Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '06

 
Kategori
Savunma Sporları
Okunma Sayısı
524
 

Muasır medeniyetler için aikido

Muasır medeniyetler için aikido
 

Güvenlik... Gelişmiş, dünyada söz sahibi olmuş, medeni gördüğümüz devletlerin ortak noktası.

Güvenlik... Gelişim için ön şart. Her devletin birinci önceliği.

Çünkü güçlü bir savunma ve savaş yeteneği olmaksızın caydırıcı olunamıyor. Dolayısıyla da devletinize ne ekonomisini, ne teknolojisini, ne eğitimini, ne de sanatını ilerletebilmesi için zemin sağlayamıyorsunuz. Adalet tesis edilemiyor. Temel hak ve özgürlükler teminat altına alınamıyor.

Güvenliği ancak savaşı çözerek sağlayabiliyorsunuz. Ne olduğunu, nasıl yapıldığını, öncesini, sonrasını, yenilgisini, zaferini, ihtiyaçlarını, gereklerini, zamanlamasını, ...vs. vs. daha bir çok özelliğini öğrenip, geliştirip, uygulama kabiliyetinizi arttırıyorsunuz ve bu sayede güvenliğinizi temin ediyorsunuz.

Savaş sistemi her ölçekte komple bir disiplin istiyor, ciddiyet istiyor, gayret istiyor.

Doğumdan ölüme kadar, okulda, işte, ailede, kısaca nefes alıp verilen her anda ve her yerde insanoğlu mücadele içerisinde. En basitinden hayatını idame edebilmek için bitkileri yada canlıları yakalayıp yiyecek. Hava şartlarından, yırtıcılardan ve düşmanlarından korunmak için barınaklar inşa edecek. Hiç olmadı fikrini kabul ettirebilmek için tartışmalardan galip ayrılmak isteyecek.

Bunun gibi hayatımız içerisinde sayısız savaş istasyonları var ve bilerek yada bilmeyerek ama mecburen bu istasyonlarda savaşıyoruz. Hem de her an. Yer ve koşulları bizim tespit edemediğimiz durumlarda bile savaşıyoruz. Bazen yeniliyoruz, bazen yeniyoruz. Ancak yensek de yenilsek de ayakta kalmayı becerdiğimiz müddetçe hayatımız devam ediyor.

Bunlar hepimizin ortak gerçekleri. Gerektiğinde silahlanıp savaşıyoruz, gerektiğinde bilgi ile savaşıyoruz, gerektiğinde sermayemiz ile iktisadi bir savaş veriyoruz. Meselenin aslı aynı; savaşıyoruz işte.

Savaş sanatlarının doğuşu da doğal olarak güvenlik esasına dayanıyor. Size, yakınlarınıza, kutsallarınıza, dostlarınıza, mallarınıza, topraklarınıza, işinize yönelik tehditler yada saldırılar meydana geldiğinde savaş bilginiz ve yeteneğiniz ne kadarına yetiyorsa üzerinize gelen şiddeti o kadar durdurabiliyorsunuz.

Hepsi ile baş edebilmek pekala da mümkün. Savaşın sistemini bildiğiniz sürece hiç bir sıkıntı yok. Çünkü başlangıç noktası kendinizsiniz. Önce kendinizle olan savaşınızı bilmeli, bunun farkında olmalı ve bunu kazanmalısınız. Savaşmayı kendinize öğreterek.

Adının pek önemi yok. Karatedo, judo, aikido, ...vs. Hepsi de askeri bir disiplin içerisinde önce vücudunuzu, sonra ruhunuzu hizaya sokup sizi kendinizden haberdar etmek için var. Sonra da çalıştırıcınızın öğretisine göre öğrendiklerinizi hayatınıza, işinize, arkadaş çevrenize, ailenize, milletinize fayda getirebilecek yönde uygulatmak için.

Bilen emin olur. Kendinden emin insanlar, kendinden emin toplulukları oluşturur. Böyle topluluklarda kargaşa, kaos, panik, stres gibi hastalıklara da pek rastlanmaz.

Japonlar bu meseleyi bu şekilde ele almış, bu şekilde de çözmüşler. Bunu bir öğreti haline getirmiş ve küçük yaşlardan itibaren teşvik edip destekleyerek herkese öğretmişler. Disiplini küçük yaşlarda temin etmişler ve hayatlarına tatbik etmişler. İsteyenler Sony'yi, Toyota'yı ve Pearl Hearbour baskınını okuyup, içinde bizim temel teknik deyip de antremanlarda çalıştığımız bir çok tekniği görebilir.

Her milletin inandığı bir savaş stratejisi var. Hem bireysel, hem toplumsal anlamda. Bu milli savaş stratejilerine olan inançlarını asla sorgulamıyor ve bunu önemseyerek nesillerine öğretiyorlar. Eğitim politikalarına bakabilirsiniz.

Neticede savaş her yerde var. İnsan yaşadığı müddetçe de olacak. Bu sebepledir ki iyi liderler, her zaman savaşmayı iyi bilenlerden çıkacak. Napolyon'lar, Fatih Sultan Mehmet'ler, Gazi Mustafa Kemal'ler ve daha niceleri gibi.

Toplumla savaş arasına engeller koymak, medeniyet adı altında toplumu savaştan uzaklaştırmak ve hiç gelmeyecekmiş gibi onu inandırmak, esasında bir millete yapılacak en kötü muamelelerden biri bu manada. Çünkü ilk gerçek savaş tehdidinde, mesela bir deprem felaketinde fiziki ve maddi yıkımların yanında insani, fikri ve manevi anlamda da çöküntüleri hemencecik farkedersiniz. İnsanların kaosun, paniğin, korkunun, yağmanın esiri olduğunu, insanlıktan çıktıklarını görürsünüz.

Dayanabilmek manevi açıdan sağlıklı bir toplumla, o da kendinden başlayarak savaşın ciddiyetini bilen bireylerle mümkündür dersek abartmış olmayız.

Önce kendimizi, sonra ailemizi, yakınlarımızı, dostlarımızı ve milletimizi geliştirmek mecburiyetindeyiz. Ben, eğer doğru bir şekilde ele alınırsa Aikido'nun insanlara yardımcı olabileceğini biliyorum.

Ancak coğrafyasında güvenliği tam olarak tesis etmiş bir Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesine varabileceğini düşünüyorum.

O zaman madem ki bilenle bilmeyen bir olmaz. Madem ki hayatımız bir savaş ve biz de savaşın içerisindeyiz. Bunu es geçmeyelim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1328
Kayıt tarihi
: 18.10.06
 
 

Evli ve 2 çocuk babasıyım. Üniversite terkim. 17 yıldır tekstil sektöründeyim. Ama konuşmak ve yazma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster