Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1108
 

Modernliğin dışlayıcılığı, geleneğin hoşgörüsü

Modernliğin dışlayıcılığı, geleneğin hoşgörüsü
 

Bu ülkede herkes eşit mi? Herkes her haktan eşit düzeyde yararlanabiliyor mu. Ne yazık bu ülkede bir kısım insan bazı kısım insanlardan daha “özgür” daha makbul. Nihal Bengisu Karacanın Örtülü kadınların bu ülkede örtülü olmayanların sahip olduğu özgürlüklerin en ufağından bile yararlanamayan bir “öteki” olduklarının açık bir kanıtı Nihal Bengisu Karaca’nın röportajı. Çünkü bu röportajda Nihal Bengisu örtülü bir kadın olarak denize girmeye, doğanın çağrısına uymaya kalkıştığında Laik bir ülkede yaşanan başına neler geleceğini, ne tür zorlukları yaşayacağını dile getiriyor.

Bengisu’nun röportajından anlıyoruz ki kendisi yüzmeyi çok sevmesine ve denize girmeyi çok istemesine karşılık, vücudunu haram olanlara göstermeden denize girmek için gösterdiği tüm çabalar sonuçsuz kalmıştır ve sonun da Nihal Bengisu en sevdiği şeyden yani yüzmek hazzından yoksun kalmıştır. : "Anladım ki, ben olmadığımda sular daha berrak, ayrıldım denizden. Nasıl derler, ilişkimiz yürümedi..."[1]

Aynı günlerde İtalya’da belediyenin mütesettir kadınların gözlerden uzak kalacak biçimde girebilecekleri bir plaj açmaya hazırlandığı haberini okuyunca Laikliğin “sözde değil de özde” nasıl olacağını anlayabiliyorsunuz. Çünkü yakınlarımdan dolayı bildiğim Sarıyer de 28 şubat öncesine kadar kadınların gönül rahatlığı içinde denize girebilecekleri bir plaj vardı. Bu plajın sakinleri sadece tesettürlü kadınlar değillerdi, vücudunun erkeklerce görülmesinde rahatsızlık duyan bundan hoşlanmayan kentli, muhafazakar kadınlardı. Ancak bu plaj kapatıldı ve erkekler ile birlikte denize girmek istemeyen kadınlar için tek bir seçenek kaldı. Malum oteller. Bunlarda sağcı İslami kesimin pek çok hususta gösterdiği fırsatçılık nedeni ile orta sınıflara hitap edemeyecek kadar yüksek bedellere sahipler. Kısacası bu toplumda erkekler ile birlikte plaja girmek istemeyen kadınların bu gereksinmesine hitap edecek bir kamusal plaj yok ve bu durum birilerine sömürü imkanı sağlıyor.

Geriye Nihal Bengisu Karaca’nın kültürel olarak uyuşamadığı hem Rus turistlerin, hem de mütesettir kadınların havuza girebildiği son derece pahalı oteller kalıyor. Eğer yüzmeyi ve denizi seviyor, ama buna karşılık İslâmi sosyetenin gittiği pahalı otellere gidecek maddi güçte değilseniz bu sevdadan vazgeçmekten gayrı bir çare kalmıyor.

Çünkü bu ülkede Çıplaklar kampı mümkün ve var, güney sahillerinde kadınların bikini üstü olmadan güneşlenmeleri de mümkün ve bu bir hak. Ancak örtülü kadınların mahrem bir plaj talepleri yasak ve irticai.

Oysa Teokratik(!) Osmanlı’da Deniz Hamamlarının varlığı bir tarihi vakadır. O zaman insanın sorası geliyor acaba kim daha hoşgörülü , kim daha esnek. Modern sistem mi

Fakat mütesettir kadınların mahremiyetlerini koruyarak denize girme arzusuna en büyük darbe Ahmet Hakandan geldi. 19 Ağustos 2007 Tarihli Hürriyette, “Türbanlı bir kadının plaj güncesine dair” başlıklı yazısında başörtülü kadınların “serbestliklerini”(!) sayıp döktükten sonra denize girmemeleri gerektiğini yazıyor. Bu konuda pek çok İslami kesim erkeği de onunla hemfikir. İslamcı forumlarda kadınların denizde ne işi var, tesettürlü bayan denize de girmeyiversin cinsinden derin bir adaletsizliği dahası bencilliği yansıtan yorumlara rastlamak zor değil.

Oysaki eğer amaç tüketim kültürüne karşı çıkmaksa herkesçe paylaşılan deniz, kum, güneş biçimindeki tatil anlayışını sorgulayıp, bu tüketimci, beş yıldızlı tatil anlayışını sorguya çekseler, buraya giden erkekleride sorguya çekseler belki bu kadar bencil oldukları ortaya çıkmayacaktı.

Ancak “insaf vicdanın yarısıdır” sözü uyarınca Ahmet Hakan Coşkun’un bu tavrı ziyadesi ile erkekçe bir bakış. Çünkü eğer maksat denize girmenin İslami adapla uyuşmazlığı ise bu konuda hüküm erkekleri de bağlar. Çünkü Harama bakmamak konusunda bildiğimce kitapta apaçık hükümler var. Bikinisi ile ya da mayosu ile denize giren kadınların arasında denize girmek erkeklere de haramdır. Çünkü yine bildiğimce İslama göre yasak aslında denizin kendisine değil, vücudun mahremlikten çıkarak başka gözlerin bakışına sunulmasıdır. Oysa meseleye bu bakımdan yaklaşarak eleştiride bulunmadan, dahası İslâmi Sosyetenin tangalı, bikinili “tatil merakını” dillendirmeden, bu oteldeki erkeklerin “harama bakmama” konusundaki hükümlere uymakta pek de özenli olmadıkları yönünde şüpheler bulunurken, bunu sorguya çekme yerine muhafazakar cenahın ataerkil aculluklarına cevaz veren tarzı her tür adalet hissini incitecek düzeyde.

Tüm bu ayrımcılıkları görmeden eşitlikten söz etmek ne kadar doğru. Modern sistemin vücudu gösterme üzerine bir hegemonya tesis ettiğini söyleyenlerin haksız olduğu söylenebilir mi? Evet vücudu gösterme bir haksa-ki benim için öyle-vücudu kapatmak ta bir hak ve onlar da bu topraklarda yaşayan insanlar olarak diğerlerinin yararlandığı haklardan yararlanabilmelidirler. O zaman sistem gerçekten herkese kanun önünde eşit davranan bir sistem olabilir

Bu yazının sorunu İslamcı kadınlar denize girsin ya da girmesin meselesi değil-ki benim tavrım açık, dileyen her Müslüman kadın eğer kendi inancı ile çelişen bir durum içine düşmediği kanısında ise denize de girer, hayatın bir çok yerinde de olur- bu yazı bir yandan sistemin İslami kesimden bireylere karşı uyguladığı dışlamacılığın bir başka cephesini ortaya koyarken, diğer yandan sağcılaşmış İslami anlayışın sorunun özünü (mahremlik olgusunu) değil de kadınların suyun zevkini yaşama arzusunu da ellerinden almaya meraklı olmasına dair. Yani bu yazı unutulmuş bir değeri Adaleti hatırlatmayı amaçlıyor. Bu arada Nihal Bengisu Karaca'ya uygulanan sağcı/muhafazakar dindarların gösterdikleri hoşgörüsüzlük başka bir olguyu bu kesimdeki derin kadın korkusunuı ortaya koyuyor. Galiba artık bu ülkedeki İslamcı erkeklerin Kadın Tabusu’nu tartışma zamanı geldi.

NOT: Bu yazıyı Milliyet Blog yazarlarından Shalima'ya adadım. Adalet duygumu ferahlatan yazısı bana da esin oldu.

[1]Tesettürlü bir kadının plaj güncesi, Hürriyet, 18 Ağustos 2007 Cumartesi
a

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorumumun başlığı biraz ağır oldu, farkındayım. Ama, bazı gerçekler görmezlikten gelindikçe insan ister istemez diline gem vuramıyor. Yazınızı tesadüfen okudum ve bir Antalyalı olarak konuya dahil olmak istedim. Adı geçen olay bir otel önündeki plajda yaşanmıştır ve müdahale otel yönetimi kararıyla otel çalışanları tarafından yapılmıştır. Antalya'da maalesef, sahil kenarındaki oteller, 20-30 metre önlerindeki plajları da gaspetmişlerdir. Buralar, kesinlikle halk plajları değildir. Bu da, dünün ve bugünün hükümetlerinin ayıbıdır. Bunların dışında kalan gerçek halk plajlarında, donlusu, haşemalısı, bikinilisi ve elbiselisi yan yana denize girmektedir. Örneğin ben, meşhur Konyaaltı plajında 'ayrıntıda gezinmek' rumuzlu arkadaşım gibi bunu görüyor ve yaşıyorum. Size değil ama şimdiki hükümete asıl şunu sormak istiyorum: Bugün her türlü kıyafetiyle denize giren bu kadınlar, hayalinizdeki Türkiye'de bırakın denize girmeyi, güneşi görebilecekler mi acaba?

Mert Yürek 
 10.02.2008 1:17
Cevap :
Anlamlı olduğunu düşünüyorum bu sorunuzun mecut iktidarın din algısı, din yorumu çok da özgürlükçü değil buna katılıyorum ama bu böyle diye bizler özgürlüğe duyduğumuz tutkuyu yok saymayıp herkes için özgürlük talep etmeliyiz düşüncesindeyim. Ben özgürlüğün güvencesinin yine özgürlük olduğu kanısındayım. Ama kaygınızı da haklı buluyorum.  10.02.2008 14:21
 

Erkeklerin kadınların giyimi ile uğraşmaması gerekir, ama erkeklerin aklı sekste olduğu için kadın giysileriyle çok uğraşıyorlar. Bu arada kadınlarda belli yaştan sonra kemik erimesi başlıyor. osteoporoz. Bu nedenle kadınların güneşe sık sık çıkarak güneşlenmesi gerekir. tesettürlü bayanların güneşlenmemesi fikrini savunan Ahmet Hakan'a duyurulur.

Canan Öz 
 24.08.2007 18:44
Cevap :
Değerli Yorum için teşekkürler Canan. Erkeklerin kadın korkusu olmasaydı sanırım daha eşitlikçi, daha özgür ve daha barışçıl bir dünya da yaşıyor olacaktık. Freudun hâla bir klasik olmasının nedeni de cinselliğin pek çok sosyal ve pskolojik olgunun arkasında yatan neden olmasıdır. Umarım kadınlardan korkulmayan bir dünyada yaşarız ve özgür, barış ve eşit bir dünyayı birlikte kurarız.  27.08.2007 12:30
 

Bilemeyeceğim. Dediğim gibi adı halk plajları olan geçen her yerde durum aynıdır. Orada ne ararsanız var. Şalvarlısı, ak donlusu, donsuzu, türbanlısı, türbansızı. Burada resmi bir engelleme değil genellikle % 80 inin altında yabancı sermaye bulunan turizm işletmelerinin kendi iç işleyişlerinden söz edilebilir. Yani bu bir laiklik veya anti laiklik durumu değildir. Zamanında rant için bu işletmelerin % 80 ini yabancı sermayeye peşkeş çekenlerin sorunudur. Ayıklasınlar bakalım şimdi pirincin taşını. Dediğim gibi halk plajlarında durum aynıdır. Fakat onlar halk plajlarını beğenirler mi orasını bilmem. Sözünü ettiğiniz gazeteci hangi akla hizmet bu konuyu gündeme taşıdıysa bunun bir devlet politikası olmadığını bilmesi gerekirdi. Türbanlıların ya da haşemalıların rahatlıkla denize girebileceği plajlara örnek ise "Antalya Topcam plajları, Lara halk plajları, Titreyengöl halk plajları, ve diğer halk plajları. Sağlıcakla.

Ayrıntıda gezinmek 
 23.08.2007 14:32
Cevap :
Bu güzel tartışma için sağolun öncelikle. Ancak yazımda da belirttiğim gibi bu konu Laiklik algımızla yakından bağlantılı. İstanbulda sözünü ettğim Menekşe Kadınlar Plajı 28 Şubat sonrası kapatıldı. Bakın kapnadı demiyorum kapatıldı diyorum. Bana göre laiklik İtalyada olduğu gibi kadın erkek karışık plajlarda denize girmek isteyenlere olanak tanımaktır. Peki böyle bir hakkın varlığı kabul görüyor mu. Bırakın dindarlığı muhafazkar bir ahlak anlayışı nedeni ile erkeklerin olduğu bir yerde mayo ile denize girmek istemeyen bir çok kadın yok mu. Peki bu hakkı bir vatandaşlık hakkı olarak görmek doğru değil mi. Ayrıca yorumlar gibi kısıtlı bir yerden değil arzu ederseniz bu konuda eleştirel bir yazı hazırlayrak bloguma gönderebilirisiniz. Burası nı sadece kendimin söyleyip başkalarının da edilgen bir biçimde okuduğu, kendi tekelimde bir yer değil demokratik bir platform olarak görüyorum. Dolaysıyla sizin gibi nitelikli bir müzakerecinin sesini bir yazı ile duyurması beni mutlu eder.  23.08.2007 19:10
 

İsminizi bilmiyorum ve ne idiğü belirsiz yabancı isimleri de kullanmak istemiyorum açıkçası. Nick'iniz her ne kadar İngilizce de “intelligent” (zeki) kelimesini çağrıştırsa da... Yazınızda söz ettiğiniz konuda ise diyeceğim şu ki; ben kendimi bildim bileli halk plajlarında mayolusu da, bikinilisi de, şalvarlısı da, türbanlısı da yan yana denize girer bizim buralarda "halk plajlarında" ve kimse kimseye karışmaz. Hala da öyle! Daha hiç bir resmi yetkili gelip de onları şalvarla veya türbanla denize giremezsiniz diye kolundan tutup götürmemiştir. “En azından ben hiç şahit olmadım ki; bizim burası turizmin göz bebeği sayılan Antalya. Bu durum nerede yaşanıyor merak ettim doğrusu? Öyle bir sorun varsa gelsinler bizim halk plajlarına. Sağlıcakla.

Ayrıntıda gezinmek 
 23.08.2007 0:43
Cevap :
Bu konuda Mahmut Övürün Sabah Gazetesinde yayınlanan "Türbanlılar Nerede Denize Girsin" diye bir yazısı çıktı. Orada hem de Antalyanın ünlü Otellerinden birinde aynı onun ifadesi ile üstsüzlerin bile girebildiği otelde haşeması ile denize girmek isteyen bir kadının engellendiği yazıyor. Sözünü ettğiniz halk plajları varsa ne güzel bunu daha ayrıntılı bir biçimde yazarsanız ben de insanları yanlış bilgilendirmiş olma sorumluluğundan kurtulmuş olurum. Bu nedenle bu nazik uyarınız dikkate alarak tersi örnekleride araştıracağım. Teşekkür ederim  23.08.2007 14:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 753
Kayıt tarihi
: 06.06.07
 
 

Sosyoloji ile ilgili olarak Birikim, Üç Ekoloji, Birgün Gazatesinde çeşitli yazılarım çıktı. Ayrı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster