Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

mustafa kemal büyükmıhcı

http://blog.milliyet.com.tr/mihci47

18 Eylül '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
97
 

Mona Bölüm - 21

Mona Bölüm - 21
 

Binlerce yıl ötelerdeki bir gelecek...


Rövanş hazırlıkları başlatılıyor.
 
Kardeşler karşılaşıyor.
 
“Kaynak aynı kaynak,
 
icat ettiğimiz bir şey yok aslında”
 
Ali, Hars ve Ziza’ya yapılan görkemli karşılama sonrasında sığınakta moraller yükselmiş hummalı bir koşuşturma başlamıştı. Bu üçlü, benliklerine kazınmış Azor bilgi ve öğretilerini kullanarak donanma yapımını yönetiyor ve kaptan olabilecek kişileri dönüştürüyordu; Fermi ve Dara da bunlar arasındaydı. Volkan ve Kasırga dışında on muhribi yeterli görmüşlerdi; Torap kurmaya artık ihtiyaçları kalmamıştı. Yeni sensörleri ile Dünya’nın her noktasını izleyebiliyorlardı. Evrendeki uygarlıkların gemi hareketleri Azor’lular tarafından Mona üzerinden aktarılıyordu; henüz Güneş sistemine yönelen bir tehdit yok gibiydi. Bu hareketler arasında Olap gemileri ise gözlenemiyordu; Benil’in Ali’ye yolladığı mesajdan, gezegenlerini terk edip Azor’luların gösterdiği evren sınırlarındaki korunaklı bir sisteme göç ettikleri ve onların desteği ile buradakine benzer bir hazırlığa giriştikleri haberini almışlardı. Koalisyon belki de bir kez daha buluşturulacaktı…
 
* * *
 
Güney Amur’daki Manta karakolunda, Umut’u hem desteklemek hem de kontrol etmek için sadece özel robotlar ve birkaç avcı gemisi bırakılmıştı. Yeryüzündekiler, Umut’un ve emrindekilerin amansız gaddarlıklarından bezgin düşmüşlerdi, bazı küçük başkaldırılar acımasızca bastırılıyordu. Savaştaki yangınların ve Manta’ların tetiklediği birkaç volkanın kül karışımlı kesif dumanı Dünya’nın önemli bir bölümü üzerinde hala kara bir yorgan gibi örtülmüş duruyordu; bu yüzden gıda kıtlığı had safhadaydı. Umut, her taşın altını didik didik taramışsa da Muur’un sığınağını bir türlü bulamamıştı; giderek gelişen psişik yeteneklerinin bile yararı olmuyordu. Mona ve Mars araştırmalarından da bir sonuç çıkmamıştı. Başarısızlıkları ve bu yüzden Manta robotlarından aldığı tehditler, Umut’un kin ve nefret duygularını kamçılıyordu. Bazen kısa süreli de olsa yüzeye çıkıp kendisini özeleştiriye sevkeden ve sevdiklerini hatırlatan eski Umut’tan da artık çok rahatsızdı ama engelleyemiyordu…
 
* * *
 
Yapımı tamamlanan iki muhrip Mona’ya nakledilmiş; Ali, Hars ve Ziza da, orada kurdukları üssü iyi bilen R50 ile birlikte gitmişlerdi, Azor üssünü incelemek, kendilerininkini de kontrol ederek iyileştirmek istemişlerdi. Azor üssü Mona’nın derinliklerindeydi ve yüzeyle hiçbir bağlantısı yoktu, Tapınak mimarisine benziyordu ama çok daha genişti. Tavanı kubbeli salonun ortasında, sanki altıgen köşelerine yerleştirilmiş yaklaşık iki insan boyunda üstü işaretlerle dolu mermer sütunlar, merkezdeki kuyu ve hemen hizasındaki sarkıt burada da vardı. Yalnız burada, kuyudan çıkan bir metre kalınlığındaki yeşil ışık sarkıtı aydınlatıyor oradan da sütunlardaki bazı işaretlerin üzerine yansıtılyordu. Kuyu ile sarkıt arasındaki ışık huzmesi içinde asılı duran iki cisim dikkatlerini çekmişti, yaklaştıklarında nakledilen muhriplerin maketleri zannettiler. Sonrasında Ali’nin Benil’den aldığı cevap, onların Torap’takine benzer bir teknoloji ile küçültülmüş gemiler olduğunu söylüyordu. 
 
Hars yine dayanamadı: “Bizi de o maketlere sokacaklar herhalde, bunlardan her şey beklenir.”
 
Ali ise bunları artık normal karşılıyordu: “Daha bir yığın şaşırtıcı yeniliğe hazır olmalıyız Hars. Azor’lular bizim çok ötelerimizde biliyorsun.”
 
“Anfideki konuşmalarından yanlış anlamadıysam, bazı marifetlerini öbür evrendekilerden almışlar.”
 
Ziza araya girdi: “Gördüğüm kadarıyla burada yapacak bir işimiz yok, bizim üsse geçelim, neden çalışmadığını bulmamız lazım Ali.”
 
“Haklısın Ziza, zaten Benil’de şimdilik sadece gezmemizi öğütlemişti...”
 
* * *
Olap’lıların Orion kuşağından ayrılmalarının ardından, kuşaktaki diğer uygarlıkların zayıf düşen ortak savunması Manta’larla, sonucu tayin edebilecek çetin bir çarpışmaya girmişti.
 
Benil, Ali ve Hars’ın Manta saldırılarını etkisiz kılmaları ve hak ettikleri şekilde cezalandırılmaları için Volkan ve Kasırga’yı Mona’ya göndermişti; asıl niyeti, onlara yüklenen yetenekleri denemekti; Orion kuşağındaki çatışmayı da kaçırılmayacak bir fırsat olarak görmüştü. Gemiler, gezegenleri bile ateş topuna döndürmeye başlayan savaşın sonuna doğru orion kuşağına ulaşmışlardı. Manta’lar son noktayı koymak üzereydi; karşılarında, çoğu hasarlı birkaç yüz fırkateyn kalmıştı. İlk tetiği, Hars Kasırga’dan çekmek istemişse de Ali mani olmuş; kuşağı derhal terk etmeleri için Manta’ları uyarmıştı. En yakındaki üç Manta muhribinin cevaben Volkan’a yönelttiği ateşi, Volkan’ın uzay-zaman kıvrımlarındaki kıvrak dansı boşlukta eritmişti. Ali’nin, sabrının sınırlarında dolaşan Hars’a sen başla demesiyle beraber, Kasırga’dan ardı ardına yayılan spiral alan şokları ateş edenleri dalgalandırmış ve uzaydan silmişti. Sonrasında da iki geminin birlikte saldırıları, Manta’ları ummadıkları bir hezimete uğratmış, geriye kalan ağır hasarlı gemiler hiper-uzayda kaçmaya başlamıştı. Ali ve Hars, Orion kuşağının gezegenlerine yerleşmiş Manta’ları evrenin ücra köşesindeki bir gezegene ışınlamışlar, kurtardıkları uygarlıklarla bir temas kurmadan gemilerini bırakmak için Mona’ya dönmüşler, oradan da sığınağa ışınlanmışlardı.
 
Hars’ın başarısı Benil’i çok mutlu etmişti, Ali’den zaten emindi; ikisini tebrik etmek ve yıllardır görüşmediği Muur’un hatırını sormak için sığınağa gitmişti. Bu ziyaret, sığınakta yaşayan diğerlerinin Azor’lularla ilk teması idi.  Muur’un ofisinde biraradaydılar:
 
Muur’un neredeyse ağzı kulaklarına varacaktı: “Sevgili Benil, en son görüştüğümüzde hologramın vardı; lütfedip kendin geldiğin için tüm Arz’lı dostlar adına teşekkürlerimi kabul et!”
 
“Ne demek, asıl ben teşekkür etmeliyim Sevgili Muur; böyle güzide insanlarla beraber olduğun için. Bundan sonra atacağınız her adım tüm evreni etkileyecek, adımlarımızı hızlı fakat kılı kırk yararak atmak zorundayız.”
 
Karin de heyecanlıydı: “Sayın Cedi, ben de minnettarlığımızı ifade etmek istiyorum; şimdiye kadar sergilediğiniz dostluk hepimizi derinden duygulandırdı.”
 
“Önce evliliğinizi kutlamama izin verin, hayırlara vesile olacağına inanıyorum... Karin! Nazik ve alçak gönüllü ifadelerin beni de duygulandırdı. Minnettarlık sözcüğünü hoş karşılıyorum ama güzel ahlak ipine tutunduğumuz sürece kardeşiz; kardeşler arasında borçlu hissetme olmamalı, sevgi, saygı ve dayanışma duygularını hâkim kılmalıyız.” 
 
Bu sözler Fermi’yi harekete geçirmişti: “Ne güzel gönülden konuşuyorsunuz, karşınızda duygulanmamak mümkün değil. İyinin ve kötünün her yerde aynı olduğuna inanmıştım zaten.”
 
Benilin karşılığı gecikmedi: “Hocam! Kaynak aynı kaynak, icat ettiğimiz bir şey yok aslında, bizleri yalnız bırakmayanın gösterdiği yol yeterli oluyor.”
 
Muur hemen atıldı: “Sevgili Belin! “Hocam”’ı sen de yakalamışsın bakıyorum; diplerden başlamıştı, şimdi yetişene aşk olsun.”
 
Hars da Fermi’ye dönüp övgüsünü kendince dillendirdi: “O “Hocam” dediğiniz benim de dünyamı değiştirmeye başladı; biraz ağdalı konuşsa da giderek daha çoğunu farkedebiliyorum.”
 
Benil bunu gülümseyerek yanıtladı: “Seni bir tetikleyenin olduğunu anlamıştım Hars; biraz daha sıkı tutunmanı öneririm.”
 
Ali konuyu işe odaklamak istiyordu: “Sayın Cedi, babamın ve hocamın bulunduğu eşsiz sohbetlere şimdi siz ayrı bir renk katıyorsunuz; biz gençler emin olun çok yararlanıyoruz. İsterseniz burada bırakıp ne yapacağımıza karar verelim.”
 
“Her durumda dik durabilmemiz için bu sohbetlere ihtiyacımız var Ali; ama yine de haklısın, bir taraftan da işler bizi bekliyor... Bana sorarsan, önce evin içini süpürelim derim; Umut’un Manta desteği ile sürdürdüğü mezalimi durdurmak zorundayız.”
 
Ziza bundan rahatsız olmuştu: “Umut’a bir zarar vermeyelim ne olur! Esiri olduğu kötü yanını yeneceğini hissediyorum.”
 
Fermi de destekledi: “Ben de hala Umut’ta umudumu yitirmedim kızım. Altını balçıktan temizlemenin zararsız bir yolu vardır mutlaka.”
 
Hars’ın aklına bir çare gelmişti: “Onu buraya ışınlayıp dönüştürelim, olamaz mı Sevgili Benil?
 
“Yapabiliriz de, hızla gelişen yetenekleri dönüşüm sırasında ona onarılamayacak zararlar verebilir. Yegâne çözüm kendi içinde, eski Umut’a bir şekilde fırsat tanımalıyız.”
 
Bunu Ali’nin önerisi izledi: “Yüz yüze bir konuşayım isterseniz, ne de olsa öz kardeşiz.”
 
Muur’un hoşuna gitmişti: “İyi fikir oğlum, bence denemeye değer, ona bir zarar gelirse Ziza’dan önce ben yıkılırım.”
 
Benil ise endişeliydi: “Alttaki Umut’u her geçen gün daha çok bastırıyor, tesir edebilirsen ne âlâ.”
 
Ali’nin önerisini Karin de riskli görüyordu: “Bu konuşma çatışmaya dönerse ikisi de zarar görebilir; ben aynı fikirde olamıyorum, endişeliyim Muur.”
 
Fermi araya girdi: “Dikensiz gül yok Sevgili Karin, doğrusu buysa bize düşen hayırlı sonuçlanmasını dilemek.”
 
Ali her şeye rağmen kararlı idi: “Bu riski alabilirim.”
 
Ziza dayanamadı: “İkinizi de sapa sağlam bekliyorum; ne olur, bazı duygularına kapılma!”
 
“Elimden geleni yapacağım.”
 
Bunu Benil’in açıklaması izledi: “Seni onun özel ofisine ışınlayacağız; yine de, çevreden bir zarar gelmemesi için gözümüz üzerinizde olacak, o bakımdan rahat ol!”
 
* * *
 
“Oğlum! Bak bir günü daha geride bıraktın, nereye bu yolculuk? Biz insanlar geçici ve aldatıcı güzelliklerin peşinden koşuyor, tükettiklerimize aldırmıyoruz. Bazen seviniyor, coşuyoruz. Bazen kızıyor, kırıp döküyoruz. Bazen yitiriyor, korkuyor, ümitsizliğe kapılıyoruz. Bazen seviyor, paylaşıyor, katlanıyoruz. Bazen de uyarılıyor ama çabuk unutuyoruz. Sanki çoğu zaman dizginleyemediğimiz bir yanımızın esiri oluyoruz... Şimdi dönüşü olmayan burada daha iyi anlıyoruz o taraftaki varlık nedenimizi...  Yavrum ne olur!, kardeşinin sesine kulak ver!...”
 
Sabahın ilk ışıkları odasını aydınlatmaya başlamıştı. Yatağına yöneltilmiş hologramdan sanal hostesin her zamanki monoton sesi ile uyandı. Gözlerinden uyku akıyor, son iki gündür boğuştuğu sorunları kafasından atmaya çalışıyor, annesi olduğunu ima eden kadının kulaklarında çınlayan sözleri sabahın bu saatinde beynini şimdiden tırmalıyordu: “Bir işe yaramayan süslü kelimelerle dolu bu uyarı da nereden çıkmıştı şimdi? Şu anda bulunduğu taraf neresiydi? Ali, arayıp bir şeyler mi diyecekti? Zaten hayatta olduğu da belli değildi. Dün akşam, yaşadığı terslikleri unutabilmek için Gölgeli yardımcısı ile birlikte kendini alkole vermiş, bu arada da bir hayli yemişti; gördüğü kabusun nedeni bu olmalıydı...” Bu düşünce yumağı arasında saatine baktı ve gecikmekte olduğunu fark etti.
 
Hostesi de uyarıyordu: “Yine geç kaldınız Sayın Konsül, karakolda bekleniyorsunuz.”
 
Umut’un son günlerdeki kızgınlığı, eskiden kendinde tuttuğu düşüncelerini umursamadan ve hoyratça dışa vurmasına neden oluyordu: “Biraz daha beklesinler, şimdi ofise geçeceğim, sensörlerin gece topladıklarına bakmam lazım... Aslında, onlara aracısız erişebilseydim, gözlemleri uykudayken beynimde olur, şimdi de zaman kaybetmezdim... Şu sahiplerinizi anlamak mümkün değil, benden sakladıkları bilgiler giderek artıyor.”
 
“Bu tutumunuz rapor edildi efendim; karakolda olabileceğiniz zamanı da bildirmemi istiyorlar.”
 
Umut tersledi: “İki saati geçmez, çok aceleleri varsa yardımcım gitsin.”
 
“Sizi çağırıyorlar efendim.”
 
“Tamam anladık! Gecikmemeye çalışırım.”
 
Hızla ofisine yönelmişti, yanından geçenlerin saygılı selamlarını bile almadı. Kapıya bir iki adım kalmıştı ki yine titreme nöbetine girdi, eski Umut yüzeye çıkmaya çalışıyordu, uzun zamandır olmamıştı, bastırdığını zannediyordu. Her gün güçlenen yeteneklerini bir kez daha kullandıysa da çok zorlanıyordu, yere yığıldı. Karşısında beyaz giysiler içerisinde eski Umut duruyordu. İçe işleyen ve sanki her yönden yankılanan bir sesle: “Kardeşine zarar verme Umut. Kötülükler, yapanı da bitirir... Dilerim, adımların adına yakışır.” demiş ve kaybolmuştu. Güvenlik görevlisi Manta robotunun seslenişi ve silkeleyişi ile gözünü açtı:
 
“Yükünüzü kaldırmakta zorlanmaya başladığınızı görüyorum efendim; bir yardımcı daha istermisiniz?”
 
Umut, bir an için “Ne zorlanması? Yetersiz bilgilerle boğuşturuyorsunuz” diye terslemeyi düşündü ama vazgeçti: “İyi olur yollasınlar. Şimdi işim acele, ben çıkana kadar kapıda bekle, kimseyi de alma!”
 
Ofisinde, güneş sistemindeki her şeyi tarayan dev ekranın başındaydı. Tapınak bölgesinden belirsiz aralıklarla yayılan düşük seviyeli anlamsız bazı sinyaller dışında, Mona ve Mars’dan hala işe yarayabilecek bir bilgi kırıntısı dahi yoktu. Bu kadarı bile birazcık sevindirmiş ve umutlandırmıştı.  Kabilede geçirdiği günleri, oradaki anne ve babasını, öz babası Muur’u, sevdiği Ziza’yı ve bölgenin Muur tarafından çok sıkı korunmuş olduğunu hatırladı. Eski dostları, şimdi ise Ziza dışında bir damla suda boğmak istedikleri acaba orada bir yerlerde miydi? Bu sinyallerin kaynağı onlar mıydı? Babasının kurduğu enerji perdesine rağmen, bölgeyi bir çırpıda alt üst edebilirdi ama nedense Kabiledeki zararsız gariplere dokunmak istememişti. Belki de onların yok oluşunu göze almalı; bölgeye, derinliklerine varıncaya kadar ölümü tattırmalıydı. Ekranı incelerken daldığı bu düşüncelerden, arkasından gelen tanıdık bir sesle bir anda koptu, koltuğunu yavaşça geri çevirdi, karşısındaki Ali idi:
 
“Sakın haa, yapma! Masumları ezen sonunda kendini de ezer.”
 
“Nereden çıktın?  Nasıl girdin buraya?”
 
“İyi yanına seslenebilmek için geldim, Sevgili kardeşim. Tuttuğun yol, yol değil. Ziza’n ve tüm dostların seni özlüyor.”
 
“Hayattalar mı? Neredeler?”
 
“Hepsinin sağlığı yerinde!”
 
“Neredeler?”
 
“İyi yanın dönene kadar söyleyemem.”
 
“Biliyorsun yeteneklerimi, şimdi çok daha fazlasına sahibim, sakladıklarını çıkarmam bana zor gelmez.”
 
“Zaten denemeye başladın bakıyorum... Bende de bir şeyler var artık, vazgeçmeni öneririm, sana zararım dokunsun istemiyorum.”
 
Ali’ye bakarak bir süre suskun kalmış; harcadığı enerji, terletmeye ve tenini kızartmaya başlamıştı. Beyin taramasından, Ali’nin içindeki kötü yanının yok denecek kadar azalmış olduğunu hayretle farketti; onu zayıflatmak için, kalan kötülük kırıntılarını tetiklemek istedi:
 
“Ziza’yı elinden aldım diye beni kıskanıyorsun değil mi?”
 
“Hayır kardeşim! O senin, ama ona layık olmalısın.”
 
“Babamızın bana gösterdiği ayrıcalığı da içine sindirememiştin, senden üstün olduğumu o da anlamıştı.”
 
“Yine aldanıyorsun; o her zaman ikimizden de sevgisini eksik etmedi ve adaletten ayrılmadı.”
 
“Şimdi Dünya’nın hâkimi benim, o büyük şirketlerin artık esamesi okunmuyor. Gel beraber yönetelim! Karşımızda kimse duramaz.”
 
“Sen değilsin ki... Arkanda, önlerinde eğildiğin Manta’lar var, bu seni sıkmıyor mu?”
 
“Birleşirsek onları da hallederiz, tüm evrene açılırız. Dostlarının evreni yönetmesini arzu etmez misin?”
 
“Artık bırak bunları, içimde kalmış kırıntıların sana bir yararı olmaz... Rahatla, kendini sevgiye bırak... Manta mezalimini, öldürülen ve ezmekte olduğun masum insanları düşün... İyi yanına çıkması için fırsat tanı, emin ol tüm sıkıntılarından kurtulursun.”
 
Umut’un kızaran teni bu kez ter içindeydi, morarıyor ve nefes almakta zorlanıyordu. Geri dönerse, Ziza’sına kavuşurdu ama ikinci planda da kalabilirdi. Manta’lara isteksizce de olsa baş eğmesine rağmen bu yaşamının tatlarına alışmıştı. Gelişen yetenekleri ile her türlü engel, karşısında giderek ufalacaktı... Böyle sonuç alamayacağını anlamıştı; Fiziki bazı zararlar vererek Ali’nin dikkatini zayıflatmayı düşündü. Ona doğru uzattığı avucundan çıkan kırmızı ışınları Ali beklememişti; canı yanarak bir süre havada askıda kaldıktan sonra duvara fırlatılmış ve yere yığılmıştı. Umut’un bu sıradaki psişik etkileri Ali’nin derinlerine nüfuz etmeye başlamıştı. Toparlanması uzun sürmedi; Umut, aradığı bilgilere yine ulaşamamıştı. Ali doğruldu kalktı; vücudunun etrafında beyaz ışıklar oluşmuştu, bu sefer kendisi havada duruyordu. Umut’un birkaç kez daha tekrarladığı ışınlar onu sadece gülümsetiyordu.
 
Umut nefes nefese kalmıştı: “Ne oldun sen böyle? Nasıl kazandın bunları?”
 
“Vazgeç kardeşim, hepimiz seni seviyoruz, sevgi ve iman en güçlü mutluluk kaynağımız, senin de olabilir, neden direniyorsun? ... Bak! Bana yolladıkların kendine zara veriyor, farketmiyor musun? ... Annemizin rüyandaki sözlerini hatırla! Haydi! Çık artık aydınlığa! ...”
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 136
Kayıt tarihi
: 18.09.12
 
 

ODTÜ'lüyüm, makina yüksek mühendisiyim, vicdanı rahat bir memur emeklisiyim, iki çucuk babasıyım,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster