da kariyerine engel gördü çocuğunu! Aile içindeki bireylerin çatışmaları mutsuz ve birbirinden bağımsız fertlerin sayısını arttırırken mutluluğu arama hedefleri evden dışarıya taştı.

Sonuç olarak yaradılışları  gereği kadının kadın, erkeğin erkek gibi yaşaması gerekliliği rollerin değiştirilmeye çalışması insanı elbette zaman içinde huzursuzluğa ve mutsuzluğa itmiştir.

Feminizmin insanları evlikten uzaklaştırarak birlikte yaşama tarzının şirin gösterilmesi ve evliliğin özgürlüğe engel olma gibi yansımalarını başka bir yazımla sizlerle paylaşmak istiyorum dostlarım.

 Gülümsemenizin aydınlattığı yolunuz açık olsun…


* Dilek YAKA

   

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cok sagolun Dilek hanim. 35 yıldır Avrupada yaşayan benimde feminizm hakkında izlenimlerim ayni yöndedir: batı toplumlarında 70’li yıllardan sonra egemen resmi devlet idolojisi haline gelen feminist düşünce analığa kadının özgürleşmesine engel olduğu icin düşman batı dünyasında insanların ilişkilerde bağlanmadan kacmaları, kadın erkek ilişkilerini güc savaşlarına ceviren ve netice olarak milyonlarca kadının dişiliğe, doğurkanlığa ve analığa bakış acılarını kökünden değiştirdi. Sonuc olarak feminist düşünce batı dünyasında aileyi parcalayarak, kadınları erkekleştirip bütün sosyal dengeleri bozarak insani ilişkileri zehirledi. Nihayet kürtajcı uygulamalarla doğum oranlarını düşürerek toplumun geleceğini karartan varoluşsal boyutta bir nüfus felaketine sürükledi. Böylece Avrupanın nüfussal cöküşü ve yaşlı emekliler kıtasına dönüşmesinin baş mimari aynı zihniyettir.ülkemiz’de aynı tuzağa düşmeden uyanması gerek!

Necmettin Kadi 
 09.01.2013 16:05
Cevap :
destekleyici yorumunuza teşekkür ederim, dost selamlarımla.  17.07.2013 22:28
 

Kapitalizm insanı eşya görme mantığı feminizmi yarattı bana göre. şu reklamlara bir bakın. Nedir kadınlarımızın çektiği...Oldukça doğru tesbitler. Çok beğendim açıkçası.. yüreğinize sağlık.haliye devamınıda bekleriz...sevgi ve saygılarımla...

Metin TOPÇU 
 21.12.2012 21:58
Cevap :
Teşekkür ederim sayın yazarım, dost selamlarımla.  17.07.2013 22:29
 

Evlilik kurumunun yapısında da sorunlar olduğunu düşünüyorum.Evlilikte kadın sadece mutfakta hizmetçi ya da çocuklarının anası.Bu konularda yazılmış yazılarıma göre sanki sizinle biraz farklı düşünüyoruz.

Kerim Korkut 
 21.12.2012 19:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 279
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 1557
Kayıt tarihi
: 23.11.10
 
 

Yaş otuzbeş yolun yarısı eder demiş üstad demesine ama, benim yapacak çok şeyim var:)! Anneyim, e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster