Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1727
 

Mol'Osmanların Cinibiz

Mol'Osmanların Cinibiz
 


Cinibiz, üstündeki samanları silkeledi, içeriye girdi. Kapı, gıcırtıyla kapandı ardından. Kapının tokmağını tutup yeniden açıp kapadı, gıcırtının nereden geldiğine bakmak için kafasını eğdi, oymalı raftan yağdanlığı aldı, menteşeleri yağladı. Birden ter bastı. Kasketini çıkarıp kapının arkasındaki çiviye astı.

Oturmadan, bir çay koydu ocağa.. Sedirin üstünde kedi, uyuşuk uyuşuk oturuyordu. Hayvanın kafasına dokundu. Kedi kalktı, gerindi, sedirden aşağıya baktı, atlayacağı yüksekliği şöyle bir ölçtü, atladı. Ocağın yanına kıvrıldı. Çenesini patilerine dayayıp gözlerini yumdu.

Dışarıdan Emriye’nin bağırtıları geliyordu. Yine birileriyle kavga ediyordu, belli.. Cinibiz, camı kapadı, rengi solmuş perdeyi çekti, sedire uzandı.

Camla perde arasında kalmış bir karasinek, çıkacak yer arıyor, vızıldayıp duruyordu. Cinibiz, kafasını doğrulttu yattığı yerden. Uzandı, perdeyi köşesinden tutup, kendine doğru çekti. Aralıktan, çıkış yeri bulamayınca der top olmuş, serseri mayın gibi dönüp duran sineği gördü. Birden ok gibi fırladı sinek. Gitti ocağın perdesine kondu. Cinibiz, ellerini ensesine dayayıp, yattığı yerden sineğe baktı. Sinek yerini beğenmedi, uçtu gitti, tavana kondu.

Şaziye, ocağın külünü süpürmüş, perdesini çekmişti. Sacayağının üzerine de peynir mayalamıştı. Üç gözlü ocak aldıklarından beri, ocağı yalnızca bazlama, gözleme, sac ekmeği yapmak için yakıyordu. Ocağın basma perdesi rengarenkti. Bahçede, bostanda ne varsa perdedeydi.

Cinibiz’in göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Böyle sırt üstü yatmalarında, göğsünün ağrısı sırtına vuruyordu. Dış kapının açıldığını duydu. Şaziye, sığırı yalaktan getirmiş, ahıra sokmaya çalışıyordu. “Meh!...meh! İneeeekk! Gara gurt yiyesice.. ineeekk!” sesleri yayıldı avluya.

Cinibiz doğruldu, bilekleri şişmiş ayaklarını sarkıttı sedirden, her yanına pıtırak yapışmış yün çoraplarına baktı, ağzının içinden bir şeyler mırıldandı, kalktı... çayı demledi. Elini kapının tokmağına götürdü. Daha kapıyı açmadan kedi kalktı, sırtını kamburlaştırdı, Cinibiz’in bacağına sürtündü. Cinibiz kapıyı açtı, ayağıyla kedinin böğrüne dürttü, onu dışarı yolladı. Doğruca ayak yoluna gitti.

Şaziye, ahıra inekleri bağlarken, gübreliğin üzerindeki helada Cinibiz’in şarıl şarıl işediğini duydu. Sonuncuyu da bağlayıp, içeri seğirtti, süt kovalarını getirip ahırın köşesine bıraktı. Kovanın kıyısına köşesine sinek kondu. Şaziye, iyice eskiyip solmuş önlüğüne taze biçilmiş korunga doldurdu, getirip buzağıya verdi. Buzağı, pembe burnuyla otu koklayıp, yavaş yavaş çiğnemeye başladı.

Cinibiz, ayak yolundan odaya dönerken, Şaziye’nin keyifli keyifli buzağıyı sevdiğini duydu. Tabakasını açtı, bir cıgara sardı, diliyle kağıdını yapıştırıp, cıgaranın ince tarafını ağzına götürdü. Yanık kibritlerden birini yanan ocağa tutup, kibriti alevledi, kibrit elinde kıvrılıp kömürleşmeden, cıgarasını yakmayı başardı. Cıgarasından derin bir nefes çekti, az önce yattığı sedirin tam karşısında, ayakta durdu. Açık mavi kireçle boyalı duvara baktı. Bıldır, Şaziye’nin duvara sabitlediği gölgeye... Mol'Osmanların Cinibiz'in gölgesi bütün haşmetiyle duvardaydı!.... O günü anımsadı.

***

Yine böyle yorgun bir günün akşamında sığırı dağdan getirmiş, sedire uzanmıştı. Şaziye ahırda işini bitirmiş, yakınarak ocağa tarhana çorbası koymaya gelmişti. Cinibiz yattığı yerden seslenmişti karısına: “Çay demlendiyse, bi çay doldur gız!” demişti. Şaziye ince belli yaldızlı bardağa çay doldurup getirmişti evinin direğine.. Cinibiz, yattığı yerden doğrulmuş, ayaklarını sedirden sarkıtıp çayını yudumlamaya başlamıştı. Kalp ameliyatı olmadan sırf dem içerdi... Ameliyattan sonra doktorlar yasaklamıştı demli çayı.

Artık ağır işleri de bırakmıştı Cinibiz. Dağın eteklerinde sığırı otlatıyor, çoğunlukla da bir ağaç gölgesi bulup dinleniyordu. Yeter ki hayvanın birini cız tutmasın... Dayıoğlu Hamdi'nin küçük oğluna... Rasim çavuşa sesleniyordu, danayı cız tutarsa.. Rasim, askere bile gitmemişti daha... Bu çavuşluk lakabı, dedesinden kalmıştı ona. Tarla sınırı yüzünden araları serin olsa da, ara sıra, hasta diye kolluyorlardı Cinibiz'i...

O, suratını ekşitip çayını içerken, Şaziye, suya ısladığı tarhanayı ezmeye koyulmuştu. Kıpkızıl bir ateş topuna dönmüş güneş, Sansarlı köyünün tepelerinin ardına çekilmeye hazırlanıyordu. Güneşin son ışıkları odaya doluşmuştu. Oymalı raftaki gaz lambasının...Cinibiz'in, düğüne derneğe, pazara giderken süründüğü kolonyanın şisesinin.. başkaca ıvır zıvırın gölgeleri uzamış; duvarla tavanın birleştiği yerde gölgeler kesilmiş, tavana doğru kırılmıştı. Ortalıkta bu gölgeler oynaşırken, Şaziye duvarda Cinibiz'in gölgesini görmüş; evinin direği hastanede yoğun bakımda yattığı sırada doktorun ortanca oğullarına söylediğini işitip, duvarın dibine çöktüğü günü anımsamıştı. "Çok yaşamaz, ölür, hazırlayın kendinizi.." demişti o gün, doktor.

Şaziye tarhanayı ocakta kaynayan suyun içine salmış, tahta kaşıkla çorbayı karıştırmaya koyulmuştu. Bir yandan da Cinibiz'in duvara vuran gölgesine dikmişti gözlerini. Belki seneye.. belki de bir iki ay sonra o gölge, bir daha o duvara vurmayacaktı artık. Şaziye'nin boğazına bir acı düğümlenmişti. Kaşığı çorbadan çıkarıp kenara koymuş; çocukların okul zamanlarından kalma, küçücük kalmış bir kurşun kalemi oymalı raftan alıp Cinibiz’in arkasından dolaşmış, duvara vuran gölgesinin çevresini kalemle bir çırpıda çizmişti. Cinibiz, çayını höpürdetirken, kafasını çevirmeden yan gözle bakıp, bıyık altından gülerek sormuştu: “Ne muzırlık yapıyon gız orda?”

“Hiiçç!” demişti Şaziye. “Öylesine, fotonu çektim işte!”

Kafa kağıdındaki fotoğraf dışında bir tek fotoğrafı yoktu Mol'Osmanların Cinibiz’in... Şaziye kalemi önlüğünün cebine atıp, yaşmağıyla gözünün kıyısında birikmiş yaşı silerken, ağladığını göstermemişti Cinibiz’e.. Ölürse, bir hatıra fotoğrafının kalmasını istiyordu evinin direğinden...

***

Mol'Osmanların Cinibiz, duvarın karşısında dikilmiş, bıldır Şaziye'nin, şipşak "duvara çektiği foto”suna bakarken, avludan Şaziye'nin sesi geliyordu.

“Emriye! Suyu bırak gayrı, bu gece bostan sulama sırası bende! Gara gurt yiyesi.. sana diyom gııız!”

...



Zelin Artuğ, Temmuz 2009, Yeryüzü

Görsel: Katmandulu (Nepal) köylü kadınların yaptığı naif resim çalışmalarından.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1015
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster